Geldim, gördüm, fethettim
memisbetul@gmail.com
Tarihin babası olarak kabul edilen ünlü filozof Heredot’un “Tanrı, insanlar uzun ömürlü olsunlar diye Bozcaada’yı yaratmış” dediği şahanelikteyim şimdi. En ballısından “geldim, gördüm, fethettim" (venire, videre, vincere) beylik tanımından hareketle, tiyatro alemi de dinlenme sezonuna girmişken, kendimi oksijeni boldur-diye adalara vurdum. Hafta sonu rotamda Çanakkale- Bozcaada vardı. Kulağımdaki ipod’da ise Bülent Ortaçgil (Zamana Sıkışmış şarkısı) ve Ezginin Günlüğü (Düşler Sokağı şarkısı) nağmeleri… İşte keşiften sonra size döküldüklerim…
Yedi yıl önce Bozcaada’yı keşfetmiştim; dalmaya gelmiştim-k buraya, Fethiye dönüşü. Ayvalık- Cunda, Çeşme-Alaçatı, Çanakkale-Bozcaada en sevdiğim kafa dinleme-kaçış üçlemesi. Ama Cunda ve Alaçatı’nın son değişimleri, bende hafif şiraze kaydırdığından Bozcaada da bu değişime boyun eğiyor olabilir mi diye bayağı kafa yaktıran cümleler sarfettim yol boyunca. Değişmişti ama yine beni karşılayan kekik kokulu ada rüzgârı oldu. Püfür püfür esen denizin mavisine, miss çayımızla eşlik edip, feribotla adaya yaklaşırken, bana tüm heybetiyle merhaba diyen ise Bozcaada Kalesi’ydi. Türkiye’nin en iyi korunmuş kalelerinden biri burası. İlk ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmiyor. Fenikeliler, Cenevizliler ve Venedikliler tarafından kullanılan kale, bugünkü görünümüne Fatih Sultan Mehmet zamanında gelmiş. (Açık hava müzesi görünümdeki kale, tarihe yolculuğa davet ediyor.)
YELKOVAN VE AKREBİN BİLE ACELESİ YOK
Antik çağda: ‘Leukophrys’, Yunan Mitolojisi’nde: ‘Tenedos’ adıyla anılan Bozcaada; stratejik konumundan dolayı, çağlar boyunca birçok kez, istilalara uğramış ve el değiştirmiş. Tenedos antik kentinin de bugünkü yerleşim alanının hemen altında kaldığı düşünülüyor. Yerleşim alanının dışında ise Ada’nın güney kesiminde, Nekrapol-Mezarlık alanlarının bulunduğu sanılıyor. Ancak Ada’nın hemen her bölümünde yerleşim alanları dışında, tek tek, az sayıda mezarlara rastlanıyor. Çanakkale Arkeoloji Müzesi tarafından yapılan kazılarda, nekropolde en eski MÖ. 3000’lere ait mezarlar bulunmuş. Daha sonra, Rumlar ve Osmanlılar tarafından da mezarlık olarak kullanılan nekropol, son yıllara kadar çok fazla tahrip edilmeden gelebilmiş.
Buraya kadar yazdıklarımı bir arkeoloji meraklısı olarak döküldüm ama bundan sonra yazacağım bilgiler bizi ilgilendirmez demeyin, rica edeceğim. Ada’da bir kâşif hissiyatında bayağı bilgi topladım. Türkiye’nin köyü bulunmayan tek ilçesi olan ve Çanakkale Boğazı’nın 12 deniz mili güneyinde yer alan, çevresi 38 kilometre uzunluğundaki Bozcaada’nın alanı 36.67 kilometrekare olup, etrafındaki irili ufaklı 17 adacıkla, 37.6 kilometrelik yüzölçümüne sahip. Bozcaada’da bana ilk tebessüm ettirense; uçsuz bucaksız bağları, onları bekleyen güzel bağ evleri, eski Rum evleriyle bezenmiş sokakları, küçük koyları, kekik kokulu tepeleri, lezzetli şarapları ve kendine has yemekleri oldu.
Ada’da her şey sakinlik kokuyor... Zaten iki mahallesi var adanın; Cumhuriyet ve Alaybey diye. Arnavut kaldırımlı sokaklarında yürüyen insanlarında bir dinginlik, bir-iki katlı, beyaz badanalı, ahşap pencereli evlerinde ise iyice dinlerseniz sessizce nidalanan müziğin tınısını duyabiliyorsunuz. Metropoldeki bizlerin aksine her şey yolunda görünüyor Ada’da. Yelkovan ve akrebin bile acelesi yok burada.
