Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        memisbetul@gmail.com

        Eğer kocanız 15 yıldır kapıdan hep aynı şekilde giriyor, hep aynı yere çantasını bırakıp, klozetin kapağını 15 yıldır açık bırakıp, fermuarını koridorda çekiyorsa, hele bir de evliliğinizi "eh! Artık zamanıdır..." diyerek yapmışsanız emin olun siz de ziyan ve zebil (!) olmuş kadınlar kulübüne üyesiniz. Aslında Songül, hepimiz kadar cesur aynı zamanda hepimiz kadar ürkek. O en az bizim kadar gerçekçiyken, Merzifon saat kulesinin dibinde romantik bir buluşma hayal edecek kadar da ayakları yerden kesik bir kadın. (Hani bazen yalan olduğunu biliriz ama yine de inanmak güzel gelir, en temizinden bir hayal mesela...) Aradığı aşkı ve belki en doğru tanım, hayatını bulamayan Songül, gerçekleri ve hayalleri arasında gel-gitler yaşayarak, öğreniyor kendi dünyasının hikâyesini. Tabii bu buluş da epey sarsıcı oluyor. Kahramanımız Songül'ün deyimiyle 'basit bir ev kazası'yla başlıyor tüm hikâye. Şimdi sizleri 'uzun zamandır hiç bu kadar çok eğlenmemiştim' diyeceğiniz bir oyunun misafiri yapmak istiyorum. Tabii siz de izin verirseniz.

        Günay Karacaoğlu'nun tek kişilik oyunu; Basit Bir Ev Kazası (Aysa Prodüksiyon imzalı), kadın ve erkek ilişkilerini farklı bir yelpazeden işliyor. İnsanoğlunun sinemada, edebiyatta ve şarkılarda çözmeye çalıştığı, analitik düzlemde formülleştirmeye yeltendiği ve belki de çözdüğünü sandığında sihrinin kaybolacağı bir durumu perdeye aktarıyor. Ama yapışkan bir tavırla değil, tam tersine günümüzdeki yaşanan şaşalı dünyalara da ilenerek.

        Karacaoğlu'nun akıllara durgunluk veren performansı ise şapka çıkartacak cinsten. Bu küçücük kadın, sahnede dev bir oyuncu ve kendine has oyunculuk üslubuyla da takdire şayan. (Tek kişilik oyunlar her zaman zor toparlanır (ustaları hariç), ama Karacaoğlu, oyunculuğunu döktürüyor adeta.) Bir kadının gözünden anlatılan bu oyunun en can alıcı noktası ise yazarının erkek olması. Murat İpek'in yazdığı eser, bir kadının dünyası ancak böyle iyi anlatabilirdi dedirtiyor.

        HAYALLER SONRA HAYALETE DÖNÜŞÜYOR

        Karacaoğlu, sahnede bir dakika durmuyor, kah yazdığı aşk romanı tadındaki günlüğüyle konuşuyor, kah bizlere siz de “seyretmeye devam edin ama” diyerek derdine ortak ediyor. Örneğin görücü usulü ile evlenmiş de olsa bir kocası olmasına rağmen o hâlâ tekne turunda iri kaslı 'Hayri'lerle aşk yaşarken hayal ediyor kendini. Ama sonra zamanında hayal ettiklerini hatırlıyor ve kendi kendine diyor ki: “Artık ben iyi ve muhteşem sevgililer hayal etmeyeceğim. Çünkü bu hayaller sonra hayalete dönüşüyor.” Hayaller dünyasında rüzgâr gibi geçti dedirten replikleriyle oyun; kadınların, aşka, evliliğe, aile kavramına ve genel olarak hayata bakışına bir ayna tutuyor. Bunu yaparken kimi zaman güldürüyor, kimi zaman hüzünlendiriyor. Oyunun rengi de aslında bu yaşattığı ironiyle meydana çıkıyor.

        Yine Songül'ün deyimiyle 'bir bardak suydum döküldüm' diyerek iç burkan oyun, aslında bir anlamda toplumumuzda kadının ezilmişliğinin altını çiziyor. Tabii tüm bunlar sahnede cereyan ederken bizlerin gülmesi durumun trajikomikliği kadar şahit olduğumuz, gördüğümüz ya da gizliden gizliye evlerin içinde hepimizin yaşadığı konuya sahip olmasından kaynaklanıyor. Kısaca oyunculuk ve Basit Bir Ev Kazası; bu sezonun kaçırılmaması gereken izlenceliklerinden. Yüzünüzde tebessüm ve hafızanızda uzun süre etkisini kaybetmeyeceğiniz bir hisle çıkacağınız oyunun seyir rotası için: www.aysaorg.com ya da Tel: (216 556 98 00)

        “KAÇ KİLO ÇEKERDİ YALNIZLIK”

        İkinci kez izlediğim Basit Bir Ev Kazası’nın sonrasında, yanımdaki tiyatrosever bünye ile aynı anda başladık ıslatan yağmura, Songül’e ve geceye ilişmeye; “Kaç kişiyi öldürdüm düşlerimde / Kaç kilo çekerdi yalnızlık / Kaç kere ezildim altında / Yaz yağmurlarının / Belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları / Her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk / Hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize…. / Biraz birazdım her şeyden… / Biraz biraz kör oldum bugünlerde / Ama rakı kadehlerini boşaltmayın… / Biraz biraz anlıyorum ki…. / Her şey plastikmiş biraz / Haydi sirtaki yapalım palyaço / Rakı doldur, yine eksildik biraz” diyordu ya en şairlerimden Turgut Uyar, öyle aktık geceye ve âleme.

        ★★★

        NE OKUYORUZ?

        ** Mesela; “… Dünyanın bütün lokomotifleri aynı anda düdük çalsalar, çaresizliğimi dile getirmezler. Ben, belki de hiçbir şey olamamışların kralıyım. Çünkü herhangi bir şeyin kralı olduğumdan adım gibi eminim." Diyen Arthur Cravan’a takılabilirsiniz. (Selahatiin Hilav çevirisi illaki..)

        ** Ya da ‘Olay şu: Bu dolapta senin yanına bir roman bırakıp dolabın kapağını kapatır, tepesine de üç kez vurursam, o kitabın içine girersin.’ Kugelmass, inanmadığını göstermek için sırıttı.” Diye devam eden çılgın-dahi Woody Allen’ın “Yan Etkiler” adlı kitabı.. Sıla Okur’un dilimize çevirdiği kitap, Siren Yayınları’ndan, 2008 baskılı… (Gözden kaçıranlara ve es geçenlere; dünyayı Allen’ın mizah merceğinden görmek şu aralar iyi gelecek. Benden söylemesi!)

        NE DİNLİYORUZ?

        ** Clogs / “Last Song”

        ** David Bowie / “Space Oddity”

        ** The Smiths / “Unloveable”

        ** Ian Brown / “Time is My Everything

        ** Edwyn Collins / “A Girl Like You”

        ** Kings Of Convenience / “Manhattan Skyline”

        ** Natacha Atlas / “Gafsa”

        Diğer Yazılar