Fındık faresinin söylediklerini hatırla
… Tırtıl ile Alice bir süre hiç ses çıkarmadan bakıştılar. Sonunda Tırtıl ağzından marpucu çıkardı; uykulu baygın bir sesle Alice'e "Sen kimsin?" diye sordu. İnsana konuşmayı sürdürme isteği veren bir başlangıç tümcesi sayılmazdı bu. Alice utana sıkıla, "Şey, ben, ben de şu anda pek bilmiyorum efendim," dedi. "Bu sabah yataktan kalktığımda kim olduğumu biliyordum ama, o zamandan bu yana o kadar çok değiştim ki." “O da ne demek?" dedi Tırtıl sertçe. "Söylediğini açıkla bakalım!" "Açıklayamayacağım efendim," dedi Alice. "Ben kendim değilim ki kendi dediğimi açıklayabileyim, anlıyorsunuz ya!"
1800’lerin ortasında (yazar-matematikçi-mantıkçı-papaz ve fotoğrafçı) Lewis Carroll’un yazdığı meşhur eseri, çocukluğumun (80’li yıllar) en heyecanlı kitabı; Alice Harikalar Diyarında… Ve günümüz versiyonunda, Tim Burton’un sinema persfektifinden izlediğimiz Alice’i... Şimdi ise önümdeki masada, Can Yayınları (1992’de basılan), Tomris Uyar çevirisiyle tebessüm ediyor bana. Nereden mi geldim bu mevzuya. Oturmuş izlediğim tiyatro yazısını dökülüyorken sayfaya, arka fonumda da (Alice’e hitaben) Jefferson Airplane’in “White Rabbit” şarkısı nidalanıyordu İstanbul’u yakan güneşin altındaki (adres: Sultanahmet) terasta. Ne diyor White Rabbit; “Mantığın bir bölümü artık kirlenmeye başladığında / Ve beyaz şövalye geçmişten seslendiğinde / Ve kızıl kraliçe kapattığında kafasını / Fındık faresinin söylediklerini hatırla / Besle kafanı! / Besle kafanı!” Alice; “Ben kendim değilim ki kendi dediğimi açıklayabileyim anlıyorsunuz ya!” diyordu ya peki ya siz, Tırtıl’ın “Sen kimsin?” sorusuna ne diyorsunuz?
PİNA’NIN ‘NEFES’İ İLE YENİDEN
Modern dans tiyatrosunun taçsız kraliçesi Pina Bausch’un İstanbul’u anlattığı görkemli yapıtı ‘Nefes’, tekrar doğduğu kentte…
Bausch’un ‘Kentler ve İnsanlar’ projesinin bir ayağını oluşturan ve İstanbul’dan esinlenerek yarattığı ‘Nefes’, dansçının İstanbul’a sevdasını dile getirdiği bir dans gösterisi... Dansçının 1973’te kurduğu topluluğu Wuppertal Dans Tiyatrosu'nun İstanbul izleyicisiyle tanışıklığı ise ‘Cam Temizleyicisi’ adlı eserle başlayıp, Masurco Fogo adlı gösteri ile devam etmişti.
İKSV Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali ortaklığıyla “Pina Bausch'un İstanbul”u olarak bilinen ‘Nefes’, bir kez daha bizlerle buluşacak ama bu defa Pina’sız... Ülkemizde daha önce de sahnelenmiş olan ‘Nefes’, Bausch'un ölümünün birinci yılı anısına 22-23 ve 24 Haziran tarihlerinde, Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde sahnelenecek. Mercan Dede'den Burhan Öçal'a, Suren Asaduryan'dan Tom Waits'e ünlü müzisyenlerin imzasını taşıyan müzikleriyle daha da zenginleşen bu zarif gösteri, İstanbul'un dişiliğini, kırılgan, özgür, mistik ve modern yönlerini gözler önüne seriyor. Ergen-us dönemlerimde görme şansım olmuştu Bausch’un Nefes’ini; sahnenin ortasında akan bir şelale vardı (o vakitler böyle atraksiyonlar görmek heyecan vericiydi) ve takvimler 2003’ü gösteriyordu. O zamandan bu güne geçen süreçte, Alman Dans Tiyatro akımının öncülerinden Pina Bausch, yakalandığı kansere yenik düştü ve 1 Temmuz 2009’da (68 yaşında) yaşama veda etti. Ama sonsuzluk aleminde, eserleri ile selamlamaya devam ediyor bizleri. Sanatkâr olmak böyle bir şey olsa gerek…
20. yüzyıl modern dans tiyatrosunun öncüsü Philippine ‘Pina’ Bausch, Almanya’nın Solingen şehrinde 27 Temmuz 1940’ta doğdu. “Koreografi yapmaya ilk başladığımda bunun koreografi olduğunu hiç düşünmedim; bu, duygularımı ifade etmekti” diyen Bausch, dans etmeye küçük yaşta başladı. Bausch 1955’te, Alman dışavurumcu dans akımının kurucularından ve dönemin en etkili koreograflarından biri olan Kurt Jooss’un yönetimindeki Folkwang Academy’de eğitim görmüş ve mezun olunca da New York’taki Juilliard School’da burs kazanmıştı. New York’tayken Paul Sanasardo and Donya Feuer Dance Company ve New American Ballet topluluklarında dans etti. Kentler üzerine koreografiler kuran Bausch, 2003’te de İstanbul için bir eser oluşturdu. İstanbul’u neden seçtiği sorusu karşısında Bausch şöyle diyordu: “Eğer bir mekâna âşık olduysanız daha fazla seçeneğiniz olamaz. Bana göre İstanbul zor bir ‘vaka’. Çünkü herkes benim neler yapacağımı gereğinden fazla merak ediyor. Bu nedenle de, sanırım şimdilerde küçük bir fare olmak ve bir delikte tüm sorulardan, insanların merakından saklanmak istiyorum! Eminim, bu şehrin taşıdığı binlerce zenginliğin çok az bir parçasını yansıtabileceğim.”
