Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Abdurrahman Yıldırım İbrahim Kurban: Borsanın efsane denetçisine veda
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Bizim sermaye piyasamızın en önemli sorunu nedir denildiğinde hemen herkes manipülasyon der. Bununla 1990’lı yıllarda etkili mücadele vermiş, aracı kuruluşları zapturapt altına almış, 2001 krizinde bankalar batarken aracı kurumların ayakta kalmasını sağlamış ve bu yolla yatırımcı mağduriyetlerini önleyerek efsane haline gelen Sermaye Piyasası Kurulu’nun eski Denetleme Dairesi Başkanı İbrahim Kurban’ı kaybettik.

        SPK’nın en eski uzman meslek personelinden biri olan İbrahim Kurban, özellikle 1994 krizinde müşteri emanetlerini haksız biçimde kullanan ve açığa düşen 16 aracı kurumun kapanmasında, aracılık sektörünün denetim ve gözetiminin sağlanmasında dönemin SPK Başkanı Ali İhsan Karacan ile birlikte belirleyici bir rol oynadı.

        Bunun bir sonucu olarak 2001 krizinde 21 banka batarken, borsa yatırımcıları özellikle iştirakler üzerinden ağır kayıplar yaşarken, aracı kurumlar cephesinde bir çöküş yaşanmadı. Bu, tesadüf değildi. Bu, kurulan bir disiplinin sonucuydu.

        Beni tanıyanlar bilir. Abartmayı sevmem. Ama İbrahim gerçekten de bu piyasada efsane olmuş bir SPK’lıydı. Affetmezdi. Denetim elemanı burada bir açık var derse, Denetim Raporunun çıkmasını beklemez, süreci hemen başlatırdı. Çünkü bilirdi ki “Atı alan Üsküdarı çoktan geçerdi.”

        Denetimin sınır tanımadığı yer

        Aracı kuruluşların yeniden yapılanması onun döneminde gerçekleşti. Şirketler kesiminde de 2001’de batanların büyük kısmı bankalar ve onların iştirakleriydi. Banka denetimi Hazine’de ve sonrasında BDDK’daydı. Ama sermaye piyasası tarafında zincir kopmadı.

        Uzanlar operasyonunun başladığı dönem de aynı yıllardı. ÇEAŞ ve Kepez Elektrik üzerinden yürüyen süreç, daha sonra grubun tamamına uzanan müdahalelerin temelini oluşturdu. O dönemde yapılan denetimlerin derinliği ve kararlılığı bugün hâlâ yeterince anlaşılmış değil.

        Bu efsane söylemini hak ettiren bir olayı da bizzat yaşadım. Dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz ile Gürcistan’daydım. Telefon çaldı. Arayan İbrahim’di. Sesi her zamanki gibi net ve mesafeliydi: “Senin borsada hesabın var mı?”

        Yoktu. Biliyordu. Ama yine de sordu. Çünkü dostluk başka, denetim başkaydı.

        İsmim üzerinden yürüyen bir manipülasyon soruşturmasını bana sorması, onun meslek refleksinin en saf halidir. Orada arkadaşlık yoktu. Orada sadece görev vardı.

        Sonrasında isim benzerliği ortaya çıktı. Ama o kısa konuşma bile onun nasıl bir denetim anlayışına sahip olduğunu anlatmaya yeter.

        Bir başka gün, bir SPK bülteninde yine isim benzerliğiyle yer alınca, gazeteci dostum Meliha Okur bir yazı yazarak bu duruma dikkat çekmişti. Bu da meselenin kamuoyuna yansıyan tarafıydı.

        İbrahim Kurban için sınır yoktu. Aracı kurumsa herkes denetlenirdi. Buna SPK içindeki görevlilerin yakınlar dahil… Bu yüzden de kurumdan ayrılmak zorunda kaldı. Ama aynı çizgiyi bu kez Borsa İstanbul’da sürdürdü.

        Yaylada karşılaştığımız gerçek

        Tatile çıktığımız Karadeniz’de bir yaylada yaşadığımız aslında bu ülkenin yatırımcı psikolojisini de, denetim ihtiyacını da tek başına iyi anlatır.

        Hiç tanımadığımız iki Hemşinli ile Kaçkarlar’ın eteğinde Yukarı Kavrun yaylasının biraz üzerinde bir pınarın başındaydık. Beraberinde getirdikleri meyveleri soğuk suya bıraktılar. Biri Ankara’nın en ünlü pastanesinin sahibi idi. Diğeri de görmüş geçirmiş ve ünlü bir cafenin işleticisiydi. İkisinin de yaşları 65 ve iyi arkadaştılar. Pastaneci olan üretim aşamasında kendini öyle bir işi vermiş ki, gaz kaçağını fark etmemiş ve ak ciğerlerinin üçte ikisini kaybetmiş. Diğeri ise onu nasıl tedavi ettirdiğini anlattı. Derken iş emekliliğe geldi ve biri “Keşke Ankara’ya hiç dönmesek” dedi. Sonra ikisinin arasında şöyle bir konuşma geçti:

        -Senin yüzünden. Paraları İmar Bankası’nda batırmasaydın olurdu.

        -Sen de borsada batırdın parayı.

        -“İmar Bankası’ndan başka para yatıracak banka mı yoktu?” diye sorduk.

        -“İyi faiz veren başka banka mı vardı” ki cevabı geldi.

