Arjantinliyim
Uzatmanın son 15 dakikası olağanüstü geçti.
Gerçekten de Dünya Kupası güzelliğine güzellik katan, asla unutulmayacak büyük bir futbol heyecanı yaşadık.
Ama benim aklım maçın ilk yarısında kaldı. Daha doğrusu Drmiç’in kaçırdığı topta.
Kaleci Romero ile karşı karşıya. Dört vuruş çeşidi var. Sağa, sola vuruş. Aşırtma ve çalımlama. Ama hiçbirini yapamadı.
İsviçre iyi oynamasına iyi oynadı. Rakibini iyi durdurdu. Alan savunması ve bire birde hiç hata yapmadı. Messi’ye üçlü dörtlü kademeler yaptı. Ama tabi ki bunlar yetmiyor. Arjantin gibi bir takımlar karşısında Drmiç’in pozisyonları gibi anları yakalamak çok zor. Klasik tabirle; buldun mu atacaksın.
Atamadın mı bütün yaptıkların heba olur.
Messi 115 dakika kolladı. Diklemesine, yani eski Moğol saldırı tarzını uygulama anını yakalamak için hep bekledi. Bir kere yakaladı. Ensesinden asla düşmeyen Behrami bir kez aksadı ve sarktı Messi. Di Maria’ya sanki eliyle yuvarlayıp “al at” dedi, işi bitirdi.
Büyük takımlar ile İsviçre tarzı orta direk takımlar arasındaki fark burada ortaya çıkıyor işte. Biri yüzde yüzü atamıyor, bir diğeri yarımı tama çeviriyor. Ve tabi ki Messi gibi uzaylı bir yeteneğin rakip üzerindeki yıkıcı etkilerini de unutmamak gerekir.
Maç bittiği anda Arjantin’i tuttuğumu hissettim. Dünya Kupası’nda tarafsız ya da “Bana ne” diyerek maç izlemenin tadı olmuyor. Anlık ya da 90 dakikalık taraftarlık her şeye ayrı tat katıyor.
İsviçre’ye karşı hiçbir sempatim yok. Onlar için futbolda asla ağlamam ve üzülmem. Sinsiliklerini, o sinsiliklerinin bize nelere mal olduğunu unutmak mümkün olmuyor. O yüzden iyi oldu diyorum ve Arjantin’i, Messi’yi tebrik ediyorum.