Türkiye'de cep telefonu ithalatına yönelik 200 dolarlık gözetim uygulaması 2020 yılında devreye alındı. Bu uygulama sonrasında birçok marka Türkiye'de üretime yöneldi ve önemli bir üretim ekosistemi oluştu.
Ancak yapay zekâ veri merkezlerine yönelik küresel talep nedeniyle elektronik bileşen maliyetleri yükseldi, cihaz fiyatları arttı ve 200 dolarlık gözetim sınırı günümüz şartlarında yetersiz kaldı. Böylece ülkemizde cep telefonu üretimi için kurulan fabrikalar da üretimde sıkıntı yaşar oldu.
Türkiye, 1 Nisan 2026 itibarıyla 5G dönemine resmen geçti. Operatörler yeni nesil şebekelerini devreye alırken, haberleşme sektöründe uzun süredir beklenen dönüşüm de gerçekleşiyor. Ancak 5G'nin hayata geçmesiyle birlikte şu soru gündeme geldi: Ekonomik şartlar ve telefonların üzerindeki yükler sebebiyle vatandaş bu teknolojiye ne kadar erişebilecek?
Malum cep telefonlarında yüksek gümrük vergileri, TRT bandrolü, ÖTV, KDV ve taksit sınırlamaları bulunuyor. Dolayısıyla 5G uyumlu bir telefonu almak o kadar kolay değil. İçerde üretimi teşvik etmek ve dış ticaret açığını azaltmak gibi çeşitli nedenler bu önlemler alınırken operatörler de 5G’nin yaygınlaşamamasından, 5G uyumlu cep telefonu satışlarının düşük kalmasından şikayetçiler.
Ancak devlet vatandaşın cep telefonuna dikkat kesilirken, Turkcell, Türk Telekom ve Vodafone’un yurtdışından ithal edip vatandaşa dağıttığı, dış ticaret açığını artıran, içerideki üretime de zerre destek olmayan elektronik aksam ve cihazlar için düzenlemesi bulunmuyor.
Mesela 5G döneminde operatörlerin kullandığı; modemler, Fixed Wireless Access-FWA cihazları (5” üzerinden ev ve iş yerlerine internet sağlayan sabit kablosuz erişim terminalleri), router'lar (ağ yönlendiriciler) ve kurumsal erişim cihazları ise aynı koruma mekanizmalarına tabi değil. Bu tarafta da düzenlemelerin de yurtiçindeki üretime ve dış ticaret açığına katkısı olacağı anlaşılan ya unutulmuş veya dikkate alınmamış.
Bugün böylesine garip bir tabloyla karşı karşıyayız.
Türkiye'nin Sessiz Başarısı
Aslında son beş yılda Türkiye, kamuoyunda çok fazla konuşulmayan önemli bir başarı hikâyesi yazdı.
Ticaret Bakanlığı'nın 2020 yılında yürürlüğe koyduğu İthalatta Gözetim Uygulaması ile 200 doların altındaki cep telefonu ithalatı belirli kurallara bağlandı. Bu kararın ardından Türkiye'de 10'un üzerinde üretim tesisi kuruldu. Sektörde doğrudan 10 bini aşkın, yan sanayiyle birlikte 15 bini aşan istihdam oluştu.
Daha önemlisi yalnızca montaj hatları kurulmadı. Elektronik üretim konusunda önemli bir bilgi birikimi ve üretim tecrübesi oluştu. 2025 yılında kayıt altına alınan yaklaşık 16,9 milyon cep telefonunun 5,5 milyona yakını Türkiye'de üretildi.
Bu süreç yalnızca Samsung, Xiaomi veya OPPO gibi markaların Türkiye'de üretim yapmasıyla sınırlı kalmadı. Omix gibi yerli markalar da ortaya çıktı ve pazarda belirli bir yer edinmeyi başardı. Aslında bugün konuştuğumuz konu yalnızca cep telefonu üretimi değil. Türkiye'nin elektronik sanayisinde oluşturduğu yeni üretim kapasitesi.
