Ekonomi yönetimi, imalatçı ihracatçılar için kurumlar vergisini %20’den %9’a indiren o radikal adımı nihayet attı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı bu paket bir tercih değil, bizzat Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in sunumlarındaki grafiklerde kristalize olan "makroekonomik bir zorunluluk." Ankara’yı bu devrim niteliğindeki karara zorlayan tablo, dış pazar durgunluğu, ikinci Çin şoku ve değerli TL kıskacından oluşan üç ayaklı bir baskı mekanizmasıdır.
Bakan Şimşek’in her fırsatta vurguladığı bir gerçek var: İhracatın döviz kuruna duyarlılığı 1 birimse, dış pazarların büyümesine duyarlılığı tam 11 birimdir. Yani dünya dönmüyorsa, kur ne olursa olsun mal satamazsınız.
Grafikler alarm veriyor: 2025 yılında dünya ekonomisi %3.4 büyürken, Türkiye’nin ana pazarlarındaki büyüme sadece %2.4’te kaldı. 2026 tahmini ise daha vahim; küresel büyümenin %3.1’e gerilemesi beklenirken, bizim en büyük pazarımız olan Avrupa Birliği’ndeki büyüme tahmini %1.3, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da ise %1.1. Hatta Türkiye’nin mal ve hizmet ihracatının yüzde 95’ini oluşturan pazarlarda büyüme yüzde 1,6 bekleniyor.
Bu durum, ihracatçımızın potansiyel alıcılarının iştahının yarı yarıya kesilmesi demektir.
Korumacılık rüzgarlarıyla ABD gümrük duvarlarını yükseltince, Çin %30 payla dünyanın devasa üretim kapasitesini diğer ülkelere yöneltti. 2025 yılında 1.2 trilyon dolar dış ticaret fazlası veren bir Çin gerçeği var karşımızda.
Mehmet Şimşek’in sunumlarındaki "İkinci Çin Şoku" vurgusu, Türkiye'nin pazar payını kaptırmamak için maliyetleri düşürmekten başka çaresi kalmadığını kanıtlıyor.
Enflasyonla mücadele kapsamında izlenen sıkı para politikası, döviz kurunun enflasyonun altında kalmasına neden oluyor. Meydana gelen şokların da etkisiyle enflasyon ile döviz kuru geçen yıl başa baş gitti. Ancak 2026’nın ilk çeyreğinde tablo yine tersine döndü. Mart ayındaki savaş şokuna rağmen dolar ve Euro’dan oluşan sepet kur artışı %2,5’te kalırken TÜFE %10,04 oldu.
Aradaki büyük farkı elbette Merkez Bankası'nın ihracatçı dövizini %3 daha yüksek fiyattan alması telafi edemiyor.
Kurdan nefes alamayan, dış pazarı daralan ve İkinci Çin Şoku ile karşılaşan ihracatçının kâr marjları eridi. İşte bu noktada Ankara, "kurla yapamadığımı vergiyle yaparım" diyerek kurumlar vergisinde 11 puanlık dev bir indirime gitti.
Bir merkez üssü inşa etmek
Cumhurbaşkanı’nın ifadesiyle Türkiye sadece bir köprü değil, bölgedeki enerji ve ticaret koridorlarının "vazgeçilmez üssüdür". Ancak bu vizyonun altını dolduracak olan, sanayicinin üzerindeki kamusal yüklerin hafifletilmesidir.
%9’a çekilen vergi oranı, sadece teşvik değil küresel emtia ticaretinin faturalandırıldığı merkez olma hedefinin bir parçasıdır. Türkiye, bu radikal adımla hem içerideki imalatçısını küresel devlere karşı korumaya alıyor hem de bölgesel yönetim merkezlerini Türkiye’ye çekmek için "vergi kalkanını" kuşanıyor.
Şimdi top iş dünyasında. Bu tarihi avantajı, teknolojik dönüşüm ve pazar çeşitliliğiyle taçlandırmak zorundalar. Unutmayalım ki küresel fırtınalarda gemiyi kurtaran sadece kaptanın mahareti değil, rotayı o çizse de gemiyi limana ulaştıran tayfanın birlikte kürek çekmesidir.
Son söz:"Durgun denizde herkes kaptan kesilir ancak fırtına, gerçek denizciyi sınar." Seneca