İstanbul Yeminli Mali Müşavirler Odası (İYMMO) tarafından her çeyrek düzenli olarak yayınlanan ve iş dünyasının nabzını tutan "İktisadi Yönelim Anketi", 2026’nın ikinci çeyreğinde bize oldukça net, bir o kadar da sert bir tablo sunuyor. Endeksin geçmiş trendine baktığımızda,
2024 ve 2025’teki belirsizlik bulutlarının yerini, sınırları netleşmiş ancak maliyeti ağırlaşmış bir "gerçeklik zeminine" bıraktığını görüyoruz. Geçen yılın son çeyreğinde 44.1 ile son 5 yılın en düşüğüne gerileyen endeks iki çeyrektir dipten toparlanma eğiliminde. Ancak 49,1 ile hala nötr seviye olan 50’nin de altında. En çok zorlananlar ise KOBİ ölçeğindeki şirketler.
Sektörlerin sorunlarına savaş gölgesi düştü
Endeks verileri, reel sektörün "bekle-gör" modundan İsrail ve ABD’nin İran’a savaş açmasının etkisiyle "hayatta kalmak için küçül" moduna geçtiğini fısıldıyor.
➡️ Nitekim karar vericiler için sorunlar, savaşa göre yer de değiştirdi. Artık “ulusal ve küresel ekonomik görünüm” %20 pay ile en önemli sorun.
➡️ Geçmiş dönemlerde en önemli sorun olan enflasyon ise %17 ile ikinci sıraya gerilerken, finansman sorunları %11 ile dördüncü sırada yer aldı. Döviz kuru yüzde 14 değeri ile şirketler için üçüncü, maliyet artışı da yüzde 11 ile beşince önemli sorun.
➡️ Savaş ortamından dolayı bozulan ulusal ve küresel ekonomik sorunu en çok öne çıkartan sektör %38 ile bankacılık ve finans.
➡️ Enflasyonu en önemli sorun gören ise %25 ile turizm sektörü. Bu sektörde döviz kurunu sorun olarak görenlerin oranı %19’da kaldı.
➡️ En zordaki tekstil sektöründe, en önemli sorun döviz kurunu görenlerin oranı sanıldığı gibi yüksek değil; %16 düzeyinde.
En kötü geride mi kaldı?
Şu an Türkiye’deki CEO ve CFO’ların uykusunu kaçıran şey sadece döviz kuru değil. Değerli TL, yüksek reel faiz ve daralan kredi muslukları sacayağı, verimlilik odaklı olmayan şirketler için yolun sonunu işaret ediyor. 2026 başındaki o hafif iyimserlik, yerini "nakit kraldır" döneminin en sert evresine bıraktı. Karar vericiler, borç çevirme derdinden kurtulup özkaynaklarını nasıl koruyacaklarını planlıyor. Çünkü artık piyasa, verimsizliği sübvanse etmiyor.
Piyasalardaki "en kötü geride kaldı" iyimserliği, bu çeyrek verileriyle çarpışıyor. Endekste 50 eşiği, iyileşme ile kötüleşme arasındaki o bıçak sırtı çizgiyi temsil ederken; veriler birçok ana sektörün hala bu sınırın altında nefes almaya çalıştığını gösteriyor. En kötü geride kalmadı, jeopolitik gelişmelerin de etkisiyle sadece biçim değiştirdi. Düne kadar kur şokuyla sarsılan şirketler, bugün talepsizlik ve %45’leri aşan finansman maliyeti duvarına çarpıyor.
Orta Doğu ve küresel gerilimler, tek kaynağa bağlı tedarik zincirlerini öldürdü. Şimdi "yakın coğrafyadan tedarik, "near-shoring” yılındayız.
Yetenek göçüne karşı "Karakale" stratejisi de şirketlerin gündeminde. Beyin göçü 2026 Risk Raporu’nun en üst sıralarında. Yöneticiler, ellerindeki nitelikli insan kaynağını tutmak için sadece maaş değil, "anlam" ve "güvence" paketleri hazırlıyor.
Kim batıyor, kim çıkıyor?
İYMMO Beklenti Endeksi sonuçlarına göre 2026’nın bu keskin virajında sektörler arasındaki makas hiç olmadığı kadar açılmış durumda.
