İstanbul Sanayi Odası’nda 13 yıllık Erdal Bahçıvan dönemi bitiyor. Bahçıvan, ekim ayında yapılacak seçimlerde yeniden aday olmayacağını açıkladı. Böylece üç dönemdir devam eden başkanlık sonuna gelindiğini kendisi “emaneti doğru zamanda bırakma” kararı diye açıkladı.
Bence burada asıl soru, “Bahçıvan neden aday olmadı?” değil. Bu dönemde İSO ne kazandı, sanayinin gündemi nasıl değişti ve Bahçıvan’ın geride bıraktığı en önemli miras ne olacak?
Bu dönemde, Türkiye ekonomisinin en çalkantılı dönemlerinden birine denk geldi. Kur şokları, küresel ticaret savaşları, Covid-19, tedarik zincirlerinin kırılması, enerji krizi, savaşlar, deprem ve yüksek enflasyon yaşandı. Bahçıvan da bugün görevini bırakırken 13 yıllık dönemi bu krizler zinciri üzerinden tanımlıyor.
Ama bence döneminin asıl özelliği krizleri saymak değil, sanayinin meselelerini kriz yönetiminden yapısal dönüşüme taşımak oldu.
2013’te “nöbetçi eczane” diyordu
Bahçıvan’ın 2013’te göreve geldiğinde kullandığı bir ifade dikkat çekiciydi. İSO’yu sanayicinin “nöbetçi eczanesi” yapmayı hedefliyordu.
Yani sanayicinin günlük sorunlarıyla ilgilenen, aynı zamanda sanayi politikaları konusunda düşünce ve proje üreten bir oda...
Ama bunun yanında çok daha iddialı bir hedef koymuştu: “Doğruya doğru, yanlışa yanlış” diyebilen bir İSO.
13 yılın sonunda geldiği nokta da yine bunun üzerine kurulu: “En büyük gururumuz her zaman susmamak ve doğruları söylemek oldu.”
Bahçıvan, bunu söylerken önemli bir ayrım da yapıyor: Eleştirirken ülkenin iyiliğini düşünmek, destek verirken kurumsal bağımsızlığı korumak.
Nasıl bir sanayi?
Küresel konjonktür ve Çin faktörü nedeniyle bu soru daha fazla sorulmaya başlandı. Sanayicinin kârından çok finansman maliyeti konuşuldu Son yıllarda ise Bahçıvan’ın söyleminde başka bir konu öne çıktı: Finansman.
Bunun nedeni açık. Sanayi şirketleri üretim yapıyor, ihracat yapıyor, istihdam yaratıyor ama elde ettiği faaliyetten doğan kazancın giderek daha büyük bölümünü finansman giderlerine bırakıyor.
2024 İSO 500 sonuçlarında faaliyet kârının yüzde 31,6 gerileyerek 641 milyar liraya düşmesi ve faaliyet kârlılığı oranının yüzde 12,5’ten yüzde 6,2’ye inmesi, sanayideki sıkışmanın boyutunu ortaya koydu. 2025 sonuçlarını değerlendirirken de Bahçıvan, finansman giderlerinin faaliyet kârına oranının yüzde 84,9’a ulaştığını vurguladı. Bu yüzden 2026’da şu cümleyi kurdu: “Sanayicinin kârının artması değil, düşük kalması bir endişe kaynağıdır.”
İlk bakışta ters gibi görünen bu söz aslında çok önemli. Çünkü sanayicinin kârı sadece patronun kazancı değildir. Kâr yatırımdır, yeni makinedir, Ar-Ge’dir, istihdamdır, teknoloji yatırımıdır, ihracat kapasitesidir. Dolayısıyla sanayinin kâr marjının aşırı sıkışması, bugünün değil yarının üretim kapasitesinin de sorunudur.
“Oksijen = finansman” sözü
Bahçıvan’ın son dönem açıklamalarının ortak noktası finansmandı.
Çünkü sanayi açısından finansman artık yalnızca bir maliyet kalemi değil, üretim zincirinin oksijeni haline geldi. Ağustos ayında bunu çok daha açık biçimde ortaya koydu: “Finansman zinciri kırılırsa üretim zinciri de durur.”
Kredi mekanizmasının çalışmaması halinde finansman ihtiyacının ortadan kalkmadığını, sadece tedarik zincirinin alt halkalarına aktarıldığını ve en ağır yükü KOBİ’lerin taşıdığını söyledi. Bu, aslında Bahçıvan’ın 13 yıllık dönemindeki en önemli dönüşümlerden birini anlatıyor.
2013’te mesele daha çok sanayicinin sorunlarını duyurmak iken, 2026’da mesele sanayinin finansal ve yapısal sürdürülebilirliğini korumak noktasına geldi.
