Türkiye, 1 Temmuz itibarıyla geri dönüşüm konusunda önemli bir eşiği geçti. Depozitosu Olan Ambalajlar (DOA) sistemiyle plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajları artık çöpe değil, yeniden ekonomiye kazandırılacak. Vatandaş iade ettiği her ambalaj için teşvik alacak, ülke ise her yıl milyarlarca liralık ham maddeyi yeniden üretime kazandırma fırsatı yakalayacak.
Aslında bu uygulama yalnızca bir geri dönüşüm projesi değil; yıllardır Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın himayesinde yürütülen Sıfır Atık Projesi'nin en önemli uygulama adımlarından biri. Bugüne kadar çevre bilincini artıran, atığın kaynağında ayrıştırılması konusunda toplumsal farkındalık oluşturan Sıfır Atık Hareketi, DOA ile artık vatandaşın doğrudan içinde olduğu yeni bir aşamaya geçmiş oldu.
Bugün DOA ile başlayan yeni dönem, Sıfır Atık Projesi'nin sadece çevreyi koruyan değil, aynı zamanda ekonomiye ham madde kazandıran yeni aşaması olarak görülmeli.
Fakat asıl soru şimdi başlıyor.
DOA, büyük dönüşümün ilk halkası mı olacak, yoksa sadece plastik şişelerin toplandığı sınırlı bir uygulama olarak mı kalacak?
Çünkü Türkiye'nin geri dönüşüm meselesi yalnızca içecek şişelerinden ibaret değil. Evlerimizden çıkan atığın büyük kısmını karton, kâğıt, plastik ambalajlar, cam kavanozlar, metal kutular, tekstil ürünleri ve elektronik atıklar oluşturuyor. Eğer hedef gerçekten döngüsel ekonomi kurmaksa, bu ürünlerin tamamını kapsayan yeni bir yol haritasına ihtiyaç var.
Sıfır Atık'tan Döngüsel Ekonomiye
Almanya, Hollanda ve İskandinav ülkeleri depozito sistemini tek başına uygulamıyor. Belediyelerin ayrı toplama altyapısı ile üreticilerin finansman sorumluluğunu üstlendiği modeller birlikte çalışıyor. Böylece geri dönüşüm yalnızca çevre politikası değil, aynı zamanda güçlü bir ekonomi modeline dönüşüyor.
Türkiye'de de ikinci aşama artık evde ayrıştırma olmalı.
Her apartmanda ve sitede kâğıt-karton, plastik-metal, cam ve organik atıklar için ayrı toplama sistemi kurulmalı. Ancak bunun sürdürülebilir olması için vatandaş yalnızca sorumluluk almamalı; aynı zamanda ödüllendirilmeli.
Bugün birçok kişi evinde çöplerini ayırıyor ama karşılığında hiçbir kazanımı olmuyor.
Oysa belirli miktarda kâğıt, plastik veya cam getiren vatandaşın toplu taşıma kartına bakiye yüklenebilir, elektrik ya da su faturasında indirim sağlanabilir veya dijital puan sistemi uygulanabilir.
Hatta daha da ileri gidilmeli.
Öyle cazip bir sistem kurulmalı ki insanlar yalnızca kendi evlerinden çıkan ambalajları değil; sokakta, parkta, sahilde ve ormanlık alanlarda gördükleri plastik şişeleri, camları ve alüminyum kutuları da toplamaya başlasın. Çünkü o atıkların doğada bırakılmasının kimseye faydası yok; ekonomiye kazandırılmasının ise hem çevreye hem ülkeye katkısı var.
Aslında çöp toplamak değil, ham madde toplamak teşvik edilmeli.
Şehir Madenciliği ve Elektronik Atıklar
Türkiye'nin üzerinde durması gereken ikinci büyük başlık ise elektronik atıklar.
Bugün milyonlarca cep telefonu, tablet, bilgisayar, modem ve küçük elektronik cihaz kullanılmadığı hâlde evlerde çekmecelerde bekliyor. Oysa bunların içinde altın, gümüş, bakır, paladyum, lityum ve nadir toprak elementleri bulunuyor. Birçok değerli metalin yoğunluğu bazı elektronik atıklarda doğal madenlerden daha yüksek seviyelere ulaşabiliyor.
Kısa süre önce kaleme aldığım "Şehir Madenciliğini Iskalamayalım" başlıklı yazıda dikkat çekmeye çalıştığım konu tam da buydu.
