Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Abdurrahman Yıldırım Türkiye zombi şirketlerde niye dünya birincisi?
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Banka, iç borç ve döviz krizi olarak tanımlayabileceğimiz 2001 krizinde kamu sektörüne çeki düzen verdik, bankacılığı yeniden yapılandırdık ama reel sektöre dokunmadan geçtik. Bunda yeni düzende çalışacak bankaların regülasyonlarının şirketleri dönüştüreceği varsayımı da etkiliydi.

        Ancak ilerleyen yıllarda pek de öyle olmadı. Değişen iktidarın kredi ve faiz konusundaki tutumu bu amaca ulaşmayı zorlaştırdı.

        -2012 yılında yürürlüğe girmek üzere önceden bütün siyasi partilerin oy birliği ile yarım asır sonra yenilenen Türk Ticaret Kanunu şirketlere yeniden yapılanmayı getiriyordu. Bu çerçevede batık, pek faaliyet göstermeyen, kar üretemeyen, ekonomiye yük olmuş şirketler tasfiye edilecekti. Sayıları da o zaman kanunun hazırlayıcısı Prof. Dr. Ünal Tekinalp tarafından 320 bin kadar verilmişti.

        -Ancak işverenler şirketlerdeki bu reformu göze alamadı. Mecliste ittifakla kabul edilen yasa iktidarın çoğunluk oylarıyla değiştirilerek yürürlüğe girdi. Türkiye şirketler reformunu elinden kaçırdı.

        KREDİDE HAZİNE KEFALETİ DÖNEMİ

        -2016’da Fetö darbe girişiminin ekonomik açıdan yaraları sarılırken Hazine kefaletli Kredi Garanti Fonu (KGF) kredileri devreye alındı. Şirketlere destek ekonomiyi büyüttü. O ortamda Anayasa Değişikliği Referandumu ve arkasından erkene alınan genel seçimler yapıldı.

        -Seçime doğru ve seçim sonrası her zor durumda ya KGF uygulamaları genişletildi ya yeni uygun koşullu kredi paketleri hazırlandı.

        -Son 1.5 yılda da para ve kredi genişlemesi ile negatif faizleri devreye soktuk. Enflasyonun dörtte biri, beşte biri düzeyinde faizle krediler kullandırdık.

        -Doğru düzgün çalışsınlar diye yeniden yapılandırmaya çalıştığımız şirketler kesimi 2020, 2021 ve 2022 yılları böyle bir ortamda tarihi kar rekorları kırdı. Kar rekoruna 2022 yılında yükselen enflasyon ile bankalar da eşlik etmeye başladı.

        -Bedeli de yüksek enflasyon yoluyla tüketiciler ödemeye başladı. Gelir ve servet dağılımında büyük bozulma yaşandı.

        -Son bir yıl içinde asgari ücret, ücret, maaş ve emekli maaşı artışları ile geniş kitlelere enflasyon telafisi yapılıyor.

        -Ancak bol ve ucuz para ortamında verimlilik düştü, ekonominin rekabet gücü giderek azalmaya başladı.

        -Kısaca 2000 yılı sonrası dönemde ekonominin ana gövdesini oluşturan reel sektör şirketlerinin pek de sağlıklı çalıştığını söylemek zor. En azından rekabet gücü kaybediyor ve içlerinde çürük olanlar fazla.

        ŞİRKETLERİN %13’Ü ZOMBİ Mİ?

        -Bu durumu son olarak IMF’nin internet sitesinde yer alan rapor, Türkiye’yi dünyada en yüksek “zombi şirket” oranına sahip ülke olarak belirledi.

        Türkiye’de şirketler arasında zombi şirket oranının yüzde 13’ü geçtiği belirtildi.

        -Rapora göre Türkiye reel sektöre ait halka açık olmayan zombi şirket oranında birinci olurken, halka açık şirketlerde dünyada 21'inci sırada yer aldı. Halka açık şirketler arasında ‘zombi’ tanımına girenlerin oranı ise Türkiye’de yüzde 8 düzeyinde.

        -Burada biz de ek bir bilgi verelim. 2001 krizinde borsa şirketlerinin sayı olarak yüzde 11’i ya battı ya da batan bankaların iştiraki olması nedeniyle müsadere edildi.

        -Bruno Albuquerque ve Roshan Iyer tarafından hazırlanan ve 16 Haziran’da yayımlanan rapor ile 2000 yılından bu yana dünya çapında halka açık olmayan zombi şirketler hakkında yeni bir veri seti hesaplandı.

