'Zamanı benim kadar iyi bilseydin' dedi Şapkacı...
“Bir tarafında Zigana Dağları, diğer tarafında görebileceğin en temiz mavilik-yeşillik… Yaylaları ise ömrüne ömür katacak!” demişlerdi. Eyvallah da bir ayrıntıyı es geçmişler: Burada, sanki yer - gök borda-mavi… Renginden de anlaşıldığı üzere Doğu Karadeniz’in en fiyakalı kentlerinden biri olan ve zaman zaman yazılı-görsel basında da adını kalın puntolarla yazdıran Trabzon’dayım! Karşımda Karadeniz sahili, yamacımda Trabzon Kalesi, masamda ise kentin en baldan yöresel lezzetleri. (Burada herkes -‘herkes’e dikkatinizi uzatırım, 5 yaşındaki çocuk da, 70 yaşındaki bir bey amca da- fanatik bir Trabzonsporlu -hoş, kazara değilim dediğinizde, aldığınız tepki de ilginç- sözlü ve yazılı basının, 3 büyük takıma verdiği desteği, kendilerine vermediğini düşünüyorlar ve gerçek anlamda da kırgınlar bu vaziyete. Mesela: Ben üç gündür “bordo-mavi” rengini daha bir sevdim-içselleştirdim gibi, İstanbul’uma döndüğümde (futbolla ilişiğimin yahut bağımın Simoviç zamanından kalma, bu notu da es geçsem olmazdı) Galatasaray’ıma; “kardeş takımımız Trabzon’dur” diye buyruğumu verebilirim o derece ve o kıvamdayım. Trabzon’da herkes buraya özgü-şiveli konuşuyor ve sohbetleri de bundan mütevellit midir bilinmez ama şahane… Ama insan Trabzon’da yaşarsa, hiç psikologa ihtiyaç duymaz kanaatindeyim, çünkü herkes her şeyi, herkesle konuşabiliyor. (Ama kendi fikirlerinden hariç diğer ayrıntıları-fikirleri kabul etmeyi pek istemiyorlar, eğer üstelerseniz de bir damarları var o tutuyor, benden söylemesi! Her şeyi konuşuyor derken, samimi, hayata ve efkâra dair şeylerdi kastım. ) Bu aylar sakindir, herkes yaylada yahut fındıkta, KATÜ’nün öğrencileri de tatildedir, diyorlar. Dikkatimi çeken bir diğer durumsa, genç Trabzonlular’ın Şahin markalı otomobil tutkuları. Arabanın dış ve iç ambiyansı, beyin loblarını sarsan türden; club gibi… Yanar dönerli-fırıldaklı ışık tasarımlı ve club müzikli. İnsan horon havası gibi bi şeyler bekliyor: Neden kendi müziklerinizi dinlemiyorsunuz diye sorduğumda gence, “artık zaman değişti hanım abla” diyor. Hmm, unutmadan Trabzon’da pek çok kişiyi, asabi abi-teyze modelinde gördüm ve sordum nedendir bu renkli gözlerinize düşürdüğünüz hiddet diye, cevabı - mısır ekmeği-nde gizliymiş. Kendi hiddetim ve asabiyetim az geliyormuş gibi o an itibariyle, bir dilim mısır ekmeği iyi gelir niyetine tadılmandı-m-k.) Mor kaplı deftere, Trabzon’un daha başka hangi notlarını düştün, derseniz de biraz beklemede kalınız, reca edeceğim, çünkü yarın Maçka-Uzungöl-Köprübaşı-Sürmene’ye yollanacağız yavaştan. Hele bir retinada yerini bulsun ve kadraja otursun Trabzon, sonrasında coşarım nasılsa bu köşede de! Ama ben öylesine bir sesleneyim istedim yeryüzünün bize biçtiği zamanlamaya tanımlanan, haftanın bu son gününde…
BU HALİMİZLE HEPİMİZ ACINMAYA LAYIĞIZ…
“Hayatta yalnız kalmanın esas olduğunu hâlâ kabul edemiyor musunuz? Bütün yakınlaşmalar, bütün birleşmeler yalancıdır. İnsanlar ancak muayyen bir hadde kadar birbirlerine sokulabilirler, üst tarafını uydururlar; ve günün birinde hatalarını anlayınca, yeislerinden her şeyi bırakıp kaçarlar. Halbuki mümkün olanla kanaat etseler, hayallerindekini hakikat zannetmekten vazgeçseler bu böyle olmaz. Herkes tabi olanı kabul eder, ortada ne hayal sükûtu, ne inkisar kalır; bu halimizle hepimiz acınmaya layığız; ama kendi kendimize acımalıyız. Başkasına merhamet etmek, ondan daha kuvvetli olduğunu zannetmektir ki, ne kendimizi bu kadar büyük, ne de başkalarını bizden daha zavallı görmeye hakkımız yoktur.”