        -Ciğerlerinin üçte birini kaybedene “Hangi hisse senedinde kaybettin” dedik. Yanıt olarak manipülasyonu kolay, adı pek duyulmamış küçük bir hisse senedini söyledi.

        -“Niye bu hisse, daha sağlam ve büyükleri varken” deyince “Onlar da heyecan mı var” yanıtını verdi.

        Ve ardından saydırmaya başladı: “Bu nasıl SPK, nasıl borsa, hiç mi denetim yok? Allah….”

        3 bin metre yükseklikte in cin top oynağı bir suyun başında, biri çocuk tam beş kişiydik. Kısa bir süre düşündükten sonra vicdanen kendimizi tanıtmamız gerektiğine karar verdim.

        “Bakın bizim isimlerimizi dahi bilmiyorsunuz. Ben bu konuları en çok yazan gazeteciyim. Küçük yatırımcı hakları konusunda duyarlılığım beni İbrahim’le arkadaşlığa götürdü. 2000 yılına kadar SPK’daki denetim işinin başında İbrahim vardı. Biliyorum ki ödün vermeden götürdü bu işi. Sonra da SPK’dan ayrılarak Borsaya gelmek zorunda kaldı ve yine aynı işi üstlendi.”

        O zamana kadar gayet sıcak giden muhabbette sessizlikle üzgünlük arası bir dönem başladı. Ne konuştular, ne bir şey söylediler. Sohbet bitti. Sessizlik kaldı. Biz de oradan ayrılmak durumunda kaldık. Karşılaştığımız bu gerçek, insanımızın neyin peşinde olduğuna yönelik çok iyi örnekti.

        Bir kariyerden fazlası

        İbrahim Kurban sadece bir bürokrat değildi. 1983’te başlayan kariyeri boyunca SPK’dan İMKB’ye, oradan Borsa İstanbul’a uzanan çizgide sistemin hem kurucusu hem koruyucusu oldu.

        Takasbank, MKK, VOB… Bugün teknik birer detay gibi görünen bu kurumlar, aslında piyasanın güven omurgasıdır. Ve o omurganın inşasında onun imzası vardır.

        Farklı üniversitelerde ders verdi. Çünkü bildiğini saklayan değil, aktaran biriydi.

        Ama onu asıl farklı kılan şey şu oldu: Görünmeden etkili olmak.

        Sessiz kurumsallaşma

        Onun gibiler ekranlara çıkmaz. Büyük laflar etmez.

        Ama sistem onların omzunda yükselir.

        Denetim kültürünün sertleşmesi, kurumsal altyapının oluşması, kriz sonrası disiplinin yerleşmesi… Bunların hiçbiri bir günde olmadı.

        Ama bugün “bu piyasa hâlâ ayakta” diyorsak, bu biraz da onun gibilerin eseridir.

        Son sözleri: Avrasya Piyasası

        İbrahim Kurban’ın son dönem sohbetleri ki, 27 Şubat 2026 diye not almışım, aslında bir veda değil, bir uyarı niteliğindeydi.

        “İstanbul’da bir Finans Merkezi fiziken kuruldu. Şimdi bunun içini doldurmaya çalışıyorlar. Biz de borsa olarak çok önceden Avrasya Borsalar Federasyonu oluşturduk. Bu yapıya Türki devletler üye. Merkezi İstanbul’da. Çok fırsatları kaçırdık. Şimdi üzerine sadece kotasyon kurallarını belirlemek kalıyor. Takası, Tefas’ı, MKK’sı var. Dijital altyapı ile her yerden, dünyanın her tarafından işlem yapmak mümkün. Bütün dünyada yapay zeka ve savunma şirketleri büyük ilgi görüyor. Listele ve aç Avrasya Piyasasını. Bölge şirketleri gelip kote olsun ve işlem görsün. Likidasyonun artırılması bakımından önemli bir adım görebilir. İstanbul da bölgenin sermaye piyasası merkezi olur. Finans Merkezi olma hedefine güçlü bir destek verir.”

        Ve ardından şu uyarıyı yaptı:

        “Fonlara vergi fiziki altına taleptir”

        “Bir yandan tasarrufların altına, gayrimenkul gibi fiziki varlıklara gitmesinden yakınılıyor. Hatta cari açığı artırıcı etkisi olduğu da açık. Buna karşılık yatırım fonlarına yeni bir vergi daha getirildi. Vergisi zaten ödenmiş bir kazancın finansal piyasalarda değerlendirilmesinden yine vergi alınıyor. Bu olmaz, finans merkezi mantığıyla uyuşmaz. Fonları vergilendirerek aslında fiziki altına ve gayrimenkule talep yaratıyorsun.”

        Ve belki de en net cümlesi şuydu:

        “Borsaya az ve öz şirket lazım”

        Çürüme nerede başladı diye iyi bakmak lazım. Borsa her gelenin buyur edildiği yer değildir. Şirketin kalitesi ve kurumsallığı çok önemlidir. Yabancı kurumsal yatırımcılara da satılabilecek şirketlere öncelik tanınmalı. Burası şirket sayısı ile övünülecek bir piyasa değil. Borsaya çok şirket değil az ve öz şirket lazım.”

        Bazı insanlar gider…

        Ama kurdukları düzen, bıraktıkları iz, öğrettikleri refleks yaşamaya devam eder.

        İbrahim Kurban da onlardan biriydi.