Lübnan’da ilan edilen 10 günlük ateşkesle birlikte savaşta farklı bir aşamaya geçtiğimizi söyleyebilir miyiz?
İki yıldır bölgede ortaya çıkan değişimin dinamiklerine bakarak evet. Çünkü Lübnan bu anlamda mevcut nüfus ve gücünden daha fazla değer taşıyan bir ülke. Bu ülkede ortaya çıkacak yeni denge, Ortadoğu’nun genelinde karşılık üretecek kadar stratejik öneme sahip.
Öte yandan savaşın doğrudan tarafı olmayan veya cılız desteklerle durumu idare etmeye çalışanların giderek daha fazla rol aradığı bir döneme giriyoruz. Lübnan denkleminde ortaya çıkan Avrupalı aktörler sadece bir örnek.
YENİ MASA KURULUYOR
Savaşın büyük cephesinde müzakere olacak mı?Artık çok kuvvetli bir ihtimal. Yeni bir masa olacak. ABD ve İran, bu kez daha somut biçimde bazı başlıkları ele alacak. Sonuçsuz kalan ilkinin aksine buradaki fark, başlıkların daha net biçimde ele alınması olabilir. Ama ikinci masadan da hızlı ve kalıcı sonuç beklemek abartılı bir yaklaşım.
Tarafların savaşa eskisi kadar istekli olmadığı çok açık. Mesela her iki tarafın da ateşkesi zafer ilan etmesi, bir yanıyla savaşı devam ettirme konusundaki güçlüklerine işaret ediyor. Başka bir ifadeyle maliyetlerin sürekli arttığını gösteriyor.
ABD İSTEDİĞİ SONUCU ALABİLDİ Mİ?
Savaşın başından itibaren ortaya koyduğu iddiaları hatırlarsak, ABD’nin istediği anlamda bir güç gösterisini elde ettiğini söylemek imkansız.
ABD tarafının, İran’ın toplumsal ve askeri direncini hava saldırıları üzerinden kıracağını düşünmüş oldukları çok açık. Ancak bu da beklenen sonucu vermedi. İran’ın gördüğü büyük hasar ve yıkımın kendi geleceği açısından en büyük zaaf ve zorluğu oluşturması bu gerçeği değiştirmiyor.
ABD, AKIL HOCASINDAN KOPUYOR MU?
Bu savaşın daha şimdiden ortaya çıkardığı en önemli sonuçlardan birisi ABD ve Birleşik Krallık ilişkilerinde ortaya çıkan kırılma, güvensizlik ve ayrışma. Bunun çok daha derinleşeceğine dair pek çok tez tartışılıyor şu günlerde.
Başbakan Keir Starmer’in savaş sürecinde ortaya koyduğu hamleler, mesela askeri üsleri savunma amaçlı kullanmaya izin vermesi, savaştan uzak kalma çabasıydı.
Muhtemelen dahası var. Birleşik Krallık ortaya çıkan sonuçları, Avrupa (AB) ile savunma ve güvenlik konsepti oluşturma konusunda bir zemine dönüştürme çabasında.
TRUMP ÇİLEDEN ÇIKTI
İngilizlerin savaşa dair “vurdumduymaz” tavrı, Güney Kıbrıs’tan Körfez ülkelerine kadar pek çok alanda tepkilere yol açtı. Başbakan Starmer’ın ABD’nin kendi üslerini kullanmasına sınır getireceğini açıklarken sarf ettiği şu sözler Trump’ı çileden çıkarmaya yetti: “Irak’tan dersler çıkardık.”
Trump’ın hafızasında Grönland konusunda Londra’nın Danimarka’nın yanında saf tutması da hala çok taze.
İngiliz hükümeti kendi kamuoyunda “savaşın dışında kalırsan, savaş sonrasını etkileme kapasiteni zayıflatırsın” yönünde eleştiriler alıyor. Ortadoğu’daki geleceğini sadece Birinci Dünya Savaşı ve sonrasında bölgede oynadığı rol ve parçalanmanın kodlarını yazmış olmanın avantajlarına yaslayabilir mi?
ORTA BOY GÜÇLER
Birleşik Krallık için hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Konforunu ve tüm güvenliğini ABD’ye emanet eden Körfez’in İran karşısında yaşadığı sıkıntı, günün sonunda Londra’ya da adrese teslim yansıyacak boyutlar taşıyor. ABD’nin savaştan nasıl bir sonuçla çıkacağı da, Londra’nın Ortadoğu’daki kaderini doğrudan etkileyecek.
Ancak bundan çok daha önemli bir başka dinamik var. Dünyada giderek yaygınlaşan kullanımla “orta boy” diye tarif edilen ülkelerin, kendi bulundukları coğrafyada ve ait oldukları kültürel havzada daha geniş inisiyatif aldıkları bir döneme giriyoruz.
Türkiye’nin kendi bölgesinin sınırlarını aşan oyun kurucu rolü, Pakistan’ın son dönemde barışa dair üstlendiği sorumluluk başlıca örnekler.
ABD ve Çin pekala farkındalar, artık her alanı düzenleme ve değiştirme kapasitesine sahip değiller. Soğuk Savaş öncesinin dengelerinde bunun belli düzeyde gerçekleştiğini söylemek mümkün. Ancak bugün kendi geleceğini ve güvenliğini bir büyük güce ya da ittifaka teslim etmek isteyenlerin sayısı giderek azalıyor.