Yapay Zekâ Çağının Beklenmeyen Etkisi
Öte yandan 2026 yılıyla birlikte ortaya çıkan yeni bir gelişme bu yapıyı zorlamaya başladı. Yapay zekâ veri merkezlerine yönelik küresel talep patladı. Üretilen yüksek kapasiteli belleklerin önemli bölümü artık veri merkezlerine gidiyor. Bu nedenle RAM ve depolama maliyetleri son dönemde sert şekilde yükseldi.
Birkaç yıl önce giriş seviyesindeki bir telefonda toplam maliyetin yaklaşık yüzde 10'unu oluşturan bellek maliyeti, bazı modellerde yüzde 30 seviyelerine kadar çıktı.
MOBİSAD (Mobil Cihaz ve Aksesuar Sanayicileri Derneği)'ın da dikkat çektiği üzere, 2020 yılında yatırımları teşvik eden 200 dolarlık gözetim sınırı bugün değişen maliyet koşulları nedeniyle aynı etkiyi yaratmakta zorlanıyor.
Telefon fiyatları yükseldikçe yalnızca üretici değil, tüketici de etkileniyor. Çünkü 5G döneminde cihaz yenilemek her geçen gün daha pahalı hale geliyor.
MOBİSAD'a göre mevcut gözetim sınırının güncellenmemesi halinde önümüzdeki dönemde yeni yatırım kararlarının yavaşlaması ve mevcut üretim kapasitesinin risk altına girmesi ihtimali bulunuyor.
Bu baskının sektördeki ilk somut sonuçları da görülmeye başladı. OPPO'nun Tuzla'daki fabrikası 2023 yılında faaliyetlerini durdururken yaklaşık 500 çalışan işini kaybetti. Marka daha sonra yerli bir iş ortağıyla kurduğu model sayesinde yeniden üretime dönebildi. Bu örnek, Türkiye'de oluşan üretim ekosisteminin ne kadar hassas bir dengede ilerlediğini göstermesi açısından dikkat çekici.
5G'nin Görünmeyen Riski
Bugün Türkiye'de 5G hizmet veriyor. Ancak asıl soru şu: 5G şebekesine bağlanabilecek yeterli sayıda kullanıcı olacak mı? Telefon fiyatları yükseldikçe cihaz yenileme süreleri uzuyor. Bu durum yalnızca tüketiciyi değil, operatörleri de ilgilendiriyor.
Çünkü Turkcell, Türk Telekom ve Vodafone milyarlarca liralık yatırım yaparken abonelerin önemli bölümü eski cihazlarla sisteme bağlı kalırsa, 5G'nin ekonomik karşılığı beklenenden daha geç ortaya çıkabilir. Dolayısıyla cihaz erişimi artık yalnızca tüketici meselesi değil. Aynı zamanda haberleşme politikasının da bir parçası.
Ancak konunun daha önemli bir boyutu var. 5G yalnızca yeni telefonlar anlamına gelmiyor. Milyonlarca yeni modem, router (ağ yönlendirici), FWA cihazları (Fixed Wireless Access / 5G üzerinden ev ve iş yerlerine internet sağlayan sabit kablosuz erişim terminalleri) ve akıllı bağlantı ekipmanı anlamına geliyor.
Bugün evlerde kullanılan Wi-Fi modemlerin (kablosuz internet modemleri), kurumsal router'ların ve sabit kablosuz erişim cihazlarının büyük bölümü ithal ediliyor. Oysa Türkiye'de cep telefonu üretimi için kurulan hatlar ve elektronik üretim altyapısı, belirli yatırımlarla bu ürünleri de üretebilecek kapasiteye sahip.
Üstelik 5G ihale şartnamesinde operatörlere getirilen yerlilik yükümlülükleri düşünüldüğünde bu konu daha da önem kazanıyor. Çünkü önümüzdeki yıllarda Turkcell, Türk Telekom ve Vodafone milyonlarca yeni nesil modem ve haberleşme cihazı kullanacak.
Aslında Türkiye daha önce benzer bir dönüşümü 4,5G sürecinde yaşadı. Yerli ekipman kullanım oranı yıllar içinde artış gösterdi. Bu başarı, doğru teşvik ve düzenlemelerle teknoloji alanında önemli sonuçlar alınabileceğini gösterdi. Şimdi benzer bir yaklaşımın telefonlar, modemler, router'lar ve FWA cihazlarında uygulanıp uygulanamayacağının tartışılması hatta düzenlemeler yapılması gerekir.