Girişimci devlet
Bahçıvan’ın son dönemdeki açıklamalarında dikkatimi en fazla çeken konulardan biri de devletin ekonomideki rolüne ilişkin yaklaşımı.
Bugün artık yalnızca “piyasa yapsın” demiyor. Ama eski tarz merkezi planlamaya da dönülmesini istemiyor.
Onun önerisi yeni nesil sanayi planlaması. Kamu ile özel sektörün daha güçlü işbirliği yapması, stratejik yatırımların desteklenmesi, girişimci devlet anlayışının yeniden düşünülmesi ve kalkınma bankacılığının güçlendirilmesi.
Üstelik yapay zekâ devrimi gibi büyük bir dönüşümün geleneksel ticari banka kredileriyle finanse edilmesinin sınırları olduğunu özellikle vurguluyor. Bu yaklaşım, Bahçıvan’ın sanayi politikasındaki düşünsel evriminin de göstergesi.
Dünyada oyun değişti. Çin’in yükselişi, ABD-Çin rekabeti, korumacılık, tedarik zincirlerinin yeniden kurulması, yeşil dönüşüm ve yapay zekâ var. Artık devletlerin sanayi politikası yapmadığı bir dünya yok. Tam tersine, sanayi politikası yeniden moda oldu. Bahçıvan da Türkiye’nin bu yeni döneme eski reflekslerle giremeyeceğini savundu.
Yeşil dönüşüm, dijitalleşme
Bahçıvan döneminin bir başka mirası da sanayi gündeminin yalnızca üretim ve ihracat rakamlarından ibaret olmaktan çıkması.
Yeşil dönüşüm, dijitalleşme, yapay zekâ, verimlilik, insan kaynağı, mesleki eğitim, Ar-Ge ve sürdürülebilir finansman İSO’nun gündeminin kalıcı parçaları haline geldi. İSO Stratejik Dönüşüm Merkezi bunun somut örneklerinden biri.
2026’da İş Bankası ile başlatılan Dijitalleşme ve Değer Odaklı Büyüme Programı da KOBİ’lerin dijitalleşme, verimlilik, sürdürülebilirlik ve yüksek katma değer alanlarında dönüşümünü hedefliyor. Yeşil dönüşüm konusunda da İSO artık yalnızca konuşan değil, ödüller ve programlarla sahada yer alan bir kurum haline geldi.
Bütün bunların ortak paydası ise aynı, Türkiye’nin rekabet gücü.
Asıl mesele sanayinin rekabet gücü
Bana göre son yılların asıl hikâyesi burada yatıyor. 13 yıl önce sanayicinin gündeminde daha çok üretim, ihracat, kur ve maliyetler vardı. Bugün bunlara verimlilik, teknoloji, yapay zekâ, yeşil dönüşüm, nitelikli insan, uzun vadeli finansman, kalkınma bankacılığı, stratejik sektörler eklendi. Yani sanayi tartışması daha fazla üretimden daha rekabetçi üretime doğru evrildi. Bu çok önemli.
Çünkü ucuz işçilikle, ucuz krediyle veya yalnızca kur avantajıyla rekabet edilecek dönem büyük ölçüde geride kaldı. Türkiye'nin önünde artık çok daha zor bir denklem var. Daha az maliyetle değil, daha fazla verimlilik ve teknolojiyle rekabet etmek.
Bahçıvan da özellikle son yıllarda bunu sürekli vurguladı. 2026’yı yapısal reformlar açısından bir fırsat dönemi olarak nitelendirirken, kaynakların rekabet gücü olmayan sektörlerde gereksiz kapasite yaratmak yerine Türkiye’nin başarılı olabileceği alanlara yönelmesi gerektiğini söyledi.
İSO, sanayinin sorunlarını ne kadar doğru tarif etti ve Türkiye’nin önündeki dönüşümü ne kadar erken gördü?
Buradaki bilanço bence oldukça güçlü. Çünkü Bahçıvan bugün görevini bırakırken “uyardık” diyor.
Ama daha önemlisi, bu uyarıların önemli bölümünün bugünkü tartışmaların merkezine yerleşmiş olması. Finansman, rekabet gücü, verimlilik, teknoloji, nitelikli insan, yeşil dönüşüm, yeni nesil sanayi politikası, kalkınma bankacılığı bugün Türk sanayisinin çözmek zorunda olduğu temel meseleler.
“Zaman uyarılarımızın haklılığını gösterdi”
Bahçıvan’ın vedasında kullandığı en çarpıcı cümle belki de bu: “Zaman, uyarılarımızın haklılığını gösterdi.” Bu cümleye iki türlü bakılabilir.
Şimdi sıra yeni yönetime geliyor. Sanayinin sadece şikâyet eden değil, Türkiye’nin geleceğine ilişkin söz söyleyen bir aktör olması lazım.