Sakıp Sabancı, vefatının 22. yılında yalnızca bir anma töreniyle değil, düşünceye, bilime ve geleceğe yapılan yatırımı simgeleyen ödüllerle hatırlandı. Onun adına verilen ödüller, aslında bir iş insanının geride bıraktığı ekonomik mirastan çok daha geniş bir etki alanını temsil ediyor.
Bu yıl, Sabancı Üniversitesi tarafından düzenlenen Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülleri, “Sınırlar Ötesi Yönetişimi Yeniden Düşünmek” temasıyla gerçekleştirildi. Törende jüri özel ödülü siyaset bilimci Prof. Dr. Peter Katzenstein’a verilirken, makale ödülleri de yapay zeka düzenlemeleri ve küresel hareketler gibi çağın kritik konularını ele alan akademik çalışmalara takdim edildi.
Bu tablo, Sabancı’nın yalnızca fabrika kuran bir sanayici değil, geleceğin dünyasına yatırım yapan bir vizyoner olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.
Sanayiciden daha fazlası: Bir güven inşacısı
Sizin de bizzat tanıklık ettiğiniz gibi, Sabancı yalnızca bir holding yöneticisi değildi. İstanbul Sanayi Odası ve Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği toplantılarını kaçırmayan, gündeme göre sarsıcı çıkışlar yapan bir isimdi.
Onun konuşmalarında iki temel unsur hep öne çıkardı, gerçekçilik ve cesaret
2000 yılına girerken kullandığı o meşhur ifade “Bomba gibi patlayacağız” Türk sanayicisinin çok özlediği düşük enflasyona geçişi sağlayacak ekonomik programa duyduğu umuttan kaynaklanıyordu. Nitekim 2000 yılının ilk günlerinde yaptığım “Milenyum Söyleşileri” çerçevesinde Rahmi Koç da “Türkiye müthiş bir dalga yakaladı” diyordu. Söyleşi dizisini Sabancı ile başlayıp Koç ile bitirmiştim. Sıralamayı da manşetlere uygun yapmıştım.
Özel sektörün dinamizmi
Koç’un sözleri ise 2000’li yıllarda Türkiye sanayisinin küresel entegrasyon sürecini anlatıyordu. Bu iki cümle bir yandan iyimserlik ifadesi ama aynı zamanda yeni yüzyılın birer strateji cümlesiydi.
Bence daha da önemlisi ülkeyi yönetenlerin doğru kararlar alması ve ekonomik istikrarı sağlamaları halinde özel sektör dinamizminin ifadesiydi. İkisi de o dönemin en büyük sermaye grupları idi.
Sabancı’nın en ayırt edici yönlerinden biri de iş yapma modeliydi. Sanayi yatırımlarını çoğu zaman yüzde 50 yabancı ortaklık yapısıyla kurdu. Bu model üç sonucu beraberinde getirdi:
Bugün hâlâ konuştuğumuz birçok sanayi standardının temeli o yıllarda atıldı.
Borsayı bir finansman aracı haline getiren sanayici
Türkiye’de sermaye piyasalarının gelişiminde Sabancı’nın rolü çoğu zaman yeterince vurgulanmaz. Oysa gerçek tablo oldukça nettir.
Sabancı Holding, 12 şirketi borsaya taşıyarak Türkiye’de halka arz kültürünü yaygınlaştıran ilk büyük gruplardan biri oldu. Hatta şirket sayısında birinci durumda.
Özellikle Akbank’ın 1990’daki halka arzında verilen 6 ay geri alım garantisi, yatırımcı güvenini artıran bir dönüm noktasıydı.
Bu uygulama, bugün bile sermaye piyasalarında örnek gösterilen bir güven mekanizmasıdır.
Sabancı’nın bizzat borsayı ziyarete gelmesi ise sembolik ama güçlü bir mesajdı: “Finansman şeffaflıkla büyür. Şirketler özkaynakla büyür.”
Sokaktaki insanla kurduğu bağ
Sabancı’yı farklı kılan yalnızca ekonomik başarı değildi. Sokaktaki vatandaş üzerinde bıraktığı etki, iş dünyasındaki etkisinden çoğu zaman daha güçlüydü.
Bunun üç nedeni vardı. Samimi üslup, net konuşma tarzı ve hayırseverlik geleneği.
O, “holding patronu” kimliğini hiçbir zaman bir mesafe aracı olarak kullanmadı. Tam tersine, toplumla iletişim kurmanın bir sorumluluk olduğuna inandı.
Bir hatıranın gösterdiği gerçek
24 Şubat 2004’te İstanbul Sanayi Odası’nın Meclis toplantısında karşılaştığımızda bir taraftı hafifçe çekiyor gibiydi ve sıkıntılı gibi geldi bana. “Ağam o güzel bir çalışmayı tekrarlayamadık, yeniden bir araya gelelim” sözünün gereğini yapmak için, o günlerdeki yoğunluk içinde biraz ayak sürüdüm. Devamında da şehir dışına çıktım. Dönüşte arayacaktım ki, hastaneye kaldırıldı.
Yoğunluk ve sağlık problemleri içinde bile ilişkiyi hatırlayan bir iş insanı… İletişimi koparmamaya çalışan bir lider…
Ve ardından gelen o ders niteliğindeki gerçek:
Fırsatın telafisi yoktur.
Bugüne düşen mesaj
Bugün Türkiye ekonomisi yeniden bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Dijitalleşme, yapay zeka, yeşil dönüşüm ve küresel rekabet…
Bu ortamda Sakıp Sabancı’nın mirası yalnızca şirketler değil, bir zihniyettir.
Bu nedenle onun adına verilen ödüller, bir anma töreninden çok daha fazlasıdır. Bir vizyonun sürekliliğidir.