        - ‘Yürüyen ölülerin yükselişi: Dünyadaki zombi firmalar’ başlıklı raporda zombi şirketler hem mali sıkıntı içinde hem de kar etme ihtimalleri düşük şirketler diye tanımlandı.

        -Salgın döneminde mali yapıları iyice bozulan ve kağıt üzerinde yaşayan şirketlere verilen krediler zombi şirketlerin payını son yıllarda artırdı. Zombi şirketlerin payı 2018’den bu yana artıyor.

        RAPORDA NELER VAR?

        -IMF raporuna göre zombi şirket oranı ülkeler ve sektörler arasında büyük farklılıklar gösteriyor. Ancak gelişmiş ülkeler ve gelişmekte olan ülkeler arasında ciddi bir fark yok.

        -Bitişikte yer alan grafikte görülebileceği gibi zombi şirket oranında Türkiye’nin ardından Endonezya, Romanya ve Rusya geldi.

        -Halka açık şirketlerde ise en çok zombi şirket oranına sahip ülke Ürdün, onu Güney Kıbrıs ve Yunanistan izledi.

        -Zombi şirketleri halka açık olan ve olmayan diye ayıran raporda, “Belki de şaşırtıcı bir şekilde, halka açık olmayan firmalar arasında zombileşme oranının daha düşük olduğunu görüyoruz” ifadelerine yer verildi

        -Dayanıklı tüketim malları üreten ve varlık fiyatlarında ani düşüşlere maruz kalan şirketlerle emlak, enerji gibi büyük talep dalgalanmalarına uğrayan sektörler arasında daha fazla zombileşme yaşanıyor.

        #resim#1070389#

        -IMF raporuna göre düşük kâr veya zarar etmelerine rağmen yüksek kredi veya destek alabildiği için ayakta duran şirketler, aynı zamanda sağlıklı işleyen şirketler için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Bu durumun ekonomideki genel üretkenliği, yatırımı ve istihdamı azaltabileceği vurgulandı.

        EKSİK SERMAYE VE DÖVİZ BORCU ETKİLİ

        -IMF raporu şirketlerin zombi duruma düşmesinde sermaye eksikliğinin ve dövizli kredilerin önemli rol oynadığına dikkat çekiyor. Türkiye’nin niye zombi şirket sıralamasında başı çektiği belli.

        -İşe doğru dürüst sermaye koymadan başlamak ve işleri borçla döndürmek bizde hem bir gelenek hem sermayenin eksikliğinden kaynaklanıyor.

        -Oluşan sermayeyi de koruyamıyoruz. Ya vergi düzenlemeleri ya da yargının bağımsız olmayışı, mülkiyet haklarının yeterince korunamaması gibi nedenlerden dolayı sermaye kendini güvende hissetmiyor. Gizlenme, yurt dışına çıkma, olmazsa yurtiçinde parçalanma yani küçülme yollarını arıyor.

        -Borç veya kredi ise yerli para ile alınacaksa hem kısa vadeli hem yüksek faizli olmak zorunda. Yüksek faiz kısmı son yıllar için hariç çünkü yapay şekilde faizler baskı altına alındı. Ancak bu durum da sürdürülebilir değil.

        -Türkiye’de kredilerin ortalama vadesi 16 ay gibi çok kısa. Faizin yüksekliği, enflasyonun yüksek ve oynak oluşundan kaynaklanıyor. Arada geçen 13 yıllık tek haneli dönemi hariç diyerek ekonomik hayat 50 yıldır yüksek ve oynak enflasyon ortamında yaşıyor.

        -Finansal sistemi tamamlayacak ve tek ayak üzerinden gitmekten kurtaracak, şirketlerin kaynak ihtiyacını uzun vadeli karşılayacak sermaye piyasası ise bizde yeterince gelişmiş değil.

        -Bu durumda girişimciler yatırım kredileri için dövizli borçlanmaya ve yurt dışına yöneldi ki, şirketlerin bir bilanço sorunu da yabancı para borçlarının yüksek oluşu ve dövizde açık pozisyon taşımalarından kaynaklanıyor.

        -Türkiye’nin rekabet gücünü artırmanın, ülkenin döviz ihtiyacını karşılamanın, enflasyonu düşürmenin, ekonomide gelişmenin, reel anlamda ücret artışlarını koruyabilmenin yolu şirketlerin güçlü olmasından geçiyor. Ekonomide asıl eksiğimiz burada.