İran'ı Şia itikadını ve Türkler'in yönetimdeki rolünü gözönüne almadan değerlendiremeyiz
Dünya tedirgin vaziyette Amerika’nın İran’ı vurmasını bekliyor. Hattâ, Trump’ın Körfez’e yığdığı Amerikan donanması bu yazıyı okuduğunuz sırada, Humeynî’nin sürgünden dönüşünün 47. yıldönümü olan bugün, İran’ın üzerine ateş ve ölüm yağdırmaya başlamış olabilir...
TV’lerimizde günlerdir arz-ı endâm eden İran uzmanları, Ortadoğu üstadları ve diğer stratejistler herşeyden bahsediyorlar ama meselenin temeli olan bazı hususlara hiç temas edilmiyor: İran’ın Şii olmasına ve işbaşında Türk asıllıların bulunmasına...
Meselenin temelinde Şiilik ile Türkler’in İran tarihinde yüzyıllar boyunca çok önemli rol oynamaları ve bu rolün hâlâ devam etmesi yatar...
İran’ı Gazneli Mahmud’dan ve Selçukîler’den buyana asırlarca Türkler idare ettiler. 11. asırda yaşayan ve Farsça’nın en güçlü şairlerinden olan Ferdovsî’nin kaleme aldığı İran’ın millî destanı Şehname’yi Gazneli Mahmud yazdırmıştı! Hasbelkader profesör olan bir zatın şimdilerde moda olan Kürt açılımından parsa kapabilmek maksadıyla geçenlerde Kürt olduğunu iddia ettiği ve Şiilik’i 16. asrın başında İran’ın resmî mezhebi yapan Şah İsmail ile mensup olduğu Safevî Hanedanı, daha sonra iktidara gelen Kaçarlar ve Afşarlar özbeöz Türk idiler. Bu memleketi 11. asırdan 1925’e, yani Pehlevî Hanedanı’nın kurucusu olan Rıza Şah’ın iktidara gelmesine kadar neredeyse bin sene boyunca İranlılar değil, Türkler idare ettiler! Farslar, yani asıl İranlılar memleketin başına ancak 1925’te, Pehlevî hanedanı ile geçebildiler, hâkimiyetleri de sadece 54 sene devam edebildi ve 1979’daki İslam Devrimi’nin ardından işbaşına yine birçok Türk geldi.
Tahran’da şu anda yine bir Türk hâkimiyeti var. Dinî lider Ali Hameney ile Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan aslen Âzerî, yani Türk ve evlerinde Türkçe konuşuyorlar; yani, Donald Trump’ın “düşman” ve “hedef” gördüğü İran’ı yine Türkler idare ediyor!
Hameney’in Âzerî Türkçesi’ni akıcı şekilde konuştuğunun bizzat şahidi idim. 1980’lerde muhabir olarak İran’da bulunduğum sırada zamanın Cumhurbaşkanı olan Hameney ile mülâkat yapmıştım ve mülâkatı baştan sona Türkçe vermişti!
İran’da işte böyle neredeyse on asır boyunca Türkler hakimiyet kurdular ama bu memleket bir Türk devleti olmadı, olamadı! Zira, 25 asır öncesine dayanan devlet geleneği ve kültürel alandaki “Fars” hâkimiyeti “İran üst kimliği”ni teşkil etti ve 16. asırdan itibaren güçlenip resmî mezhep hâlini alan Şiilik, bu kimliğin en önemli unsuru hâline geldi. Üst kimlik sadece Türkler’i ve Türk hanedanları değil, İran’ı teşkil eden bütün etnik grupları, Farslar’ı, Âzerîler’i, Kürtler’i, Belûcîler’i, Lûrîler’i, Araplar’ı, Teleşîler’i, Hristiyanlar’ı ve bölgedeki diğer bütün etnik unsurları “İranlı” yaptı. Bu arada hem İran’da, hem de çevrede konuşulan gayet zengin ve Arapça’ya nazaran daha kolay olan Farsça da birçok dili ve tabiî Türkçe’yi de hayli etkiledi.
1979’da devrilen son Şah’ın dışişleri bakanlarından biri “İran’ı işgal maksadı ile binlerce senedir her çeşit millet geldi... Yunanlılar geldi, Romalılar geldi, Türkler geldi, burada asırlarca hüküm sürdüler ve hepsi bizden birşeyler öğrenip gittiler” derken bu üst kimliği kastediyordu.