Artık şehirlerimiz yalnızca beton değil, aynı zamanda maden sahasıdır. Belki de Türkiye'nin en zengin madeni artık toprağın altında değil, evlerimizin çekmecelerinde bekliyor.
Yeni telefon satın alan vatandaş eski telefonunu sisteme teslim ettiğinde depozito veya geri alım teşviki alabilmeli. Aynı model bilgisayarlar, modemler ve diğer elektronik ürünler için de uygulanmalı.
En kritik başlıklardan biri ise atık piller ve bataryalar.
Kalem piller, telefon bataryaları, dizüstü bilgisayar pilleri, elektrikli bisiklet ve scooter bataryaları önümüzdeki yıllarda çok daha büyük çevre sorunu oluşturacak. Üstelik bunlar yalnızca çevre açısından değil, yangın riski bakımından da ciddi tehdit oluşturuyor.
Bugün neredeyse her markette plastik şişe iade makinesi kurulmaya başlanıyor.
Peki neden aynı marketlerde pil toplama noktaları zorunlu olmasın?
Neden eski telefon bataryasını getiren vatandaş da teşvik almasın?
DOA'nın ardından geri dönüşüm ekonomisini ambalaj, elektronik atık, pil ve batarya sistemleriyle bütünleştirebilirsek yeni bir sanayi alanı da oluşturabiliriz. Çünkü geri dönüşüm artık sadece çevre politikası değil; enerji güvenliği, ham madde arzı ve ekonomik bağımsızlık meselesidir.
Çöp Değil, Stratejik Ham Madde
Bir başka örnek de Güney Kore.
1995 yılından bu yana uyguladığı sistemle vatandaşı yalnızca geri dönüşüme değil, daha az çöp üretmeye yönlendiriyor. Karışık çöp çıkaran daha fazla ücret öderken, ayrıştırılmış atıklar ücretsiz toplanıyor. Böylece geri dönüşüm gönüllülükten çıkıp ekonomik davranışa dönüşüyor.
Türkiye'nin de uzun vadede yalnızca geri dönüşümü ödüllendiren değil, gereksiz atık üretimini azaltan politikaları tartışması gerekiyor. DOA vatandaşın geri getirdiği ürünü ödüllendiriyor. Güney Kore ise bunun bir adım ötesine geçerek geri dönüştürmeyeni maliyetle karşı karşıya bırakıyor. Yani ödül ve sorumluluk aynı sistem içinde birlikte çalışıyor.
DOA'yı sadece şişe toplama projesi olarak görürsek büyük resmi kaçırırız.
Asıl mesele plastik şişe, cam şişe veya alüminyum kutu toplamak değil; Türkiye'nin atığa bakışını değiştirebilmektir.
Yıllardır petrolü, doğalgazı ve madenleri konuşuyoruz. Oysa evlerimizden çıkan ambalajlar, çekmecelerde unutulan telefonlar, çöpe giden piller ve bataryalar da artık stratejik kaynak haline geldi.
Eğer DOA'nın devamını getirip ambalajları, elektronik atıkları, pilleri ve bataryaları aynı sistemin parçası haline getirebilirsek sadece çevreyi korumuş olmayacağız. Aynı zamanda yeni bir hammadde ekonomisi kuracağız.
Belki de artık yeni sloganımız şu olmalı:
"Çöp yok, ham madde var."
Ayrıca sistemin tanıtımında kullanılan "Şişeni DOA'ya at, 1 TL kazan" sloganını çok isabetli bulmadım.
Yıllardır insanlara "çöpe atmayın" diyoruz.
Belki de burada "Şişeni iade et", "Şişeni geri getir" ya da "Şişeni dönüştür" demek daha doğru olur.
DOA, bu uzun yolculuğun ilk halkası olabilir. Bundan sonrası ise Türkiye'nin atığı nasıl yöneteceğine değil, atığı nasıl ekonomik değere dönüştüreceğine bağlı olacak.
Çünkü gelecekte zenginlik yalnızca toprağın altındaki kaynaklarla ölçülmeyecek. Toprağın üstünde kaybetmediğimiz kaynaklar da en az onlar kadar değerli olacak. Geleceğin rekabeti ise sadece üretmekte değil, üretilmiş ham maddeyi yeniden ekonomiye kazandırabilen ülkeler arasında yaşanacak.