Bir Sneijder gösterisi
Fenerbahçe'nin yenilgisinin ardından bu maçın bu kadar enteresan geçeceği açık bir gerçekti.
Ama tabii bu düşünceyle izleyince ilk yarı koca bir hayal kırıklığı oldu.
O yüzden ilk yarının üstünde fazla durmamak lazım. Ancak Onur'un Sneijder'in kavisli, uzaktan kumandalı şutunu büyük bir şekilde kurtarmasını bir kenara yazmak lazım.
Aslında ilk yarının son dakikalarında şöyle bir kıpırdayan Galatasaray'ın, ikinci yarıda nasıl bir görüntü çizeceği belliydi. Çünkü ev sahibi, ancak rakibini çözebildi. Aslında baştan çözebilirdi. Ama çözemedi. Neden bilmiyorum. Çünkü Trabzonspor'un bu tip maçlarda fazla seçeneği yok. Sağlam savunma hepsi bu. Yani her şeyini kadere bırakıyordu. Ama tabii karşında yetenekli ve kurnaz oyuncu topluluğu olunca bu sistem pek yetmiyor. Bir şekilde gedik veriyorsun.
İkinci yarıda her şey çok farklıydı. Galatasaray ağırlığını tamamen koyunca kalede Onur da olsa pek fark etmedi. Tabii bunda Mancini'nin yavaş yavaş takımını tanıması ve taşları yerine oturtmasının da rolü çok büyük. Örneğin Burak'ın geçen yıl gibi oynamaya başlaması, kanatlara gönderilerek heba edilmemesi Galatasaray'ın hücum gücü açısından önemliydi.
Ama ben dün en çok Sneijder'i beğendim. Tam bir futbol gösterisi sundu. Oyunu her yönüyle oynarken rakibin geriye iyice yaslanmasının tek nedeni Sneijder'di. Trabzon ön liberolarının savunma içine gömülmesi nedeniyle de çok sık kanattan içeri katederek istediği şut anlarını buldu. Ancak onun talihsizliği, karşısında Onur gibi bir kalecisi olmasıydı. Onur bu maçta 14 net şutu çıkardı. Ve muhtemelen bunların yarısı da Sneijder'in şutuydu.
Ama Hollandalı'nın bu kadar iyi oynamasının nedeni Melo ile Yekta'nın varlığıydı. Dikkat edin Selçuk demiyorum. Çünkü Selçuk'ta görüntü yine aynı. Dalgalı ve bulanık. Her iki gole baktığınız zaman belki asist değil ama başlangıç noktası hep Melo'ydu. O anları yoktan yarattı. Ve o ataklar gol oldu. Ama şu var bazen agresif futbolu abartıyor. Hatta çok abartıyor. Dün sarı kart görmemesi gerçek bir mucizeydi. Yekta o kadar teknik, yetenekli bir oyuncu değil belki ama o kadar çok koşuyor ki rakip için sürekli rahatsızlık yaratıyor. Özellikle dönen topları Melo ile birlikte sürekli topladı. Eğer bir takımda geriye gelmeyi pek sevmeyen Sneijder, Drogba ve Burak gibi oyuncuların varsa bu dönen topları toplamak gerçekten çok önemli. O yüzden bu topları kaptığın zaman kalabalık hücum yapma şansın çok yüksek.
Takım olarak yavaş yavaş ileriye doğru giden Galatasaray'ın bütün şampiyonluk şansı rakibinin bırakacağı puanlara bağlı. O yüzden hata yapma şansı artık çok fazla yok. Dün de bunu bilerek oynadı. Yani garantiye oynadı.
Semih ve Gökhan'ın iyi bir ikili olduğunu düşünmüyorum. Gökhan, tam bir tehlike. Dün Semih o kadar çok kritik dokunuşlar yaptı ki bazı önemli atakları başlamadan kesme başarısını gösterdi. Gökhan'ın dikkatsizlikleri neredeyse onu da kurban edecekti.
Drogba geldiğinden beri en kötü maçını oynadı. Dün o sarı kartı o kadar geç görmesinin tek nedeni isminin suyu hürmetindendi. Ama şu var. Drogba gibi bir oyuncuyu kulübeye çekmek elbette çok zor. Ne zaman ne yapacağını bilmek olanaksız. O yüzden de Mancini sakatlık olmadığı sürece onu her zaman tutacaktır. Eğer dün Drogba kendini izlerse tavırlarının ne kadar negatif olduğunu rahatlıkla görecektir. O görüntü kendisini de rahatsız edecektir.
Colman için söylenecek çok fazla söz yok. Onun alışıldık hareketleri. Kesinlikle kırmızı kart. Ancak orada Riera'nın onu göz göre göre, hakemi kontrol ede ede attırması çok enteresandı.
Onur derken Muslera'yı da unutmamak lazım. Öyle kritik bir anda öyle bir top kurtardı ki maçın kaderini değiştirdi.