ÜZÜM BAĞLARINDAN ŞARAP FABRİKASINA
Kaleden sonra güzergâhı Bozcaada Müzesi’ne çeviriyorum. Dünyada yalnızca burada çıkan deniz kabuklarını görünce çocuklar gibi şen dalıyorum rüyalar alemine; 700’den fazla çeşit deniz kabuğunun konuşlandığı bir müze burası.
Bağcılık ve şarapçılık buranın yaşam şekli, o yüzden sonraki rotam; meşhur üzüm bağları (Tarihleri denk getirirseniz, bağbozumu şenliklerine de katılabilirsiniz.) ve şarap fabrikası oluyor. Dört büyük şarap fabrikasının bulunduğu Ada’daki fabrikaları gezerken, üzümün şarap olana kadar hangi aşamalardan geçtiğini öğrenebilir ve damak tadınıza uygun şarabın hangisi olabileceği konusunda fikir edinebilirsiniz. Ayrıca fabrikaların yanında keyifle alışveriş yapabileceğiniz, şarap tadım ve satış mağazaları da bulunuyor.
KUTSAL SUDAN RÜZGÂR GÜLLERİNE
Ayazma Manastırı’nı unutmak olmaz; “kutsal su” anlamına gelen Ayazma, Ada’nın kuzey kısmında yer alıyor. Burada çift oluklu tarihi bir çeşme, 8 yaşlı çınar ağacı, küçük bir manastır ve 2 tane tek katlı yapı bulunuyor. (Ayrıca manastırın alt kısmında bir dilek mağarası bulunuyor. Belli mi olur belki kabul olur, hikmetinden sual olunmaz deyip, yakıyorum mumumu ben de…) Dev ağaçların gölgesinde ve sürekli akan çeşmesi sayesinde, piknik yapanların gözdesi olmuş burası. Özellikle gün batımında, Ayazma plajına bakan manzarası görülmeye değer. Ada’nın en yüksek noktası ise Göztepe… 192 metre yükseklikteki mevkiden Ada’nın diğer ucundaki rüzgâr güllerini rahatlıkla görebiliyorsunuz. 2000 yılında yapılmış rüzgâr gülleri ve Türkiye’nin üçüncü rüzgâr enerji santralini oluşturuyor. Ada tüketiminden 30 kat fazla enerji üretiliyormuş burada, denizin altından döşenen kablolarla anakaraya gönderiliyormuş. Aynı enerjiyi üretecek bir kömür santraline göre türbin başına 82 bin ağaca eşdeğer oksijen tasarrufu sağlanıyor. Yani 17 türbin 1.400 bin ağaçlık bir ormanı kurtarmış oluyor. Hatta iyice retinayı açarsanız terk edilmiş bir deniz feneri selama duracak size tepeden.
DENİZİN DİBİ GÖRÜNDÜ
Akşamları ise liman boyunca size sevimli balık lokantaları ev sahipliği yapacak. Bozcaada’ya gelmişken, şarap ve balık olayına dalmadan dönmek olmaz. Ot cenneti adeta; baharın gelmesiyle birlikte yabani ot mevsimi de başladığından Ada’da, sofranızı donatan yiyecekler hem mideye, hem gözlere hitap ediyor. Isırgan, cibes, radika, turpotu, kazayağı, şevketi bostan Ada’dan toplanan otların bazıları. Bunlar zeytinyağlı yemek, salata ya da börek içi malzemesi olarak kullanılıyor. Bu arada kahvaltıda çardak altı soframıza domates reçeli geliyor, enterasan bir tat, sofradaki bünyeler şaşırdı. Ben şaşırmıyorum bir vakitler Antalya yöresinde karpuz ve patlıcan reçeli de tatmıştım, şaşkınlığımı orada bıraktım diyelim.
Son olarak huzurun memleketi Bozcaada’da birçok renkli aktiviteye de misafir olabilirsiniz; Ayazma Panayırı, yat yarışları, Ozanın günü ve İlayda Okumaları, Bozfest Festivali, Bağbozumu Festivali, Uluslararası Dağ Bisikleti Maratonu ve tekne turları gibi…
Hafta sonu kaçamağını Ada’nın tek dalış okulu Aganta (İtalyanca’dan dilimize geçmiş bir denizcilik terimi) ile kapatıyorum. Hem ilk defa dalış yapacaklar ve hem de amatör dalgıçlar için iyi bir fırsat sunuyor burası. Bir de denizin dibi karadan her zaman daha ilgi çekici ve fevkalede.
Kısaca üç günlük dünya meramında ikinci kez buluştuğum Bozcaada, beni yine beklemediğim sürprizlerle karşıladı. Siz Ada’yı ajandanıza not ederken, ben sözü yine arka fonumdaki Ortaçgil ile sonlandırıyorum; “Bugün omzuma çökmüş / Sevimli ama çok ağır / Tepemden bağırıyor / En güzel an budur / Bugünü dinle / Unutma sakın / Onu yaşamak zorundasın…”