İran’da son zamanlarda gittikçe yoğunlaşan İran milliyetçiliği ile Şia doktrinini yeniden ortaya koyup uygulayanlar arasında en başta gelenler de Âzerî, yani aslen Türktür! Şimdilerde yaygınlaşan Arap ve Türk karşıtı ideolojinin başlatıcısı olan ve 1983’te ölen Mahmud Afşar Yezdî, adından da anlaşılacağı gibi Fars değildir; Afşar Boyu’ndan bir Türktür: “Yeni Safevîlik” akımının kurucularından kabul edilen ve iki sene önce vefat eden Dr. Cevad Tabatabaî de Tebrizlidir; yani Âzerîdir;!
Ne tuhaf ve ne hazin değil mi? İran’da şimdi Acem milliyetçiliği ve Şia inancı üzerine inşa edilmeye başlayan yeni doktrin Türkler’in eseri ama sistemin temelinde İranlılık düşüncesi yatıyor!
Mesele işte budur, ortada mâzisi neredeyse 25 asır öncesine dayanan eski bir medeniyet ve 16. asırdan sonra Şia inancını millî ve romantik kisve hâline getirmiş bir millet vardır.
Şiî itikadını bir köşe yazısının sınırları içerisinde anlatabilmek mümkün olmadığı için burada sadece birkaç temelinden, meselâ Hazreti Ali’nin soyundan gelen on iki imama bağlılıktan; on ikinci imam Hazreti Mehdî’nin gizlendiğine ve günün birinde ortaya çıkacağına inanmaktan, temelini imamların dünyadaki vekili olan kişinin yolundan gitmenin teşkil ettiği “Velâyet-i Fakih” sistemini kabul etmekten ve şehadetin yüceltilmesinden bahsedebilirim...
İran’da sadece öteki dünya itikadı değil, kişilerin günlük hayatı ve devletin politikası inancın etkisi altındadır. Öyle ki, kısa ve orta menzilli roketler de dahil olmak üzere imal edilen bütün silâhların isimleri, Şia doktrinine ait kavramlardır.
İran’ın özellikle dış politikasını inanç sisteminden ayrı düşünmek mümkün değildir ve Tahran her an yepyeni ve beklenmedik hareketler yapabilir yahut o güne kadar uyguladığı politikalarda anî ve eskiye göre tam tersi değişikliklere gidebilir, hattâ her an Trump ile barışması da mümkündür! Şii olmayanların bu sistemi anlamaları ise aslında hayli zordur ve İran’ın politikalarını ülkeye hâkim olan dinî itikadı gözönüne almadan değerlendirmek de bu değerlendirmeyi yapanları hatâlara sevkeder.
Daha önce de yazmıştım: Açık söylemek gerekirse, İran geçmişte hiçbir vakit dostumuz olmadı! Öyle ki, vaktiyle ezelî ve ebedî düşman olarak gördüğümüz Rusya ile girdiğimiz savaşlardan çok daha fazlasını İran’a karşı verdik, yani İran ile daha uzun müddet mücadele ettik. Rıza Pehlevî şayet devrilmeyip de iktidarda kalsa idi, İran’ın bölgenin en büyük gücü olup başımıza tam bir belâ kesileceği zaten kesin idi. İran’ın nükleer güç olması da en başta bizim için büyük bir tehdit teşkil eder...
Dolayısı ile İran’da olup bitenleri düzgün şekilde yorumlayabilmek için değerlendirmede Şia inancının temel alınması, hâlen Türkler tarafından idare edilen bir ülke olduğunun gözönünde tutulması ve bunların İranlılar’ın artık neredeyse mazoşist bir hal alan acı çekme merakları ve meşhur inadları ile birarada değerlendirilmesi şarttır.
- Süleyman Şah'ı asıl yerine, yani Caber Kalesi'ne nakletmenin zamanı artık geldi!1 hafta önce
- Basın yine "Molla gidiyor!" havasına girdi ama İran'da rejim mejim değişmez!1 hafta önce
- Özgür Özel, İstanbul'da 1908'e kadar vârolan ama sonraları unutulan "Ayyaşlar Bayramı"nı canlandırıp Bekrî Mustafa'nın ruhunu şâd eyledi!1 ay önce
- Londra'da yarın, denizcilik tarihimizin en büyük bozgunu olan İnebahtı ile ilgili belgeler mezata çıkıyor!1 ay önce
- Papa'nın gelişi, lâik ve muhafazakâr kesimdeki cahillerin saçmalama seviyelerini hayli yükseltti!1 ay önce
- Şehid olan askerler için yas ilân edilmesi geleneğimizde yoktur!1 ay önce
- Suriyeliler'i Harp Okulları'na almayalım da İsrail yahut Yunanistan mı yetiştirsin?2 ay önce
- Cumhuriyet'in ilânının 102. yıldönümünde bir akademik cehalet ve ilmî sefalet örneği2 ay önce
- Suriye, neredeyse bir asırdan bu yana kutladığı Osmanlı düşmanlığı bayramını iptal etti!2 ay önce
- Niyazi Bey3 ay önce