Keşfi Grace Jones ve Sedef Adası ile kapatınca...
memisbetul@gmail.com
İstanbul kazan, biz kepçe gece keşfindeydik. Anladım ki plansız gidilen yollar en şahanesi, sipariş vermeden gelen(-içilen-) kokteyller en ballısı ve rotasız kaybolunan muhabbetler en kafa açanıymış. Ve gördüm ki; bu renginden hiç bir ışığı kaybetmeyen Yeditepeli şehir, ayaklarınız, gözleriniz ve sol yanınıza bağlama çeken bünyelerle daha bi yaşanılası-ymış. Keşfi; mor ışığın içinden sahneye süzülen, 62’lik disko kraliçesi Grace Jones ve Sedef Adası ile kapatınca, bu hafta daha bir yeşilli görünüyor gözüme… (Cuma akşamı, Harbiye Açıkhava’da, 21.30’dan sonra tam tadında gerçekleşen konserde; Jones ve ekibi, hele ki bas ve davul performansı on numaralıktı. Ömür sayacımıza iki saatlik Grace Jones şölenini de ekledik.) Ee bu kadar gaz(ım)dan sonra siz de gri köşeli duvarların arasından sadece pencereyi açıp gökyüzüne bakmakla yetinmez, başınızı yeşil vahaya doğru çevirirsiniz. Şimdilik bu kadrajdan, pazartesiyle birlikte yola sıfırdan devam…
BU DÜNYA TATSIZ, YA ÖTEKİ PALAVRA
“(…) Evet, bu dünya tatsız, ya öteki palavra / Boyun eğmişim kadere, yaşayarak bedbin / Ölüm gelinceye dek vakit öldürmek için / İçerim Tanrılar’ın huzurunda cigara / Siz didinin yarınki zavallı iskeletler; / Ben, gökyüzüne doğru kıvrılan mavi ırmak / Uyurum bir hudutsuz dalgaya kapılarak (…) / Cennetteyim, çiçek açmış rüyalar aydınlık / Tuhaf, garip valsler içinde karma karışık; / Sivrisinek korolarıyla bir fil akını. (…)”
Kitaplar arasında geziniyorken, (1860-1887) Fransız serbest şiirinin öncülerinden Jules Laforgue’un, “Cigara” isimli bu şiirine takıldı gözüm. Çevirisinde ise “Bakakalırım giden geminin ardından / Atamam kendimi denize / Dünya güzel / Serde erkeklik var / Ağlayamam.” diyen “Bir Garip” Orhan Veli’nin imzası bulunuyor.
Ne güzel demiş Laforgue; “Siz didinin yarınki zavallı iskeletler / Ben, gökyüzüne doğru kıvrılan mavi ırmak...” Nirvana noktası buradan bakınca çok da uzakta görünmüyor aslında, ha gayret!
İşte tam da bu minvalde didinen bir iskelet olarak, gözüm kitaplığın hemen bir üst rafında yer alan, 1955 tarihli Yenilik Dergisi’ne takılıyor. Benim gibi fanzinsever bir kuşaktansanız, vakti zamanında çok fanzin yutmuşluğunuz da varsa, çok ayak sürümüşsünüzdür sahaflar ve bilumum köşe bucak kitapçılarda. Sapsarı hışırtılı sayfalarıyla asırlık da olsa, tuhaf kokulara da bürünse, bir manyak saklıyorsunuz bu dergimsileri… (Hoş bu güzellikler bana babamdan yadigar.)
Gelelim derginin içindeki cevhere; “Saçlarımı kestiler kökünden senin için / Köprünün üzerinden adamlar tükürüyor, ırmağa / Boşalmış düşünceleri bitmiş / Biri merdivenlerini saydı evinin / Yaşamımızın şarkısını biliyorlar / Ama sen hüzünlenme yine / Şarkı söyleyen gence inanma / Kapalı ve durgun ağlıyor / Ben sigaradan alıyorum hıncımı içerek / Sen ilk günümüzü hatırla dumanlarımızın arasında” diyen E.Ayhan Çağlar takma adlı bizim (1931-1992) Ece Ayhan’ın “İnsanların Kötüleri” adlı şiiri gülümsüyor bana en ince siyah mürekkep kıvrımında.