Kısaca sahnede farklı bir gösteri izleyeceksiniz. Retinanızdan beyne ve sol yanınıza ılık bir şeyler akacak, metropol gibi taş yığınlarının arasında bu durum hoşunuza gidecek ve Pina’yı siz de ayakta alkışlayacaksınız.
Kendinize temiz bir ‘nefes’ aldırmak istiyorsanız, izlemek için hâlâ bir şansınız var! (212 240 77 20) Gösteriye paralel olarak Goethe - Institut İstanbul, yönetmenliğini Anne Linsel ve Rainer Hoffmann’ın yaptığı “Dans Rüyaları: Gençler Pina Bausch’un Kontakthof’unu Sahneliyor” adlı belgesel filmini de 25 Haziran, saat 19.00'da gösterecek. Filmde ilk provalardan gala gecesine dek yaşanan süreç anlatılıyor. Konfüzyonel günlere gebe gibi görünsek de şimdilik kafalarımızı serin tutarak, güzelliklere devam…
***
GECENİN KAÇMAZLARI
Balık-Ekmek-Şarap ve Cazdayız!
** İstanbul Arkeoloji Müzeleri Avlusu’nda, bu gece saat 21.00’de “Chopin cazla buluşuyor” konseri kapsamında, piyanoda Andrzej Jagodzinski, kontrbasta Adam Cegielski, davulda Czeslaw ‘Maly’ Bartkowski sahende. Giriş: 90, 68, öğrenci 23 TL. Tel: (216) 556 98 00
** Balans, bu gece yarısından sonra Teoman’ı ağırlayacak. Giriş: 89, 46 TL. Tel: (212) 249 07 49
** Levent Yüksel, bu gece yarısından sonra Çubuklu Hayal’den seslenecek. Giriş: 52 TL. Tel: (216) 413 68
** Beyoğlu Hayal’de, saat 24.00’ten sonra ise alternatif rock’tan elektronik müziğe ve brit-popa, geniş repertuvarlarıyla Chantage sahnede. Giriş: 34 TL. Tel: (212) 244 25 58
** Yazın şenlikli festivali Efes Pilsen One Love Festival, yarın başlıyor. 2 gün boyunca Santralistanbul’u ayaklandıracak olan festivalin sesleri; Groove Armada, The Ting Tings, Sophie-Ellis Bextor, The Whitest Boy Alive ve Wild Beasts. Giriş: 50, öğrenci 30 TL. Tel: (212) 311 78 09
** “Balık Ekmek Caz”ın yarın akşam saat 19.30’daki konukları; Neşet Ruacan ve Elif Çağlar House Band. Bosphorus Yatı’nda şenlenecek akşamın balık-ekmek, limitsiz şarap ve bira dahil ücreti 100 TL. Tel: (216) 556 98 00
** The Seed’de, kemanda Ayla Erduran ve piyanoda Birsan Ulucan; Handel, Grieg, Albeniz, Sarasate ve Tchaikovsky‘nin eserlerinden nağmelerle mest edecekler. Giriş: 50, öğrenci 25 Tel: (212) 323 60 50
** Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde, yarın gece saat 21.00’de, Senem Diyici ve Alain Blesing Projects dinlenebilir. Giriş: 23, öğrenci 18 TL. Tel: (216) 414 22 39
** 38. Uluslararası İstanbul Müzik Festivali kapsamında, 21 Haziran Pazartesi, saat 20.00’de, Aiskhlos’un ünlü tragedyası Oresteia, usta besteci Xenakis’in insan sesi ve enstrümantal müziği bir araya getiren çağdaş yorumuyla Aya İrini Müzesi’ne taşınıyor. Oresteia, konçertant versiyonuyla, Gürer Aykal yönetimindeki Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’yla birlikte dinlenebilicek. Biletler: (216) 556 98 00
HAFTA SONU KAÇAMAKLARI
** Den Cafe / Teşvikiye (Keçi peynirli pancar salatası için..) Tel: (212) 236 13 54
** Mimolett / Cihangir (Fransız- Akdeniz mönüsü eşliğinde..) Tel: (212) 245 98 58
** Cafe D’alfredo / Maçka (İtalyan lezzetinde makarnalar) Tel: (212) 327 03 17
** Fishpoint / Levent (Denizin tadını çıkarmak için) Tel: (212) 278 22 24
** İsis / Kadıköy (Kızarmış dondurma keyfi isteyenlere) Tel: (216) 349 73 81
** Eleos / Yeşilköy (Ege kıyılarında, rakıda balık olmak..) Tel: (212) 663 39 11
** Nature&Peace / Beyoğlu (‘Sağlıklı yaşam için sebze ye, barışçı ol!’ Vejetaryenler için) Tel: (212) 252 86 09
** Ahtapot Restoran / Beşiktaş (Ahtapot salatası ve karides söğüş, miss) Tel: (212) 261 91 48
** Sardunya / Fındıklı (Thai usulü füme ördek salatası, kaşıkta pazı yaprağında levrek’i tatmak isteyenlere) Tel: (212) 249 10 92
** Arı Kovanı / Maçka (Denizin tüm ihtişamı masaya dökülüyor) Tel: (212) 246 10 07
** Tomtom Suite / Beyoğlu (Mükellef bir kahvaltı dileyenlere) Tel: (212) 292 49 49