Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Güntay Şimşek Washington'un Motor Kararı, Ankara'nın Yeni Gücü
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Konu savunma olunca mesele hiçbir zaman sadece bir uçak, bir motor veya bir füze sistemi olmuyor. Hele mesele Türkiye'nin 5'inci nesil savaş uçağı KAAN ise, konu doğrudan ülkenin stratejik yönüyle, teknolojik bağımsızlık hedefiyle ve müttefikleriyle kurduğu yeni ilişki biçimiyle ilgili hale geliyor.

        Bugün herkes ABD'nin, KAAN için General Electric üretimi F110 motorlarına izin vermesini konuşuyor. Bana göre ise asıl mesele motor değil. Çünkü Washington, Türkiye'ye motor satmaya karar verdiği için bu adımı atmadı; Türkiye'nin geldiği noktayı gördüğü ve bu süreci artık engelleyemeyeceğini anladığı için böyle bir karar aldı. Bu iki yaklaşım arasında önemli bir fark var. Birincisi ABD'nin tercihini, ikincisi ise Türkiye'nin son yıllarda savunma sanayiinde oluşturduğu stratejik gücü anlatıyor. Bu nedenle Kongre'ye gönderilen motor satış bildirimini sadece teknik bir ihracat lisansı olarak okumak eksik olur; bu karar aynı zamanda değişen güç dengesinin bir yansımasıdır.

        Eskiden Türkiye'nin savunma ihtiyaçları söz konusu olduğunda aynı sorular peş peşe gelirdi. ABD izin verecek mi? Kongre onaylayacak mı? Avrupa kapıyı açacak mı? Ambargo gelir mi? Lisans çıkar mı? Parça verilir mi? Ankara'nın savunma planlaması çoğu zaman başka başkentlerde alınacak kararlara bağlıydı.

        Artık Bekleyen Türkiye Yok

        Türkiye hâlâ bazı kritik teknolojilerde dış tedarike ihtiyaç duyuyor. Ancak artık sadece dışarıdan hazır platform alan, bekleyen, rica eden ve bir kapı kapandığında planları aksayan bir ülke değil. Kendi savaş uçağını, kendi insansız hava araçlarını, kendi mühimmatını, kendi radarını, kendi elektronik harp sistemlerini ve görev bilgisayarını geliştiren; aynı zamanda kendi savaş uçağı motorunu üretmeye çalışan bir ülke.

        Bu değişim Washington'da da görülüyor. ABD'nin F110 motorları sürecini başlatması bu yeni Türkiye gerçeğinin sonucudur. Çünkü artık karşısında yalnızca savunma ürünü satın almak isteyen bir müttefik değil, savunma teknolojisi geliştiren, ihracat yapan ve alternatif üretebilen bir ülke bulunuyor.

        Son on yılda yaşanan gelişmeler bunu açık biçimde ortaya koydu. Baykar, TUSAŞ, ASELSAN, ROKETSAN, HAVELSAN, TEI, TÜBİTAK SAGE ve diğerleri artık sadece Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ihtiyaçlarını karşılayan kurumlar değil; uluslararası pazarda rekabet eden ve Türkiye'nin diplomatik manevra alanını genişleten bir savunma ekosisteminin parçalarıdır. Savunma sanayii artık yalnızca güvenlik meselesi değil; aynı zamanda dış politika, ekonomi ve teknolojik dönüşümün de belirleyici unsurlarından biridir.

        Mecbur Kalınan Bir Onay

        KAAN'ın motor meselesi uzun zamandır tartışılıyor. Prototiplerde kullanılan ve ilk üretim bloklarında da kullanılması planlanan General Electric F110-GE-129, Türkiye'nin yabancısı olduğu bir motor değil. F-16 Blok 50/52 uçaklarında uzun yıllardır kullanılan, yaklaşık 29 bin libre art yakıcılı itki üreten ve güvenilirliği sahada kanıtlanmış bir motor ailesinden söz ediyoruz. KAAN çift motorlu bir platform olduğu için her uçakta iki adet F110 görev yapacak ve bu durum ilk üretim safhasındaki ihtiyacı belirgin biçimde artırıyor.

        ABD yönetiminin Kongre'ye bildirdiği paketin yaklaşık 700 milyon dolar seviyesinde olduğu ve onlarca F110 motorunu kapsadığı ifade ediliyor. Bu motorların KAAN'ın ilk seri üretim uçaklarında, yani Blok-10 safhasında kullanılması ve teslimatların 2028 civarında başlaması hedefleniyor. Motor tedarikinde yeni bir siyasi kriz yaşanmazsa KAAN'ın takvimi daha öngörülebilir hale gelecek ve bu durum projenin psikolojisi açısından en az teknik tarafı kadar önemli olacaktır.

        Burada gözden kaçırılmaması gereken nokta şu; F110 yalnızca bir motor değil, aynı zamanda zaman kazandıran bir geçiş çözümüdür. Türkiye'nin kendi motorunu geliştirme süreci devam ederken KAAN'ın seri üretimini geciktirmeden sürdürebilmesi için kritik bir köprü görevi görmektedir.

