Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Güntay Şimşek 5G'nin Gerçek Sınavı
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Geçen hafta 5G’ye geçiş ile birlikte gündeme gelen cihaz ekosistemini yazmıştım. Türkiye’nin yalnızca şebeke kuran değil, o şebekeye bağlanacak çeşitli cihazları da üreten bir ülke olması gerektiğine dikkat çekmiştim. Çünkü 5G sadece baz istasyonu, frekans ve operatör yatırımı anlamına gelmiyor. 5G aynı zamanda milyonlarca yeni telefon, modem, router (ağ yönlendirici), FWA cihazı (Fixed Wireless Access-Sabit Kablosuz Erişim cihazı) ve akıllı bağlantı ekipmanı anlamına geliyor.

        Ancak meselenin bir de vatandaş tarafı var. Şebeke kurulsa bile vatandaş 5G uyumlu telefona erişemiyorsa bu dönüşüm eksik kalır. Operatörler milyarlarca liralık yatırım yapar, şehirlerde 5G kapsaması başlar, sanayi ve lojistik tarafında yeni uygulamalar devreye girer, fakat tüketicinin elindeki cihaz bu teknolojiye uyumlu değilse dönüşümün toplumsal etkisi sınırlı kalır.

        Bugün Türkiye’de tartışılması gereken konu tam da budur. 5G’ye geçtik ama vatandaşın ve şirketlerin 5G’ye erişimini kolaylaştıracak cihaz politikamız aynı hızda güncellenmiş değil.

        Taksit Sınırı ve Piyasa Gerçeği

        Cep telefonu satışlarında uygulanan taksit sınırlandırmaları 2018 yılında devreye girdi. O dönemin ekonomik şartlarında belirlenen eşikler, zaman içinde birkaç kez güncellendi. En son Aralık 2024’te limit 20 bin TL’ye çıkarıldı. Bugün uygulamaya göre 20 bin TL ve altındaki sıfır cep telefonları için azami taksit süresi 12 ay, 20 bin TL üzerindeki telefonlar için ise 3 ay olarak uygulanıyor.

        Kâğıt üzerinde bu düzenleme hâlâ işliyor gibi görünebilir. Ancak piyasa artık bu sınırın çok ötesine geçti. Enflasyon, döviz kuru, elektronik bileşen maliyetleri, yapay zekâ veri merkezlerinin bellek ve depolama piyasasında yarattığı küresel baskı, enerji ve işçilik giderleri derken 20 bin TL’lik eşik orta segment cihazlar için bile anlamını yitirmeye başladı.

        Bugün Türkiye’de üretilen veya montajı yapılan orta segment birçok cihaz 20 bin TL sınırının üzerine çıkıyor. Bu da yerli üretim cihazların taksit avantajını kaybetmesine, tüketicinin ise ya daha düşük donanımlı modellere yönelmesine ya da kayıt dışı kanalları tercih etmesine sebep oluyor. Çünkü akıllı telefon artık sadece konuşma ve mesajlaşma aracı değil. Bankacılık, e-Devlet, sağlık, eğitim, ulaşım, seyahat, alışveriş, medya ve güvenlik hizmetlerine erişimin temel kapısı haline geldi.

        Kayıt Dışı Pazar Neden Büyüyor?

        Mevcut taksit sınırının en ciddi sonuçlarından biri kayıt dışı cihaz pazarını beslemesi. Vatandaş resmi distribütör kanallarında yüksek fiyat ve kısa taksit süresiyle karşılaşınca farklı arayışlara yöneliyor. Bu da gri pazar (resmî distribütör dışında ithal edilen ürün pazarı), kayıt dışı cihaz, yurtdışı cihaz ve kaçak kullanım gibi sorunları büyütüyor.

        Sektör verilerine göre Türkiye’de kayıt dışı satışların 7 milyon adet seviyesine ulaştığı ifade ediliyor. Bu rakam tek başına bile mevcut politikanın yeniden değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Çünkü kayıt dışı cihaz sadece üretici veya distribütör için sorun değil. Aynı zamanda kamu geliri, siber güvenlik, tüketici güvenliği ve şebeke yönetimi açısından da risk oluşturuyor.

        Bir cihaz resmi kanaldan satıldığında Kültür Payı, TRT bandrolü, ÖTV (Özel Tüketim Vergisi) ve KDV (Katma Değer Vergisi) gibi birçok kalem üzerinden kamu geliri oluşuyor. Bazı örneklerde vergisiz giriş fiyatı 53 bin TL civarında olan bir cihazın vergiler sonrası satış fiyatı 108 bin TL seviyesine çıkabiliyor. Yani kamunun elde ettiği gelir, cihazın vergisiz fiyatını aşan bir büyüklüğe ulaşabiliyor.

        Bu nedenle kayıtlı satışın artması yalnızca sektörün değil, devletin de lehine. Taksit sınırının güncellenmesi, ithalatı patlatacak bir adım olarak değil, zaten oluşan talebi kayıtlı kanala yönlendirecek bir düzenleme olarak okunmalı ve yerli üretimi de desteklemelidir.

        Yerli Üretim de Bu Sınırdan Etkileniyor

        Taksit sınırının düşük kalması sadece tüketiciyi zorlamıyor, Türkiye’de üretim yapan firmaları da baskı altına alıyor. Hammadde, enerji, işçilik, lojistik ve elektronik bileşen maliyetleri artarken yerli üreticinin ürününü 20 bin TL altında tutması her geçen gün zorlaşıyor. Bu sınırın üzerinde kalan cihaz ise taksit avantajını kaybediyor ve pazarda ithal veya kayıt dışı ürünlerle rekabet etmekte zorlanıyor.

