Otomotiv dünyasında dengeler sessiz sedasız değişiyor. Uzun yıllar Alman otomobilleri mühendisliğin zirvesi olarak kabul edildi. Sağlamlık, güvenlik, sürüş karakteri ve kalite algısıyla rakiplerinden ayrıldılar. Bugün ise otomotivde yeni rekabet alanı motor değil, yazılım ve akıllı güvenlik sistemleri.
Bunun en dikkat çekici örneklerinden biri, Çinli üretici BYD'nin geliştirdiği yeni teknoloji. Şirketin patent başvurusunu yaptığı sistem, araç hareket etmeden önce altını kontrol ediyor. Eğer aracın altına sonradan giren bir kedi, köpek ya da çocuk varsa bunu algılıyor ve sürücüyü uyarıyor. Henüz tüm BYD modellerinde sunulan bir özellik değil. Ancak otomobillerin geleceğinin hangi yöne gittiğini göstermesi açısından oldukça önemli.
Çünkü burada amaç sadece otomobil üretmek değil, sürücünün göremediğini gören bir otomobil geliştirmek.
Benim yaşadığım olay ise bu dönüşümün diğer tarafını gösteriyor. Kullandığım Audi'de bagaj kapısı tam kapanmadığında gösterge panelinde sessiz bir uyarı çıkıyor. Ancak diğer araçlarda standart olan sesli uyarı sistemi bulunmuyor. Audi’nin hangi premium yaklaşımla bu modellerden sesli uyarı sistemini kaldırdığını ise araştırmama rağmen öğrenmedim.
İlk bakışta önemsiz gibi görünen bu eksiklik bana oldukça pahalıya mal oldu. Yaklaşık 90 kilometre hızla ilerlerken bagaj kapağının tam kapanmadığını fark etmedim. Yol boyunca bagajdan eşyalarım düştü ve kayboldu.
Bu olaydan sonra konuyu araştırdım ve yetkili servise gittim. Aldığım cevap beni daha da şaşırttı. Kullandığım Audi modelinde bagaj kapağı ve diğer kapılar açık kaldığında devreye girecek sesli uyarı sistemi bulunmuyordu. Daha da önemlisi, bu özellik sonradan da eklenemiyordu.
Serviste özellikle bagaj kapağı başta olmak üzere kapılar açık kaldığında devreye girecek bir sesli uyarı sisteminin yazılım veya donanımla aracıma eklenmesini talep ettim. Ancak bunun teknik olarak mümkün olmadığı, aracın mevcut altyapısının buna izin vermediği ifade edildi.
Açıkçası bunu kabul etmekte zorlandım. Çünkü bu benim gözümde konfor donanımı değil, temel bir güvenlik özelliği. Eğer aracı satın alırken bu modelde sesli kapı ve bagaj uyarısı bulunmadığını bilseydim, büyük ihtimalle bu otomobili satın almazdım. Üstelik mesele yalnızca benim kaybettiğim eşyalar da değil.
Otoyolda açık kalan bagajdan düşen bir valiz, takım çantası veya başka bir eşya arkadan gelen araçlar için ciddi bir trafik kazasına neden olabilir. Bu nedenle açık bagajın yalnızca gösterge panelindeki küçük bir simgeyle değil, güçlü bir sesli uyarıyla da sürücüye bildirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Tam da bu noktada iki farklı mühendislik anlayışı ortaya çıkıyor. Bir tarafta, sürücünün belki hiç fark etmeyeceği bir riski önlemeye çalışan BYD var. Diğer tarafta ise günlük kullanımda ciddi sonuçlar doğurabilecek açık bagaj gibi bir durumda yalnızca sessiz ekran uyarısıyla yetinen bir yaklaşım.
Elbette burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.
BYD'nin söz konusu sistemi bugün tüm araçlarında kullanılan standart bir özellik değil; şu an için patent başvurusu yapılmış ve gelecekte uygulanması hedeflenen bir teknoloji. Audi tarafında ise benim yaşadığım durum tüm Audi modelleri için geçerli olmayabilir. Benim kullandığım modelde sesli bagaj uyarısı bulunmuyor ve sonradan da eklenemiyor.
Ancak bütün bunlar otomotiv sektöründe değişen öncelikleri açık biçimde ortaya koyuyor. Eskiden premium otomobil denildiğinde akla kaliteli deri döşeme, güçlü motor ve yüksek performans gelirdi. Bugün ise premium olmanın tanımı değişiyor. Bir otomobil sürücünün göremediğini görebiliyor mu? Gerçek hayatta karşılaşılabilecek riskleri önceden fark edebiliyor mu? İnsan hayatını, çocukları, hayvanları ve trafikteki diğer kullanıcıları koruyacak akıllı çözümler sunabiliyor mu?
