Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Abdurrahman Yıldırım Canavarlar var ama panik yok
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in Sapanca'daki Uluslararası Ekonomi Zirvesi'nde yaptığı açıklamalar, Türkiye ekonomisinin küresel ve bölgesel şoklara karşı verdiği "direnç testini" tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. İtalyan düşünür Antonio Gramsci’nin "Eski dünya ölüyor, yeni dünya doğum sancıları çekiyor; şimdi canavarlar zamanı" sözüne atıfta bulunan Şimşek, bu dönemi panik yerine hesapla yönetme kararlılığını ortaya koyuyor.

        Bakan Mehmet Şimşek’in Sapanca’daki açıklamaları, sadece bir niyet beyanı değil; aynı zamanda savaşın Türkiye ekonomisi üzerindeki etkisini kalem kalem hesaplayan soğukkanlı bir bilanço niteliğinde. Paylaşılan veriler, jeopolitik krizin makroekonomik temelleri sarsıp sarsmayacağına dair net bir projeksiyon sunuyor.

        Savaşın ekonomik karnesi: Yönetilebilir hasar, sınırlı risk

        Bakan, ABD-İran gerilimiyle tırmanan savaşın ekonomik göstergeler üzerindeki etkisini "yönetilebilir" bir risk olarak tanımlayarak şu çarpıcı rakamları paylaşıyor:

        ➡️ Enflasyon ve petrol faktörü: Orta Vadeli Program’da (OVP) petrol fiyatı öngörüsü 65 dolar iken, yılbaşından bu yana gerçekleşen ortalama 81 dolar oldu. Bu 15 dolarlık farkın enflasyona ek 3 puanlık bir etkisi olabileceği hesaplanıyor. Mesaj açık: Savaş şoku programın süresini bir miktar uzatabilir, enflasyon beklentilerini %20’den %25’e çekebilir; ancak hedeften sapma yok. Bütçe açığını %3’ün altında tutmayı başarmış, rezerv tamponlarını inşa etmiş bir yönetim, bu zorlu dönemden güçlenerek çıkılabileceğine inanıyor.

        ➡️ Eşel mobil kalkanı: Eğer bütçe gelirlerinden feragat edilip bu sistem devreye alınmasaydı, manşet enflasyonun 3,6 puan daha yüksek olacağı; ancak mevcut durumda bu etkinin 1,1 puanda sınırlandırıldığı belirtiliyor. Bu durum, ideal enflasyon beklentisini %20 bandından %25 seviyesine çekmiş durumda.

        ➡️ Cari açık: Cari açığın GSYH'ye oranının normalde %1,5’in altında olması beklenirken, savaşla birlikte bu oranda 1 puanlık artış öngörülüyor. Bölgeyle olan ihracat bağının toplamın sadece %11'ini oluşturması, ticaret tarafındaki hasarı sınırlıyor. Turizmde ise bölgeden gelen 7 milyon turistin (3 milyonu İranlı) yarattığı yaklaşık 8 milyar dolarlık gelir risk altında görünse de alternatif pazarların devreye girmesiyle bu kaybın telafi edilebileceği değerlendiriliyor.

        ➡️ Büyüme: Büyüme cephesinde %4 civarı olan hedef, savaşın etkisiyle 0,5 ile 1 puan arasında bir kayıpla revize edilebilir görünüyor. Buna rağmen verilen mesaj net: Bütün bu etkiler yönetilebilir.

        ➡️ Bütçe disiplini ve kamu borcu: Türkiye’nin en güçlü tamponu maliye politikası olmaya devam ediyor. Geçen yıl gelişmekte olan ülkelerde bütçe açığı ortalaması %6,3 iken Türkiye, deprem ve EYT maliyetlerine rağmen bu oranı %3’ün altına düşürmeyi başardı. Savaş nedeniyle bütçe açığında yarım puanlık bir artış olabileceği (öngörü: %3,5) ifade edilse de bunun politikada manevra alanını daraltmayacağı vurgulanıyor.

        Stratejik kozlar: Enerji ve savunma

        Savaşın getirdiği risklere rağmen Türkiye’nin elinde iki önemli avantaj bulunuyor: enerji tarafında görece düşük bölgesel bağımlılık ve savunma sanayisinde hızlanan teknolojik dönüşüm.

        Hürmüz Boğazı’ndaki olası bir kriz; petrol, gübre ve doğal gaz piyasalarını sarsabilecek bir potansiyele sahip. Ancak Türkiye’nin bölgeye enerji bağımlılığının sınırlı olması, riskleri yönetilebilir kılan unsurlar arasında yer alıyor.

        Daha da önemlisi, savunma sanayisinin artık sadece güvenlik alanında değil, teknoloji üretimi ve ihracat kapasitesi açısından da ekonominin stratejik alanlarından biri haline gelmesi. Yürütülen yaklaşık 1400 projenin toplam AR-GE değerinin 100 milyar dolara ulaşması, savunma alanındaki kazanımların sivil sektörlere teknoloji transferi yoluyla katma değer üretme potansiyelini artırıyor.

        Yeni koridorlar ve veri merkezleri

        Şok sonrası döneme ilişkin çizilen tabloda Türkiye, bölgesel bir üretim ve lojistik merkezi olma hedefini güçlendirmeye çalışıyor.

        ➡️ Küresel veri üssü: Bölgedeki jeopolitik belirsizliklerin, büyük ölçekli veri merkezi yatırımlarını Türkiye'ye yöneltebileceği değerlendiriliyor.

        ➡️ Demir yolu hamlesi: Önümüzdeki 20 yılda demir yollarına en az 70 milyar dolar yatırım yapılarak sanayi bölgelerinin limanlara bağlanması planlanıyor.

        ➡️ Ticaret koridoru: Basra’dan Türkiye’ye uzanan yaklaşık 1250 kilometrelik yeni ulaşım hattı, jeopolitik konumun ekonomik kazanca dönüştürülmesi açısından stratejik bir adım olarak görülüyor.

        Programın hedefi değişmez, sadece süresi uzar

        Bakan Şimşek, bu şokun programın üçüncü ve son aşamasını bir miktar uzatabileceğini açıkça kabul ediyor. Ancak tabloyu bir kriz değil, yönetilmesi gereken bir süreç olarak tanımlıyor. Rezerv yeterliliğindeki artış ve programa duyulan güven sayesinde, risk iştahındaki azalmaya rağmen büyük ölçekli bir sermaye çıkışı yaşanmadığına dikkat çekiliyor.

        Mesaj net: Fiyat istikrarı olmadan sürdürülebilir yüksek büyüme olmaz ve bu şok hedeflerden sapmayı değil, sürecin biraz uzamasını beraberinde getirebilir.

        Türkiye ekonomisi bu büyük jeopolitik fırtınada savrulmayacağını, riskleri yöneterek fırsata çevirebilecek bir dayanıklılığa ulaşmayı hedefliyor.

        Canavarlar var, riskler gerçek. Ama ekonominin direksiyonunda panik değil, hesap var.

        Son söz: "Rüzgar mumu söndürür, yangını ise körükler." Nassim Nicholas Taleb