        Ancak bu onayı sadece teknik bir karar olarak değerlendirmek eksik olur. ABD'nin verdiği mesaj açıktır: KAAN artık durdurulabilecek bir proje değildir. Motor verilmezse proje iptal olmayacak, sadece farklı bir yol izleyecekti. Washington da bu nedenle süreci tamamen kilitlemek yerine yönetilebilir bir çerçevede tutmayı tercih etti.

        Türkiye’nin Alternatifsiz Olmadığı Gerçeği

        KAAN'da asıl mesele hiçbir zaman yalnızca motor olmadı. Asıl mesele Türkiye'nin bu projeden vazgeçip vazgeçmeyeceğiydi.

        Bugün dünyada 5'inci nesil savaş uçağı geliştirebilen ülke sayısı son derece sınırlı, kendi motorunu geliştirmeye çalışan ülke sayısı ise daha da az. Çin'in motor teknolojisinde yaşadığı zorluklar ve Rusya'nın yeni nesil projelerde karşılaştığı gecikmeler biliniyor. Böyle bir alanda Türkiye'nin sorunsuz ilerlemesini beklemek gerçekçi değil.

        Ancak artık tartışılması gereken nokta farklıdır. KAAN kâğıt üzerindeki bir proje olmaktan çıktı; ilk uçuşunu yaptı, test kampanyası başladı ve yeni prototipler hazırlanıyor. TUSAŞ, bu projeyi yalnızca bir savaş uçağı olarak değil, Türkiye'nin önümüzdeki yarım yüzyıllık hava gücü mimarisinin temel taşı olarak yürütüyor.

        ABD motorları vermeseydi ne olurdu sorusunun cevabı da burada yatıyor. KAAN durmayacaktı; süreç uzayacak, alternatif motor arayışları hızlanacak ve TF35000 üzerindeki baskı artacaktı. Proje farklı bir yoldan ilerleyecekti. ABD'nin gördüğü gerçek de budur.

        Türkiye artık tek dosyada sıkıştırıldığında savunma planlaması çöken bir ülke değil; alternatif geliştiren, yeni ortaklıklar kuran ve gerektiğinde kendi çözümünü üreten bir aktör. Hava savunma sistemlerinde yaşanan ambargoların ASELSAN ve ROKETSAN'ı, İHA alanındaki kısıtlamaların Baykar'ı nasıl dönüştürdüğü ortada. Şimdi benzer bir dönüşüm savaş uçağı alanında yaşanıyor.

        Bu çerçevede Türkiye'nin Eurofighter Typhoon girişimi de yalnızca bir tedarik kararı değildir. Yaklaşık 40 uçaklık bu plan aynı zamanda Washington'a verilmiş stratejik bir mesajdır: Türkiye'nin tek seçeneği ABD değildir. İngiltere'nin desteği ve Almanya'nın yaklaşımındaki değişim Ankara'nın elini güçlendirmiştir.

        F-35 Gölgesi Dağılıyor

        Bugün gelinen noktada F-35 tartışmaları eski ağırlığını kaybetmektedir. Çünkü bu dosya yalnızca siyasi iradeyle çözülebilecek bir mesele değildir. Süreç; CAATSA (Countering America’s Adversaries Through Sanctions Act – Amerika’nın Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası) yaptırımları, NDAA (National Defense Authorization Act – ABD Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası) hükümleri, ABD Kongresi, S-400 meselesi ve üretim planlaması gibi birçok karmaşık parametreyi içermektedir.

        Üstelik Türkiye programa dönse bile yeni teslimat sırası, eğitim, lojistik ve finansman gibi başlıklar gündeme gelecektir. Bu sürecin yıllar alması muhtemeldir. Buna karşılık KAAN programı kendi takvimi içinde ilerlemektedir. Bu nedenle Türkiye'nin stratejik odağını yeniden F-35'e endekslemesi doğru bir yaklaşım olmayacaktır.

        F110 motorlarını nihai çözüm olarak görmek de doğru değildir. Asıl hedef, TRMotor tarafından geliştirilen yaklaşık 35 bin libre itki sınıfındaki TF35000 milli turbofan motorudur. F110, KAAN'ın ilk bloklarını zamanında hizmete sokacak kritik bir geçiş motoru işlevi görecektir. Ancak Türkiye'nin gerçek stratejik bağımsızlığı TF35000'in olgunlaşmasıyla başlayacaktır.

        Türkiye uzun yıllar savunma sanayiinde başkalarının verdiği kararlarla hareket etmek zorunda kaldı. Bugün ise tablo tersine dönüyor. Artık Washington da Ankara'nın kararlarını hesaba katmak zorunda. Son yıllarda değişen asıl gerçek budur.

        Sonuç olarak Washington motor satmayı tercih ettiği için değil, Türkiye'nin artık durdurulamayacağını gördüğü için bu kararı aldı. Asıl değişen motor değil, güç dengesi oldu.