Bu aralar birçok şairin kendi çeperinde kalmış, günümüze kadar ulaşamamış, retinadan kaçmış şiirlerine dalmış bulunmaktayım. “Sahaflar paklar beni” mahlasında rotamda; Beyazıt, Beyoğlu, Kadıköy, Moda, Sultanahmet ve Bakırköy sahafçıları yer alıyor. Belki siz de akmak istersiniz bu rotada…
ÖRÜMCEK ADAM BENİ YİYECEK!
Bu kadar şiir alemine akıp, hafıza çekmecelerini hırpalıyor ve doldurayazıyorken, içimizde de en naifinden biraz kıpırtı ve vücudumuzda biraz salıntı olsun mahiyetinde; The Cure’dan Lullaby (Ninni) şarkısı çalsın arka fonum-uz-da da… Ne diyordu Ninni’de (Lullaby) grubun gotik bünyesi Robert Smith; “Ö.. ile başlayan bir şeyi gözetliyorum / Çubuk şeker bacaklarının üstünde örümcek adam geliyor / Akşam güneşinin gölgesi arasından usulca / Neşe dolu ölünün pencerelerinden geçmişi çalarak / Yatakta titreyen kurbanı arayarak / Artan sıkıntıdaki korkuyu yoklayarak / Ve aniden! / Odanın köşesinde bir hareket! / Ve yapabileceğim hiçbir şey yok / Korkuyla farkına varıyorum ki / Örümcek adam bu gece akşam yemeği olarak beni yiyecek!...”
Şaşırma kredilerimizi tüketen dünyaya rağmen ve The Cure’un örümcek adamı da bizi yemeden, şiir, şarkı kıvamından, giderayak bir yazarla “yolcudur Abbas” cephesinden verelim yolluğumuzu da; Beat Kuşağı ile 1970’lerin karşı-kültürü arasında köprü kurmuş, (ABD, 1935’te doğan yazar, 1984’te intihar ederek hayatına son veriyor.) Richard Brautigan’ın Altıkırkbeş Yayınları’ndan çıkan “Talihsiz Kadın” adlı romanı, farklı pencerelerden selam veren türden bir yapıt. Ne okuyalım diyenlere!
ADALAR’DA TALİM VAR
Adalar Belediyesi; İstanbul'un kültürel ve tarihi çeşitliliğini yansıtan Prens Adaları'na ait 'İstanbul'un Avrupalı Kardeşleri' başlıklı İstanbul Adalar Kültür ve Sanat Festivali'nin ilkini, 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri kapsamında düzenliyor. 30 Temmuz'da başlayacak festivale, Yunanistan'ın Orestiada şehrinden sanatçılar da katılacak. Büyükada Vapur İskelesi ve Deniz Otobüsü İskelesi'nin önündeki büyük alanda gerçekleştirilecek festival kapsamında; müzik, edebiyat, resim, fotoğraf, sahne ve gösteri sanatları ücretsiz olarak sanatseverlere sunulacak. Programda, Orestiada'dan gelen 30 kişilik Laogrifiko Musio Orestiadas müzik, koro ve dans grubu; Berk Özbek, Çelik Kasapoğlu, Dünya Kızılçay’dan oluşan “Üç Tenor” konseri; Tekfen Filarmoni Solistleri “Üç Denizin Solistleri” konseri; Buzuki Orhan Osman konseri; Apostrophe Rock Grubu konseri ile TRT İstanbul Hafif Müzik ve Caz Orkestrası yer alıyor. Adalar’a yolunuz düşerse, bu etkinliği de belki ajandaya not edersiniz.