İki saat 47 dakika! Hafta sonu, cumartesi günü, hayatımın 167 dakikasın telefon ekranına bakarak geçirmişim… Günlük ortalama telefona bakarak geçirdiğim süre 1 saat 32 dakikaymış. Ayda 45-50 saat arası eder. Yani 30 günün ikisi; yılda 24 gün! Matematiğim berbattır ama üç aşağı beş yukarı yılın 12 ayının bir ayını telefona bakarak geçiriyormuşum! N’apıyorum ben ya? Yaşım itibarıyla bırakın bir ayı, haftanın günün, saatin, dakikaların, saniyelerin, saliselerin kıymetini bilmem gerekirken ben sağımdan solumdan hızla akıp giden hayatı bırakmış telefon ekranına bakıyorum. Had diyelim tüm bu sürenin yarısı mecburiyetten, işimle alakalı yine de çok fazla değil mi kaçırdığım?
Sosyal medyada, çoğunlukla Instagram ve Twitter’da (tamam hemen düzeltmeyin biliyorum X artık) vakit geçiriyormuşum bunda şaşacak bir şey yok. Gözlerime inanamadığım WhatsApp’ta geçirdiğim süre! Günlük ortalama 1 saat 32 dakikanın 3’te 1’ine yakınında mesajlarıma bakıyormuşum. Bu kadar mesajdan bana ne kaldığını düşündüm süreyi görünce, neredeyse hiçbir şey! Mesajlarımın yüzde 90’dan fazlasının birkaç dakika içinde unutup gidiyorum. Ama işte bir şekilde sürekli de bu mesajlarla muhatap oluyorum.
Bir yerde okumuştum insanlar günde ortalama 20-40 arası SMS mesajı alıyormuş. Günde yollanan SMS sayısı 25 milyardan fazla… WhatApp’taki mesajlaşmaların sayısı ise günlük 150 milyarı buluyormuş. Bunun yaklaşık 7 milyarı sesli mesaj… Aktif kullanıcı sayısı 3 milyardan biraz fazla… Kişi başı mesaj sayısını siz hesaplayın. Telegram, Facebook Messenger’da dönen mesajlaşmaları da hesaba kattığınızda insanlar, tahmini, günde 200 milyara yakın mesaj yolluyorlar birbirlerine.
Geçtiğimiz günlerde Time dergisinde çıkan bir haberdeki soruyla tüm bu mesajlaşma muhabbeti daha da bir anlam (belki de anlamsızlık) kazanıyor: “Tüm bu mesajlaşmalar arkadaşlıklarınızı, ilişkilerinizi ne kadar derinleştiriyor?”
İNSANLAR ‘MİKRO ANLARIN’ KIYMETİNİ YETİRİNCE BİLMİYOR
Montreal'de yetişkin arkadaşlıkları üzerine araştırmalar yapan klinik psikolog Miriam Kirmayer, "Sürekli bilgi alıp veriyoruz ve bir şekilde iletişim kuruyoruz, ancak bu, bağlantının kalitesinin veya niyetinin mutlaka yerinde olduğu anlamına gelmiyor" diyor.
Mesajlaşıyoruz, sürekli bağlantı halindeyiz gibi görünüyor ama asla birbirimize ‘temas’ etmiyoruz! “Şunu ne yaptın?, “Akşam geliyor musun?”, “Bunu yapmayı unutma” gibi mesajların arasında işlerimizle ilgili onlarca tek kelimelik mesaj!
En son kime, gerçekten onu düşündüğünüzü hissettiren, hiç planlamadan bir mesaj attınız? Bu soruda eşiniz veye sevgilinizi kastetmiyorum... Otomatik pilotta giden bir ilişki dinamiği var mesajlaşmaların.
Kirmayer, en az haftada bir kez, bir arkadaşınızla biraz daha ‘derin’ bir şekilde iletişime geçmenin ruh halinizi iyileştirmenin en kolay yolu olduğunu belirtiyor: “İnsanlar genellikle bir iş arkadaşına basit bir selam vermek veya bir yabancıya gülümsemek gibi ‘mikro anların’ önemini hafife alırlar. Bu küçük etkileşimlerin ‘genel sosyal bağlantı seviyemizi iyileştirmek ve yalnızlığı azaltmak’ için harikalar yaratabilir. Sosyal bağlantıya duyduğumuz özlemi gidermek ve bu ihtiyacı karşılamak için çok fazla şeye gerek yok."
Araştırmalar, sosyal bağlantının kaygı ve depresyona karşı koruma da dahil olmak üzere hem zihinsel hem de fiziksel sağlığı öngördüğünü ortaya koyuyor. Kısa süreli bağlantı anları bile genel mutluluğu artırabiliyor.
MÜKEMMEL BİR MESAJ YAZMANIZA GEREK YOK, SADECE YAZIN
Miriam Kirmayer, insanları bir arkadaşlarına onları düşündüklerini hissettirecek mesajlar yollamaktan alı koyun şeyin 'mükemmeliyetçilik' olduğunu söylüyor. Doğru, zekice, ilginç bir mesaj yazmaya çalışmanın anlamsız olduğunu belirtiyor: “Mesajı kafanızda tekrar tekrar yazmanıza gerek yok... ‘Merhaba, seni düşünüyordum’ demek yerine, ‘Şu yazarın bir eserini okudum ve son kitabını çok sevdiğini biliyorum...’ gibi bir cümleyle ya da ‘Birkaç ay önce kahve içerken yaptığımız o harika sohbeti düşünüyordum ve sana minnettar olduğumu bilmeni istedim’ diye yazabilirsiniz...”
En son kime böyle bir mesaj yazdım diye WhatsApp’ta geriye doğru mesajlarımı tararken bir kara deliğe düştüm sanki... Interstellar’daki Cooper’ın annesiyle karşılaşması gibi bir durum yaşadım o mesaja ulaştığımda...
Günde 1 saat 32 dakikasını telefon ekranına bakarak geçiren ama tüm o dakikalarda ruhuna iyi gelecek küçücük bir ‘his’ kırıntısıyla karşılaşmayan ben yazıyı bitirmeden bir arkadaşıma onu özlediğimi söylediğim bir mesaj yolladım. Hemen geri döndü. İnsanlar arasında karşılıklı yollanan gülük 200 milyardan fazla mesajda neler yazılıyor bilemem ama biraz önce arkadaşımın yolladığı, planlanmamış 7 mesaj günümü güzelleştirdi.
Size de tavsiye ederim... Bu yazının mesajı da bu olsun!