Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

Türkiye’nin önemli psikiyatrlarından, aynı zamanda akademisyen, yazar ve sıkı bir entelektüel Prof. Dr. Bengi Semerci’yle, gösterilecek filmleri bizzat seçtiği 6. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali öncesinde buluştuk. Sinemanın, toplumların yaşadığı sorunlara ayna tutmadaki gücünü ve hak, hukuk, adalet gibi hayati kavramlara bakışımızı nasıl değiştirebileceğini konuştuk.

Sinema, efsane Fransız yönetmen Jean-Luc Godard’ın deyimiyle “Dünyanın en güzel sahtekârlığıdır”. Gerçek olmayan bir olay örgüsünü, size gerçekmiş gibi yaşatır. Kendinizi, gerçekte var olmayan insanlar için havalara uçarken ya da hüngür hüngür ağlarken bulursunuz. Gündelik hayatınızda belki de asla karşılaşmayacağınız insanların penceresinden olaylara bakarsınız. Hayata, yaşam mücadelesi veren bir mültecinin, bir suçlunun kaderine karar verecek bir jüri üyesinin ya da yaşamak için çalmak zorunda kalmış bir hırsızın gözünden bakabilirsiniz. Tek bir film, her gün hayatın içinde olan hak, hukuk, adalet, suç, ceza gibi kavramlara bakışınızı tamamen değiştirebilir; sahip olduğunuz tüm fikirleri, değişmeyeceğini sandığınız tüm önyargıları kökünden sallayabilir. 1948 yapımı İtalyan klasiği Bisiklet Hırsızları’nı izlediğinizde, bisiklet çalmaya teşebbüs eden Antonio’ya kızamazsınız, hatta hırsızlık girişiminin başarılı olmasını istersiniz. Uğradığı haksızlık ve çaresizliği sizi yaralar, suç ve suçlu kavramlarını sorgularsınız. 12 Öfkeli Adam filmini izlediğinizde, tanımadığımız insanları ırkına, sosyoekonomik durumuna bakarak suçlayabilmenin ne kadar kolay olduğunu, önyargıları, peşin hükümleri kırabilmenin ise ne kadar zor olduğunu görürsünüz. Adaletin bazen ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğunu fark edersiniz. Ve filmin başında sanığı suçlu gördüğünüz için utanç duyarsınız.

Sinemanın bu akıl almaz gücünü, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi dekanı Prof. Adem Sözüer ve fakültede hukukçulara psikoloji dersi veren Prof. Bengi Semerci de keşfetmiş. Prof. Sözüer’in başkanlığını yaptığı, bu yıl 6’ncısı düzenlenecek festivalin filmlerini, festival koordinatörü Prof. Semerci seçiyor. Ve bunu misyon edinmiş durumda. Seçeceği filmleri Cannes Film Festivali’ne katılarak bizzat beğeniyor. Yılda yaklaşık 400 film izliyor. Bu adanmışlığı şu sözlerle anlatıyor: “Bir akademisyen grubu olarak festival yapmaya başlama nedenimiz, toplumu yakından ilgilendirse de akademik tartışmalar içinde sınırlı kalan konuların herkesin katılımıyla tartışılmasını sağlamak. Bunun için de bir sanat alanını seçmemiz gerekiyordu. Sinemayı seçmemizin nedeni, her ne kadar ‘kurgu ya da hayal ürünü’ dense de, bir sinema filminin aslında toplumun aynası olmasıdır. Sinema toplumdan olmayan hiçbir şeyi yansıtamaz, bilimkurgu olsa bile. Bazen o aynaya sadece öyle bir bakıp geçilebiliyor. Amacımız, hızlıca bakıp geçilmeden, büyük resmi göstermeye, vurgulamaya çalışmak.”

Benim Adım Nero (Soy Nero) isimli filmde, ABD’de oturma iznine hak kazanabilmek için gönüllü olarak Irak savaşına katılmaya karar veren göçmenlerden oluşan bir birliğin hikâyesi anlatılıyor.
Benim Adım Nero (Soy Nero) isimli filmde, ABD’de oturma iznine hak kazanabilmek için gönüllü olarak Irak savaşına katılmaya karar veren göçmenlerden oluşan bir birliğin hikâyesi anlatılıyor.

‘KANUNU UYGULAMAK HER ZAMAN ADALETİ SAĞLAMAZ’

Festivaliniz için her yıl bir tema seçiyorsunuz. Bu yılki temanız da yoksulluk, özünde gelir adaletsizliği. Bu temaları nasıl belirliyorsunuz?