Artık rekabet tam da bu noktada yaşanıyor.
Çinli üreticiler yalnızca daha uygun fiyatlı otomobiller üretmiyor; yazılımı, yapay zekâyı ve güvenliği otomobilin merkezine yerleştiriyor. Belki de birkaç yıl sonra insanlar otomobil satın alırken ilk olarak şunu soracak:
"Bu araç benim göremediğim tehlikeleri görebiliyor mu?"
Bence otomotiv sektörünün geleceğini belirleyecek asıl soru da bu olacak. Ve bana göre premium olmanın yeni tanımı da değişecek. Bir otomobilin premium olması, artık kapıyı tok kapatmasıyla değil; sürücünün fark edemediği riski zamanında fark etmesiyle ölçülecek.
Ziraat’ten TROY’a “Jest” mi, Stratejik Tercih mi?
Yıllardır TROY konusunda yazılar yazdım. Türkiye'nin kamu bankaları, kamu kurumları ve kamu şirketlerinin kendi geliştirdiğimiz milli ödeme sistemine yeterli desteği vermemelerini eleştirdim. Oysa bugün dünyanın tamamında kullanılan Visa ve Mastercard'a rakip olacak bir sistem kurmak kolay değil. Bir ülke böyle bir altyapıyı kurabilmişse önce kendi kurumlarının sahip çıkması gerekir.
Bankalararası Kart Merkezi (BKM)’nin kullanıma sunduğu TROY’un, 2025’te kart sayısı %80 artarak 90 milyona ulaştı ve pazar payı da %25’i geçti. Bu sene sonunda ise pazar payının yüzde 30’un üzerine çıkması bekleniyor.
Son günlerde ekranlara sıklıkla gelen, Ziraat Bankası’nın yeni çıkardığı kredi kartıyla banka kartını birlikte sunan “Jest Kart” reklamlarında milli ödeme sistemi TROY’a yer vermesi dikkatimi çekti. Çünkü kamu kurumlarından bu tarz desteği bile görmekte zorlanıyordum, ekranda görünce hoşuma gitti. Reklamlarda gördüğümüz bu yaklaşımın kart portföyüne ve kullanım oranlarına ne ölçüde yansıdığını ise zaman gösterecek.
Türkiye’nin ödeme sistemlerinde dışa bağımlılığı azaltma iradesi hayati önemdedir. Savunma sanayisinde nasıl yerli motor, yerli radar, yerli yazılım konuşuyorsak; finans tarafında da yerli ödeme altyapısını konuşmak zorundayız. Sıradan bir içecek firmasına “boykot” sebebiyle tepki gösterenlerin de bu tür milli ürünleri kullanmaya azami önem göstermesi gerekir.
Bu açıdan Ziraat Bankası’nın TROY’a alan açması, reklamlarında kullanması önemlidir. Çünkü kamu bankalarının bu konuda öncü olması, sadece müşteri tercihini değil, piyasanın yönünü de etkiler. TROY’un güçlenmesi için en kritik meselelerden biri kart sayısı kadar kullanım alışkanlığıdır. Vatandaş kartını cebinde taşıyacak ama asıl önemlisi alışverişte, internette, temassız ödemede kullanmasıdır.
Özellikle yurt dışı kullanımın artması, kart şebekelerinde daha fazla yer alması, bazı uluslararası dijital platformlar ve abonelik sistemlerinde daha çok yaygınlık kazanması gerekiyor. Buralarda gelişme olabilmesi için önce kendi ülkemizde TROY kullanımının, pazardaki payının yüzde 30’lardan yüzde 50’lerin üzerine çıkarılması gerekir. Dolayısıyla TROY’un desteklenmesi ve sahiplenilmesi şart.
Günümüzde ödeme sistemleri jeopolitik gücün önemli bir parçası haline geldi. Mesela ABD yaptırımlarında ilk hedef ödeme sistemi oluyor. Rusya'nın MIR’i, Çin’in UnionPay’i neden ortaya çıktıysa Türkiye'nin de TROY’u bunun için var. Savunma sanayiinde "yerli ve milli" kavramını önemsediğimiz gibi finansal altyapıda da aynı hassasiyeti göstermeliyiz. Çünkü para hareketlerinin geçtiği ağlar artık kritik altyapı kabul ediliyor.
Türkiye savunmada, havacılıkta, enerjide nasıl kendi kabiliyetlerini geliştirmeye çalışıyorsa, finansal altyapıda da aynı refleksi göstermek zorundadır. Çünkü günümüzde bağımsızlık sadece sınır güvenliğiyle değil, veri, ödeme sistemleri, yazılım ve finansal ağlarla da ölçülüyor.