Bu yaz o kadar az yüzdüm ki aklıma geldikçe kalbim acıyor! 4 günlük kısa bir tatilde, toplasan, 2 saat denizde kalamadım. Oysa kış aylarını denize gireceğim anının hayliyle geçiriyorum ben. O soğuk, yağmurlu kış günlerinde güneşi özlüyorum. Güneşi seviyorum. Yazın insanlar ondan kaçıp gölgelere sığınırken ben yüzümü ona dönüp sıcaklığını hissetmeye bayılıyorum.
Geçenlerde tatilden bronz bir tenle dönen arkadaşıma gıptayla bakarken, yaz boyu güneşten, denizden uzak geçen anlarıma kederlendim. Sonra aklıma Friends dizisinden Ross geldi. Kardeşi Monica’nın bronz bacaklarını görüp kendisi de bronz bir tene sahip olmak isteyen Ross, insanları spreyle bronzlaştıran bir güzellik merkezine gider. Bronzluk seviyesi için 2 numarayı seçen Ross, görevlinin “Öne dön püskürtme başladığında beşe kadar say, arkanı dön, sırtına aynı işlem uygulanacak” sözlerinden sonar kabine girer. Bronzlaştırma spreyi çalışır Ross saymaya başlar: “Bir Mississippi, iki Mississippi...” Böyle saydığı için yavaş kalır. Sırtını dönemeden yüzüne iki kez sprey püskürtülür. 'Mississippisiz' saymaması gerektiğine şaşırır düzelteyim darken daha da batırır. Yüzü pas rengi bir halde bronzlaşma merkezinden ayrılır... Ross’un Fedon’dan hallice yüzünü her izlediğimde çok gülsem de yalan yok biraz bronz görünmeyi seviyorum.
Önceki gün GQ dergisinde “Erkekler yeniden bronzlaşıyor” başlıklı bir yaz okudum. Erkekler arasında bronzlaşmak, özellikle Ross gibi, spreyler yardımıyla bronz bir tene kavuşmak trend olmuş. Bronzlaşma ‘trendi’ hakkındaki yazıyı okurken bu yaz denizde geçirdiğimden daha fazla bir süre internetteki kaynaklar arasında ‘sörf’ yaptığımı fark ettim. “Madem yüzüp güneşlenemiyorum bari bir zamanlar ayıp sayılan bronzlaşmanın nasıl böyle ‘statü’ sembolü olduğunu öğreneyim” diye konuyla ilgili bilgi denizine balıklama daldım.
BRONZLUK YOKSULUĞUN KANITIYKEN 1923’TE BİR GÜNDE HER ŞEY DEĞİŞTİ!
Antik Yunan, Roma ve Mısır’da yaşayanlar bırakın bronzlaşmayı ten renklerini daha açık göstermeye uğraşıyorlarmış. Özellikle kadınlar daha soluk tenli bir güzellik için kurşun bazlı beyazlatıcı bir allık sürüyorlarmış yanaklarına. Zeytinyağıyla karıştırılmış bal veya süt banyolarıyla açık tenli gözükmek zenginlik ve yüksek sosyal statü göstergesiymiş. Çünkü bronz tenin, tarlalarda, açık havada, güneşin altında saatlerce çalışmanın, yoksulluğun kanıtı olduğu düşünülüyormuş. Soluk tenli olmak için arsenik bile kullanan, bu yüzden ölen insanlar kayıtlarda var. Bu fakirlik sembolü bronz tenden kaçmak için soluk tenli görünme sevdası 1923’e kadar sürmüş! O yıl Fransa'nın güney sahillerinde tatil yapan Coco Chanel, güneşte bronzlaşan teniyle gemiden Cannes’a indiği an binlerce yıllık bir inanış yerle bir olmuş... 100 yıldır insanlar, soluk tenli değil, Coco Chanel gibi bronz görünmek için saatlerini güneşlenerek geçiriyor. Daha sağlıklı göründüklerini düşündükleri için Ross gibi güzellik merkezlerine koşup vücutlarına yapay bronzlaştırıcı spreyler sıktırıyorlar. Bronz görünmek bir kez daha sosyal statü sembolü ama bu kez uzun tatillerin, zenginliğin... Doktorların cilt kanseri uyarıları güneş ışınlarının parlaklığından görünmez oluyor! Ve bugünlerde bronz ten erkekler arasında erkeklik, beden, statü, sağlık ve cinsellik göstergesi haline gelmiş bulunuyor.
GQ’ya konuşan ‘bronzlaşma aşığı’ bazı insanlar bu görünümü arzulamalarının sağlıktan ziyade seyahat eden, spor yapan, boş zamanı ve parası olan erkek imajını olduğunu söylüyor. Bir çeşit ‘bronzlaşma bahane, bronz görünmenin temsil ettiği statü sembolü şahane’ durumu yani. Yapılan araştırmalarda erkeklerin ‘bronz ten’le ‘kaslı vücut’ arasında bir bağ kurduğu iddia ediliyor. 2024'te yayımlanan uluslararası bir araştırmada erkeklerin yüzde 54.95'i bronz teni estetik açıdan olumlu bulurken, kadınlarda bu oran yüzde 34.67 çıkmış...