Ancak burada dikkat çekici bir eksiklik bulunuyor. 5G ihalesinde yerlilik ve millilik kriterleri ağırlıklı olarak şebeke altyapısı, baz istasyonları ve haberleşme ekipmanları için tanımlandı. Bu yaklaşım önemli olmakla birlikte artık tek başına yeterli görünmüyor.
Çünkü haberleşme ekosistemi yalnızca baz istasyonlarından oluşmuyor. Şebeke kurulduktan sonra hizmetin yaygınlaşmasını ve sürdürülebilirliğini sağlayan telefonlar, modemler, router'lar, FWA cihazları ve diğer kullanıcı ekipmanları da en az altyapı kadar kritik öneme sahip.
Bu nedenle yeni dönemde yalnızca şebeke tarafında değil, kullanıcı tarafındaki cihazlarda da yerlilik ve millilik perspektifinin geliştirilmesi gerekiyor. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın konuyu bu çerçevede ele alması, mevcut üretim altyapısının korunması ve yeni yatırımların teşvik edilmesi açısından önem taşıyor.
Mesele Sadece Telefon Değil
MOBİSAD'ın talebi de yalnızca cep telefonu üreticilerinin korunması olarak görülmemeli. Çünkü bugün tartışılan konu aslında Türkiye'nin yeni nesil haberleşme sanayisinin geleceği. Sektör, 200 dolarlık gözetim sınırının günümüz maliyet koşullarına uygun şekilde güncellenmesini ve 400 dolar seviyesine çıkarılmasını talep ediyor.
Ayrıca Wi-Fi modemler, FWA CPE cihazları, robot süpürgeler ve giyilebilir teknolojiler gibi bugün büyük ölçüde ithal edilen ürün gruplarında da yerli üretimi destekleyecek düzenlemeler istiyor.
Bu taleplere yalnızca üreticilerin beklentisi olarak bakmak eksik olur. Çünkü mesele yalnızca birkaç fabrikanın ayakta kalması değil. Mesele Türkiye'nin 5G döneminde yalnızca kullanıcı mı olacağı, yoksa bu ekosistemin cihazlarını da üreten ülkeler arasına girip giremeyeceğidir.
Vatandaş 5G'ye erişmek için telefon almak istediğinde vergi, taksit sınırı ve maliyet duvarıyla karşılaşıyor. Türkiye'de üretim yapan firmalar ise gözetim düzenlemesinin güncellenmesini bekliyor.
Ama aynı dönemde operatörler milyonlarca modem, router ve FWA cihazını ithal edebiliyor. Dolayısıyla devlet bir taraftan cep telefonu üretimini korumaya çalışırken, diğer taraftan 5G'nin oluşturacağı yeni cihaz pazarını büyük ölçüde ithalata bırakıyor.
2020 yılında alınan gözetim kararı Türkiye'ye fabrikalar, istihdam ve üretim kapasitesi kazandırdı. Bugün ise yeni bir eşikteyiz. Değişen maliyetler, yapay zekâ kaynaklı küresel tedarik baskısı ve 5G'nin oluşturduğu yeni ihtiyaçlar karşısında mevcut düzenlemelerin yeniden değerlendirilmesi gerekiyor.
Çünkü önümüzdeki dönemde asıl katma değer yalnızca baz istasyonlarında değil, o şebekeye bağlanan milyonlarca cihazda oluşacak. Eğer Türkiye telefon üretimini korurken modemleri, router'ları, FWA (Fixed Wireless Access / sabit kablosuz erişim) cihazlarını ve yeni nesil haberleşme ekipmanlarını tamamen ithalata bırakırsa, 5G'nin oluşturacağı ekonomik değerin önemli bir bölümü de yurt dışına gidecek.
Bugün tartışılması gereken konu sadece 200 dolarlık gözetim sınırı değil. Asıl mesele, Türkiye'nin 5G döneminde yalnızca şebekesini kuran bir ülke mi olacağı, yoksa o şebekenin ihtiyaç duyduğu cihazları da üreten bir teknoloji merkezi haline gelip gelmeyeceğidir.