Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Abdurrahman Yıldırım Altında, dolarda ne oluyor?
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Topu topu 9 iş gününde altının onsu 4.500’den 5.500 dolara yükseldi. Bin dolar veya yüzde 20 arttı.

        Aynı tarihlerde doların büyük paralara göre değerini ölçen DXY 99 binden 95’e bine indi. Kayıp yüzde 4.

        Sert hareket altında ama altındaki hareket de dolara yönelik güvensizlikten kaynaklanıyor.

        Bu anlamda yaşanan sert bir düzelme veya fiyat hareketi değil, iktidar kaymasıdır. Grafiklere bakan yanılır, haritaya bakan görür.

        Bugün dolarda olan biten, merkez bankalarının ya da teknik analiz kitaplarının konusu olmaktan çıktı. Bu, ABD’nin kendi hegemonyasını yeniden tanımlama sürecinin piyasaya yansımasıdır. Daha açık söyleyelim: ABD, doların gücünü savunmuyor. Çünkü artık ona ihtiyaç duymuyor.

        Plaza Anlaşması 2.0 değil, hegemonyadan geri çekilme

        1985’te Plaza Anlaşması vardı. Büyük ekonomiler masaya oturdu, doları bilinçli şekilde zayıflattı.

        Bugün ise masa yok, imza yok. Ama çok daha tehlikeli bir şey var: kontrolsüzlük.

        Trump yönetimi güçlü dolar fikrini terk etti.

        Güçlü dolar ihracatı boğan, ticaret açığını büyüten ve borç ekonomisini kırılganlaştıran bir yük haline geldi. Washington bu yüzden doları savunmak yerine, piyasanın önüne atıyor.

        Bu bir politika hatası değil. Bu, “Önce Amerika” sloganının doğal sonucudur.

        Dolar artık para değil, silah

        Rusya’nın 200 milyar doları aşkın rezervlerinin 2022’de donduruluması.. Grönland krizi, Avrupa’ya yöneltilen ticaret ve vergi tehditleri, NATO içindeki çatlaklar… Bunların hepsi tek bir mesaj üretiyor: Dolar tarafsız değil.

        Ve tarafsız olmayan para, rezerv para olamaz.

        Bugün küresel sermaye ABD varlıklarından çıkıyorsa, bunun nedeni getiri değil; güven sorunudur.

        Amerika’yı sat “Sell America” dalgası ideolojik değil, refleksiftir.

        Kimse siyasi pazarlık konusu olan bir parayla uzun vadeli pozisyon taşımak istemez.

        Üstelik bu para biriminin değeri de düşecekse…

        Fed: Son kale çöküyor

        Doların arkasındaki son kurumsal dayanak Fed’di. O kale de sallanıyor.

        Faiz indirimleri bir yana, asıl mesele Fed’in bağımsızlığı. Piyasa artık Fed kararlarını ekonomik gerekçelerle değil, siyasi direktifler üzerinden okuyor. Nihayetinde yeni Fed başkanı ataması bu işe noktayı koyacak.

        Bir para birimi, merkez bankasına olan inançla yaşar. O inanç aşındığında, grafikler sadece sonucu yazar

        DXY’deki teknik kırılmalar, stop-loss’lar, algoritmalar… Bunlar hikâyenin süsü. Asıl mesele şu:

        Piyasa, dolar merkezli düzenden çıkmaya başladı.

        Bu çıkış ani değil, sessiz ve kararlı. Ve geri dönüşü zor.

        Altın yükselmiyor, oylanıyor

        Altın rallisi bir yatırım tercihi değil, bir sistem referandumudur.

        Merkez bankaları, fonlar, piyasalar, yatırımcılar ve devletler şunu söylüyor: “Ben artık borca, vaade ve söze değil; sınırlı, dokunulabilir ve politikadan bağımsız değere güveniyorum.”

        Altın, gümüş ve diğer değerli metallerin yükselişi, finansal bir kazançtan çok, jeopolitik bir tercihtir.

        Japon sermayesi çekiliyor, likidite azalıyor

        En kritik gelişme Japonya’da yaşanıyor.

        Yıllardır küresel sistemi ayakta tutan ucuz yen dönemi kapanıyor. Carry trade çözülüyor. Japon sermayesi evine dönüyor.

        Bu, küresel likiditenin fişinin çekilmesidir. Bu, “her varlık yükselir” döneminin sonudur.

        Dünya, tek merkezli değil çok merkezli, çok gergin ve daha sert bir finansal düzene giriyor.

        Türkiye: Fırsat mı, fırtına mı?

        Türkiye için bu tablo bir şanstır ama aynı zamanda bir testtir.

        Euro/dolar paritesindeki yükseliş ihracat için altın değerinde.

        Altın rezervleri stratejik güç kazandırıyor.

        Ancak emtia fiyatlarındaki yükseliş ve küresel riskten kaçış, en ufak bir makro hatayı affetmez.

        Bu yeni düzende ayakta kalanlar, istikrar üretebilenler olacak

        Para değişiyor, düzen değişiyor

        Dolar dokuz iş gününde altın bin dolarlık artışla 5.500 dolara yükseldi, dolar 99’dan 95’e indi. Bu bir piyasa hareketi değil, bir güç kaymasıdır. Grafiklere bakan yanılır; haritaya bakan görür.

        ABD, doları savunmuyor. Çünkü artık güçlü dolara ihtiyaç duymuyor. Güçlü dolar ihracatı boğuyor, borç yükünü ağırlaştırıyor, büyümeyi kilitliyor. Washington bu yüzden doları korumak yerine, piyasanın önüne bırakıyor.

        Plaza Anlaşması gibi açık bir mutabakat yok. Daha tehlikelisi var: belirsizlik. Dolar artık tarafsız bir para değil, jeopolitik bir araç olarak algılanıyor. Ve silaha dönüşen paradan sermaye kaçar.

        Fed’in bağımsızlığı tartışmalı. Faiz avantajı eriyor. Japon sermayesi geri çekiliyor. Küresel likidite daralıyor. Bu ortamda dolar, “tartışılmaz lider” konumunu kaybediyor.

        Altındaki yükseliş bir ralli değil, bir oylama. Piyasa borca değil, maddeye yöneliyor.

        Bu bir kriz değil, sessiz bir rejim değişimi.

        “Altın paradır. Geri kalan her şey vaattir.” J.P. Morgan