Festivalimizin değişmez teması “herkes için adalet”tir. Filmleri seçerken iki kritere bakıyorum. Biri her yılki genel temamız olan adalet, diğeri ise genel temamıza uygun olarak seçtiğimiz o yılki konu. Dolayısıyla bizim her yıl seçtiğimiz konular aslında o yılın gündemidir. 2011’deki ilk festivalimizde Türkiye anayasa oylamalarından henüz çıkmıştı, biz de temamızı geçmişle ve darbelerle hesaplaşma olarak seçtik. İkinci yıl kadına şiddeti ülke olarak çok tartışmıştık, bu sebeple kadına karşı şiddet ve cinsiyet ayrımcılığı üzerine odaklandık. Üçüncü yılımızda çocuk suçluluğu tüm dünyada çok tartışıldığı için çocuk adaleti temalı bir seçki oluşturduk. Sonraki yılımızda Suriye’den göçün en yoğun olduğu dönemdi bu yüzden mültecilik ve göç temalı bir festival oluşturduk. Geçen sene de ayrımcılık temasına odaklandık. Etnik ayrıştırma ve cinsel tercihlerden ötürü ayrımcılık ön plandaydı.

Programdaki filmlerin büyük bir kısmı büyük şehirlerin kenar mahallelerinde, derme çatma gecekondular arasında geçen, toplumun sınırlarına itilmiş, marjinalleşmiş insanlara dair.

Açılış filmimiz, bu yıl Cannes Film Festivali’nden en iyi kadın oyuncu ödülüyle dönen Rosa Anne. Filipinler’in yoksul semtlerinde birinde dükkân işleten ve geçinebilmek için ufak yasadışı işler yapan bir ailenin tek bir gecesini anlatıyor. Güvenlik güçlerinin, yasaları uygulamak adına adaleti nasıl çiğnediğini ve bunun yarattığı çelişkiyi çok çarpıcı biçimde anlatıyor. Türkiye’de de adalet kavramı, yasalara, suç sayılan eylemlerin yasalarda yer aldığı şekilde cezalandırılmasına indirgenir. Ancak kanunları uygulamak her zaman adaleti sağlamaz. Rosa Anne, “Yasalar her zaman adaleti getirir mi?” sorusunu zihninizde başarılı bir şekilde yankılandıran bir film. Aynı şekilde İspanyol yapımı Aç ve Açıkta, İsveç yapımı Aylaklar isimli filmler de işsiz ve parasız kalan insanların kentsel yaşam içerisinde verdikleri var olma savaşını anlatan, ‘adalet sisteminin’ bu insanlara nasıl adalet dağıtmadığına dair önemli filmler.

Bir cinayet davasında suçluluğa veya masumiyete karar verecek olan jürinin hikâyesini anlatan 12 Öfkeli Adam, sinema tarihinin en iyi filmlerinden biri olarak kabul ediliyor.
Bir cinayet davasında suçluluğa veya masumiyete karar verecek olan jürinin hikâyesini anlatan 12 Öfkeli Adam, sinema tarihinin en iyi filmlerinden biri olarak kabul ediliyor.

SANAT, ADALET GETİREBİLİR Mİ?

Programda yoksul mahallelerden çıkan başarı hikâyeleriyle ilgili filmler de var. Örneğin Brezilya yapımı Keman Öğretmeni... Johnny Depp, ünlü bir gangsteri oynadığı Halk Düşmanları filminde şöyle bir söz sarf eder: “İnsanların nereden geldikleriyle değil, nereye gittikleriyle ilgilenirim.” Toplumlarda sosyoekonomik durumu iyi olmayan kesimlerden umudu kesme eğilimi olduğunu söylemek maalesef mümkün. Buralardan, tüm umutsuzluk ve fırsat eşitsizliklerine rağmen çıkabilen başarı hikâyelerini seyirciyle buluşturabilmek çok önemli değil mi?

Beyaz Gölge dizisini Türkiye’de birçok kişi hatırlar. Basketbol koçunun, varoşlardaki çocukları sporla hayata kazandırma, suçtan uzak tutma hikâyesidir. Bu çok önemli bir çabadır. Bizim de Keman Öğretmeni filminden hemen sonra bu konuda bir panelimiz olacak. Sanat suça karşı mücadelede rol oynayabilir mi; gençleri suça, radikalleşmeye, kanunsuzluğa karışmaktan kurtarabilir mi, bunu tartışacağız. “Sanat adalet getirebilir mi?” sorusunu soracağız.