Bizde mevzu, ömür sayacına işleyenden ters yöne doğru akınca, hemen masanın en usturuplusu ortamı, doğruya değil belki ama gerçeğe bağlar. Bu akşamın gerçeğini de görüldüğü üzere Sabahattin Ali’nin “Kürklü Mantolu Madonna”sından bir pasajla çiziyoruz. Dünya ile münasebetini tayin edemeyen bünyeme, ilaç niyetine arada bir nidalandığım, şahsına münhasır bir üstattır (1907-1948) Sabahatin Ali… Nereden mi iliştik üstada (?) hatırlamıyoru-m-z ama onun herhangi bir eserini, ustalar tiyatroya uyarlasa nasıl olur dedik?! Ve sonrası geldi… Geçtiğimiz tiyatro sezonunda, seyrine doyamadığımız Seyyar Sahne’nin, “Tehlikeli Oyunlar” (Oğuz Atay) yorumu muhteşemdi. Sabahattin Ali’nin “Kuyucaklı Yusuf” ya da “İçimizdeki Şeytan” gibi eserlerinden birinin, tiyatro sahnesinde ne kadar da şık olacağını düşledik. (Vakti zamanında, üstadın bir eseri sahnede zuhur etmişti, yanlış hatırlamıyorsam ama 2012’de de bir Sabahattin Ali eseri, hoş olmaz mıydı, ey aklını her daim dinç ve heyecanlı tutabilen sevgili okur!) Zordur böyle muhteşem detayda eserleri, aynı tatta sahneye uyarlamak ama Seyyar Sahne gibi hakkıyla kotaranlar da var, ‘neden olmasın’ demek gerekiyor belki de ilk başta! (Tiyatro gruplarına duyurulur!) Muhabbeti tiyatrodan açınca ve konuşlandığımız masadan, ‘bu sezon, ajandana neler düştün’ diye söylenince, ‘işte rotamdaki, gözümü ve beynimi şenlendirecek şahanelikler’ dedim ve sizin de haberiniz olsun (!) istedim…
TALİMHANE TİYATROSU:
Ekip, Deniz Altun’un yazdığı, Lerzan Pamir’in sahneye taşıdığı “Pippa” ile karşımıza çıkıyor. Adından da anlaşılacağı üzere gerçek bir olaydan besleniyor oyun. Barış mesajı vermek için gelinliğiyle Milano’dan yola çıkan İtalyan sanatçı Pippa Bacca’nın trajik hikâyesi anlatılıyor.