BRONZLAŞMAK BİYOLOJİK AÇIDAN BİR SAĞLIK GÖSTREGESİ DEĞİL
Son yıllarda araştırmacılar uzun zamandır bazı insanların güneş ışığına maruz kalmayı bırakmakta zorlandığını, hatta zararlarını bildikleri halde bronzlaşmaya devam ettiklerini inceliyorlarmış. 2026'da yayımlanan güncel bir çalışmada ‘tanoreksiya’, yani kişinin kendini asla yeterince bronz bulmaması, sürekli güneşlenmek veya solaryuma girmek istemesi biyolojik, psikolojik ve beden algısıyla ilişkili bir psikodermatolojik olgu olarak ele alıyor.
Bilim insanları bronzlaşmanın biyolojik açıdan bir 'sağlık göstergesi' olmadığını belirtiyor. Sonuçta ‘Ultraviyole’ (UV) ışınlar ciltte DNA hasarına yol açıyor; cildin buna verdiği yanıtlardan biri melanin üretiminin artması ve dolayısıyla bronzlaşma... UV radyasyonu melanom dahil cilt kanserlerinin temel nedenlerinden biri ve ‘güvenli bronzluk’ diye bir şey yok!
20 yılı aşkın bir süre boyumca 29 bin 518 İsveçli kadın üzerinde yapılan bir araştırma güneş ışığından kaçınanların, en yüksek güneş ışığına maruz kalan gruba kıyasla (tüm nedenlerden kaynaklanan) ölüm oranının iki kat daha yüksek olduğunu ortaya koymuş. 2011 yılında İsveç’te yapılan bir başka araştırma ise, en az on yıl boyunca ayda bir veya daha fazla solaryum kullanan kadınlarda tüm nedenlerden kaynaklanan ölüm oranının yüzde 90 arttığını iddia ediyormuş.
GÜNEŞ IŞIĞI HFIZAYI GELİŞTİRİYOR, UYKU DÜZENİNE İYİ GELİYOR
BBC’de geçtiğimiz hafta yayınlanan ‘Aslında ne kadar güneş ışığına ihtiyacımız var?’ başlıklı haber tüm uyarıların aksine son yıllarda gün ortasında kısa süreli güneş ışığına maruz kalmanın ruh sağlığımız, D vitamin seviyemiz ve bağışıklık sistemimiz için faydalı olduğunu söylüyor. Haberde araştırmaların güneş ışığının bazı kanser türlerinin riskini azalttığını, kardiyovasküler sağlığı iyileştirdiğini, bilişsel işlevlere ve uyku düzenine iyi geldiğini ortaya koyduğu belirtiyor.
Gün ışığına daha fazla maruz kalmak hafızayı bile geliştirebilir diyor bilim insanları. 360 binden fazla kişinin katıldığı bir çalışmada gündüz güneş ışığına maruz kalmanın (1.5 saat kadar) demans gelişme riskini azalttığı ortaya konmuş. Güneş ışığına maruz kalmak, beyindeki serotonin seviyesini artırıyormuş; bu da daha sakin ve odaklanmış hissetmemize yardımcı oluyormuş. Güneşli odalarda şiddetli depresyon tedavisi gören hastaların daha hızlı iyileştiği de belirtiliyor...
Ama tüm bunlar ‘daha çok bronzlaş, daha sağlıklı ol’ demek de değil!
“AZ AMA SIK GÜNEŞ IŞIĞI SAĞLIK İÇİN EN İYİSİDİR”
Manchester Üniversitesi'nden dermatoloji profesörü Lesley Rhodes, “Güneş ışığına maruz kalmanın fayda ve risk dengesi, insanların cilt tipine ve rengine göre farklılık gösterir” diyor.
İyi bir sağlığa sahip olmak için sadece az veya orta miktarda güneş ışığına ihtiyacımız olduğunu belirten Harvard Tıp Fakültesi’nden profesörü JoAnn Manson “Özellikle saat 10.00 ile 16.00 saatleri arasında uzun süreli ve korumasız güneş ışığına maruz kalmaktan kaçınılması gerek” diyerek uyarıyor: “Az ve sık güneş ışığı en iyisidir. Öğlen saatlerinde kısa ve sık güneş ışığına öncelik vererek, koruyucu önlemler alarak ve özellikle günün en yoğun saatlerinde uzun süreli maruz kalmaktan kaçınarak, güneş ışığının faydalarından yararlanırken güneş yanığı ve cilt kanseri riskini en aza indirebiliriz.”
İşte bütün yaz hepi topu 2 saatten az yüzebildim diye hayıflanırken kendimi ‘erkekler arasındaki bronz görünme trendi’ ve ‘güneş ışığının faydaları ve zararları’yla ilgili makaleler denizinin dibine dalmış kum çıkarırken buldum kendimi... Benim güneş aşkım Ross gibi ‘Mississippi’li geri sayımlarla bronz bir tene sahip olmak değil. Tüm iteğim ışık biraz daha ışık, o kadar...