➡️ Banka ve finans (Endeks: 71,2): Savaşın başladığı ilk çeyrekte 45,8 ile son yılların en düşüğüne inen sektör ateşkesin devreye girdiği ikinci çeyrekte süratle toparlandı ve 71.2’ye çıktı.
➡️ Tekstil ve hazır giyim (Endeks: 33,5): Maalesef beklentisi en kötü olan ve durumu düzelmeyen sektör. Değerli TL, artan işçilik maliyetleri ve Uzak Doğu rekabeti, tekstilciyi nötr eşiği olan 50 düzeyinin çok altına hapsetmiş durumda. 25,7 değeri ile geçen yılın son çeyreğinde beklentileri dibe vuran sektörde iki çeyrektir toparlanma gözleniyor. Bu sektör için 2026’nın ikinci yarısı tam bir hayatta kalma mücadelesi.
➡️ İnşaat ve gayrimenkul (Endeks: 42,5): Faiz hassasiyeti en yüksek olan bu alan, talep daralması nedeniyle 50 sınırının altında kalmaya devam ediyor. Konut her ne kadar "güvenli liman" algısını korusa da erişilebilirlik sorunu beklentileri baskılıyor.
➡️ Gıda ve perakende (Endeks: 55,1): Bir önceki çeyrekte sınır değer 50’nin hemen altına gerilemişken ikinci çeyrekte hava koşullarının pozitif seyretmesiyle toparlanan sektörlerden.
Yeşil ve dijital pranga veya fırsat
İkinci çeyrek itibarıyla Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) artık bir uzak ihtimal değil, bilançolarda somut bir maliyet kalemi. Türk sanayicisi için "yeşil dönüşüm" artık bir reklam sloganı olmaktan çıkıp, ihracat kapısında bir vize şartına dönüştü.
Aynı durum yapay zeka entegrasyonu için de geçerli; 2026'nın kazananları, operasyonel maliyetlerini teknolojiyle %30 aşağı çekebilenler olacak.
Karar vericilerin 2026 İkinci Çeyrek ajandası
Yönetim kurulu odalarında artık sadece büyüme değil, likidite savunması konuşuluyor. Yöneticiler şu üç temel sütun üzerine barikat kuruyor:
➡️ Nakit akışının tahkim edilmesi: Kredi musluklarının kısıldığı bu dönemde, dış kaynak yerine iç verimlilikle yaratılan fonlar kutsal sayılıyor.
➡️ Talep daralmasına karşı esneklik: İç pazardaki iştahsızlık, şirketleri daha agresif ve niş ihracat pazarlarına zorluyor. Büyük ölçekli işletmelerde beklentiler zayıflarken, gıda ve enerji gibi defansif alanlarda konsolidasyonlar hızlanıyor.
➡️ Maliyet disiplini: Operasyonel giderlerdeki en ufak bir sızıntı, bilançoyu hızla kırmızıya boyayabiliyor.
Büyük arınma başladı
Türkiye iş dünyası için 2026’nın ikinci çeyreği, "Ayakta kalanların değil, değişenlerin" yılıdır. Eski alışkanlıklarla, yüksek enflasyon döneminin fiyatlama refleksleriyle bu yeni dönemi yönetilemez. Ekonomi yönetimi faizlerde "ihtiyatlı bir normalleşme" ile yıl sonunda %28-30 bandına inmenin peşindeyken, reel sektörün bu dar tünelden hasarsız çıkması için radikal bir verimlilik devrimine ihtiyacı var.
İYMMO’nun sunduğu veriler, rasyonelleşme sürecinin artık "zombi şirketler" ile "verimli şirketler" arasındaki bağı koparma aşamasına geldiğini kanıtlıyor. 2026’nın bu dönemi sermayesi zayıf ama iştahı yüksek olanların elendiği, ayakları yere basan ve borç yükünü teknolojiyle yönetebilenlerin geleceğin pazar payını topladığı bir büyük arınma sürecidir.
Son söz: "Kıyıyı gözden kaybetmeye cesaret edemeyince, yeni okyanuslar keşfedemezsiniz." André Gide