        Nitekim 2025 verileri bu tabloyu açık biçimde gösteriyor. Yasal ithalat 11,4 milyon adede yükselirken, yerli imalat yaklaşık 5,5 milyon adet seviyesinde kaldı. Yani ithalat, yerli imalatın iki katını aşmış durumda. Bu tablo, mevcut finansman modelinin ithalatı sınırlamak yerine kayıtlı yerli üretimi zayıflattığını gösteriyor.

        Daha da önemlisi, yapılan analizlere göre taksit limitleri 2026 başında güncellenmiş olsaydı, üst segment cihaz talebi dengelenebilir, yerli üretim cihazların pazar payı artabilir ve cep telefonu ithalat faturasında yıllık 1,36 milyar dolarlık net azalma etkisi oluşabilirdi.

        Bu rakam yalnızca sektörün değil, dış ticaret dengesi açısından da önemli. Türkiye bir yandan cep telefonu üretimini teşvik etmeye çalışırken, diğer yandan tüketiciyi resmi yerli üretim kanallarından uzaklaştıran finansman kısıtlarını sürdürürse burada ciddi bir çelişki ortaya çıkar.

        5G İçin Cihaz Politikası Şart

        Türkiye’de 80 milyonun üzerinde cep telefonu kullanıcısı var. Ancak her ay satılan yaklaşık 400 bin cihazın hâlâ önemli bir bölümü 5G uyumlu değil. Bu tablo 5G’nin yaygınlaşması açısından önemli bir risk oluşturuyor. Çünkü 5G yatırımı yalnızca operatörlerin baz istasyonu kurmasıyla karşılık bulmaz. Şebekeye bağlanacak yeterli sayıda uyumlu cihazın da pazarda ulaşılabilir olması gerekir.

        Bugün 20 bin TL altındaki cihazların cirodaki payı geriliyor. GFK (uluslararası pazar araştırma şirketi) Mart 2026 verilerine göre operatör taksitleriyle vatandaşa ulaştırılan 20 bin TL altı esas cihazların cirodaki payı yüzde 25,5’ten yüzde 13,5’e düşmüş durumda. Aynı şekilde 20 bin TL altı modellerin adet bazındaki pazar payı da bir yılda yüzde 62,3’ten yüzde 47,4’e gerilemiş görünüyor. Bu tablo, mevcut taksit limitinin artık tüketiciyi daha erişilebilir ve güncel cihazlara yönlendirmediğini, tam tersine pazarı daralttığını gösteriyor.

        Bu nedenle 5G uyumlu cihazlar için farklı bir yaklaşım geliştirilmesi gerekiyor. Mevcut 20 bin TL taksit limitinin en az 45 bin TL seviyesine çıkarılması, hatta 5G uyumlu telefonlara en az bir yıl süreyle taksit sınırlamasından istisna tanınması ciddi biçimde değerlendirilmelidir.

        Böyle bir düzenleme vatandaşın 5G'ye erişimini kolaylaştırırken kayıt dışı cihaz kullanımını azaltabilir, resmi satış kanallarını güçlendirebilir, yerli üretimin rekabet gücünü artırabilir ve kamu gelirlerini destekleyebilir. Çünkü 5G'ye erişim yaygınlaşmazsa, operatörler milyarlarca liralık yatırımlarının maliyetini er ya da geç farklı kalemlerle yine kullanıcıya yansıtacaktır. Amaç vatandaşa yalnızca 5G'nin faturasını çıkarmak değil, gerçekten 5G hizmetini kullanabileceği cihazlara erişimini sağlamaktır.

        Her Yıl Güncelleme Olmalı

        Türkiye’de enflasyon, döviz kuru ve elektronik bileşen maliyetleri bu kadar hızlı değişirken, cihaz taksit limitinin birkaç yıl boyunca aynı kalması piyasa dengesini bozuyor.

        Bugün 20 bin TL olan limitin en az 45 bin TL’ye çıkarılması, 5G uyumlu cihazlara geçici bir istisna tanınması ve bu eşiğin her yıl otomatik güncellenmesi, Türkiye’nin 5G dönüşümü açısından daha sağlıklı olacaktır.

        Bu nedenle taksit sınırının her yıl "Yeniden Değerleme Oranı" esas alınarak otomatik güncellenmesi gerekir. Böylece sektör her yıl aynı tartışmayı yeniden yapmak zorunda kalmaz. Üretici, distribütör, operatör ve tüketici önünü daha net görür.

        Çünkü mesele sadece cep telefonu satışı değil. Mesele Türkiye’nin dijital dönüşüm hızıdır. Mesele vatandaşın yeni nesil teknolojiye erişimidir. Mesele yerli üretimin sürdürülebilirliğidir. Mesele kayıt dışı ekonominin daraltılmasıdır. Mesele kamu gelirinin korunmasıdır.

        5G’ye geçmek önemli. Ancak 5G’ye geçmek kadar, vatandaşın bu teknolojiye erişebilmesini sağlamak da önemli. Türkiye eğer 5G döneminde sadece operatörlerin yatırım yaptığı, fakat vatandaşın cihaz maliyeti nedeniyle bu teknolojiden yeterince yararlanamadığı bir tabloyla karşılaşırsa, dijital dönüşüm hedefi eksik kalır.

        5G’yi devreye almak teknik bir adımdır. Asıl başarı ise vatandaşın ve şirketlerin bu teknolojiye gerçekten erişebildiği, üreticinin rekabet edebildiği ve yatırımların karşılığını bulduğu bir ekosistem kurabilmektir.