İran'daki gelişmeler ve Türkiye
İran, bir kez daha sokaklarda başlayan ve ülkenin dört bir yanına yayılan hareketliklerle karşı karşıya.
Tablonun İran tarafında şöyle bir boyutu var. Birbiriyle aynı fikir ya da bakış açısıyla olmasa da geniş bir kesim öncelikle ekonomideki ağır şartların düzelmesini istiyor. Bunun daha geniş çerçevedeki ifadesi reform talebi.
Ekonomiye dair taleplerin son derece gerçekçi bir zemini var. Ülkenin hemen her kesiminde ortaya çıkan ağır yoksullaşma ve alım gücünün giderek düşmesi ortaya çıkan hareketliliğin ve protestoların en önemli nedeni. Başka bir ifadeyle İran’ın yumuşak karnı.
TALEPLERİN ORTAK PAYDASI VAR MI?
Son 10 yılda daha sık biçimde sokaklara yansıyan reform taleplerinin ise ortak bir başlığı olduğu söylenemez. Bu durum reform taleplerinin etkisiz olduğu anlamına gelmiyor. Sadece bunlara öncülük eden bir “kadro”nun olup olmadığı sorusunu öne çıkarıyor.
İran, muazzam bir etnik çeşitliliğe sahip ve bu tablo ülkeye yönelik operasyonel hesapların iştahını her dönemde kabartıyor. Bunları ortak bir paydada “muhalif güç” ya da “rejimi deviren dinamik” haline getirme iddiasının şu anda ne düzeyde karşılığı olduğunu kestirmek kolay değil.
Fakat böyle bir hareketliliğin kaos yaratmadan bir değişim gerçekleştirmesi mümkün değil.
Dolayısıyla bu tür arayışlar içinde olan ve İran’a dışarıdan şekil vermek isteyenlerin, rejim değişikliği mi, yoksa ülkeyi içinden çıkılmaz bir kaosa sürüklemek istediğine cevap bulmak gerekiyor.
ÜLKE DIŞI MÜDAHALE
Ortada ciddi bir ekonomik kriz var. ABD’nin Venezuela’da ortaya çıkan saldırganlığı, İran üzerinde benzer bir tutum izleme ihtimalini sıcak hale getiriyor. İsrail’in her ateşin üzerine benzin dökmeye hazır tavrı zaten malum.
İran’ın karar vericiler üzerinde etkin olan seçkinlerinin, sürece dair tavır ve çıkışları da elbette önemli. Dış bir müdahale üzerinden gerçekleşecek değişim senaryolarına, hele de ülkelerine bir saldırı ya da operasyona sıcak bakmaları elbette mümkün değil. Olup bitenin sıcaklığında görünmese bile ülkedeki entelektüel hayat, olup bitenin geleceği ve çıkış yolları üzerinde yoğun bir tartışma yürütüyor.
TÜRKİYE NASIL BAKIYOR?
Türkiye’nin bölgedeki en büyük komşusuyla ilgili yaşananlara dair yaklaşımına da birkaç başlık altında dikkat çekmekte yarar var.
Birincisi; Ankara, en üst düzeyde temaslarla İran’a yönelik bir dış müdahalenin daha fazla istikrarsızlık yaratacağını ifade ediyor. Ana tezi, İran’ın kendi sorunlarını kendi dinamikleriyle çözmesi. Elbette toplumsal taleplere de ciddi ölçüde kulak vermesi.
İkincisi; İran’ın gerek sahip olduğu dinamikler ve coğrafi özellikler itibarıyla Suriye ve Irak’tan çok daha farklı olduğu. Bu ülkenin istikrarsızlaşması, bölgedeki diğer ülkelerin ortaya çıkaracağı etkilerin katbekat üzerinde olacağı değerlendiriliyor.
Üçüncüsü; Türkiye bölgede ve uluslararası ölçekte gerilimi azaltmak ve müzakere zeminini açık tutmak için üzerine düşenlere her zaman hazır. Esasen şu anda da pek çok kanal üzerinden bunu gerçekleştiriyor.
Dördüncüsü; Türkiye’yi de içine alacak biçimde ortaya çıkan dezenformasyon konusunda duyarlı ve dikkatli olmak gerektiğinin altı çiziliyor. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ve ilgili kurumlar bu başlıkta yoğun bir çalışma yürütüyor.
- Halep ve sonrası5 gün önce
- Yeni düzenin kodları46 dakika önce
- Yeni Düzen'in Trump'ı ve Venezuela58 dakika önce
- Suriye, SDG ve ayaklanma provası1 gün önce
- Suriye ve SDG nereye?22 dakika önce
- Sınırötesi değil, küresel perspektif16 dakika önce
- Türk ordusunun caydırıcı gücü4 hafta önce
- Şu 100 bin silahlı adam meselesi!4 hafta önce
- Suriye Devrimi -1-4 hafta önce
- DEM, özet metne mi, Öcalan'a mı itiraz ediyor?4 hafta önce