GETİREBİLİR Mİ PEKİ?

Yoksulluğun sonuçlarından biri de bebeklerin beyinsel gelişimlerinin, dolayısıyla öğrenme yeteneklerinin daha anne karnında etkilenmeye başlaması. Bunu daha sonra eğitime ulaşabilirlik sorunu ve ulaştığı eğitimi de sürdürememe sorunu izliyor. Ergenlikten itibaren de şiddet ve suçla devam eden bir döngü başlıyor. Bu döngüyü bir yerlerde kırabilmek mümkün mü, burada sanat bir rol oynayabilir mi? Bunlar tartışmamız gereken sorular. Panelimizde film dünyasından iki konuk var, Haluk Piyes ve Turgay Tanülkü. Her ikisi de bu konuda çalışmalar yapıyor. Haluk Bey eğitimini tamamlayamamış, yoksul ve bahsettiğimiz sarmala kapılmanın eşiğindeki çocuklarla çalışıyor. Turgay Bey ise hapishanelerde tiyatro eğitimleri veriyor. Bu insanlar için rehabilitasyon ve hayatlarında yeni hedefler belirlenmesi, yeni umutlar yeşermesi çok önemli. Bu da hem devlete hem de toplum olarak bizlere önemli görevler yüklüyor.

Brezilya yapımı Keman Öğretmeni filminden bir kare. Senfoni orkestrasına kabul edilmeyen bir kemancının, Sao Paulo’nun kenar mahallelerinde bir okulda öğrencileri hayata müzikle bağlama çabası anlatılıyor.
Brezilya yapımı Keman Öğretmeni filminden bir kare. Senfoni orkestrasına kabul edilmeyen bir kemancının, Sao Paulo’nun kenar mahallelerinde bir okulda öğrencileri hayata müzikle bağlama çabası anlatılıyor.

‘SOSYAL YARGILAMA CEZA YARGILAMASINDAN AĞIR’

Programda en çok ilgimi çeken Benim Adım Nero isimli film oldu. ABD’de oturma izni kazanabilmek için gönüllü asker olup Irak’a giden bir Meksikalının hikâyesini anlatıyor.

İran asıllı Fransız yönetmen Rafi Pitts, aslında ABD’de mevcut olan bir sistemi beyazperdeye taşımış. Kaçak göçmenlere bir seçenek sunuluyor. ABD ordusunda bir süre görev yaparlarsa ülkede oturma izni yani yeşil kart verilebiliyor. Benim Adım Nero, böyle insanlardan oluşan bir bölüğün hikâyesi. Çeşitli ülkelerden gelip oturma iznini almak istedikleri ülke adına savaşa giden bir grup insanın hikâyesi. Yeni bir hayat kurmak için önce cehennemi yaşamak zorunda kalanların çelişkisini anlatıyor. Mutlaka tavsiye ederim.

Eski mahkûmların, bir şekilde suç işleyerek hapse girmiş ama çıkmış insanların toplumdan kabul görmekteki, hayata bağlanmaktaki zorlukları da bu yılki filmlerde işlenen bir konu. Singapur –Fransız ortak yapımı olan Bir Sarı Kuş ve Japon-Fransız ortak yapımı Harmonyum, bu temayı işleyen filmlerden. Adalet sistemi bıraksa da toplumlar bu insanları kabul etmiyor mu?

Yasal sistemin suçlayarak ceza verdiği insanların, yasal sistem nezdindeki cezalarını tamamlamalarına rağmen dışarı çıktıklarında toplum tarafından bu cezanın devam ettirilmesi gerçeği var. İş bulma, ailesi tarafından kabul görme, toplumun bir parçası olma zorluğu çekebiliyorlar. Sosyal yargılamanın ceza yargılamasından daha ağır ve uzun olduğu bir gerçek. Adalet kavramını irdeliyorsanız bu da incelenmesi gereken bir konu. Sinemaya gitmek sadece eğlence değildir. Herkes adalet istiyor ama ona ulaşmak kapsamlı bir çaba gerektiriyor. Beraberce tartışarak adalet kavramının içini doldurabilmemiz gerekiyor. Festivalimizdeki filmlerin her biri, hepimiz için hayati olan bu tartışmaya önemli bir katkı sunuyor. Bilet fiyatlarını son derece uygun tuttuk. Herkesi, herkes için adalet adına bize katılmaya davet ediyoruz.

Anıl EMRE

aemre@haberturk.com