DOT:
Daha önce Edinburgh Fringe Festivali’nde de sahnelenen, Dennis Kelly’nin “Orphans / Öksüzler” oyunu, Dot yorumuyla sahnede. Tuğrul Tülek’in yönettiği oyunda, Gizem Erdem, İbrahim Selim ve Ushan Çakır rol alıyor. Kelly, günümüz İngiltere’sinin kenar mahallelerinde yaşanan şiddeti anlatmış. Ayrıca Dot’un bir de yeni salon haberi var Maçka G-Mall’da. Kasım-Aralık gibi merhaba diyecek olan salona bir de yeni proje hazırlamışlar; Dot’un açılış oyunu ‘Frozen’ın da yazarı olan Bryony Lavery’ye ait “Beautiful Burnout”. 2010’da yine Edinburgh Fringe’den Londra sahnelerine geçen oyun, Murat Daltaban rejisiyle sahneleniyor. Bir boks hikâyesinin işlendiği eserin oyuncuları, bir yıldır da boks çalışıyor. Ortaya yine enteresan bir Dot seyirliği çıkacağa benziyor. Öksüzler: 1 Ekim’den itibaren Ekim ve Kasım ayları boyunca, her Perşembe, Cuma ve Cumartesi saat 21.00’de, Pazar saat 17.00’de, Dotmarsta Salonu’nda sahnelenecek.
OYUN ATÖLYESİ:
Kapalı gişe oyunlarıyla dikkat çeken Oyun Atölyesi, bu sezon, iki yeni çalışma ile karşımızda endam ediyor. Atölye’nin ilk oyunu, “Don Juan’ın Gecesi”. Haluk Bilginer’in çapkınlığıyla ünlenen Don Juan’u canlandıracağı oyunun yönetmeni Kemal Aydoğan.
TİYATRO GERÇEK:
Geçtiğimiz sezondan haberini aldığımız ve heyecana gark olduğumuz izlencelikle nihayet tanış ediyoruz. Cemal Süreya şiirlerinden yola çıkarak, Atilla Birkiye’nin metnini yazdığı, Hakan Gerçek’in şiirleri yorumladığı tek perdelik gösteri “Üstü Kalsın”, adını yine şairin bir şiirinden alıyor.
ALTIDAN SONRA TİYATRO:
Bu sezonda, ‘Gece Hikâyeleri’ başlığı altında toplanacak, birbirinden farklı gösterim biçimleriyle, farklı zamanlarda prömiyerleri gerçekleşecek oyunlara yer verecek olan topluluğun konuşlandığı adres ise Kumbaracı 50. Haftanın bazı günlerinde gece yarısına yakın bir saatte sahnelenecek ‘Gece Hikâyeleri’nden biri de Yiğit Sertdemir’in yazdığı “Dertsiz Oyun” adını taşıyor.
RADYO OYUNU PROJESİ:
İsveç’ten Riksteatern’in yürütücülüğünü yaptığı ve SIDA’nın desteklediği “İran’dan Sesler” radyo oyunları projesi, sekiz gerçek hikâyeden oluşuyor. Altıdan Sonra Tiyatro’nun “İnsan haltları ve insan hakları” temasıyla sunacağı, hak ihlalleri üzerine kaleme alınmış bu gerçek oyunlar; İsveç, İngiltere, Almanya ve Türkiye’de radyo tiyatrosu, sahne okuması olarak sunulacak. Oyunlar, Ekim ve Kasım’da Açık Radyo’dan takip edilebilecek. Sahne okumaları ise Kumbaracı 50’de gerçekleşecek. Yiğit Sertdemir’in yönettiği radyo tiyatrosuna sesini verenler arasında; Tomris İncer, Şebnem Sönmez, Derya Alabora, Şehsuvar Aktaş, Ece Temelkuran, Tansu Biçer ve Serkan Keskin yer alıyor.
AK’LA KARA TİYATRO:
Tiyatro dünyasına yeni bir soluk getirecek olan, Savaş Özdural ve Kerem Kobanbay’ın kurduğu “Ak'la Kara Tiyatro”; Bahariye Caddesi’ndeki Akyıldız Pasajı içinde yer alan Broadway Sineması’nda tiyatroseverlere merhaba diyor. Ekip, Ekim ayının ikinci haftası, dört oyunun prömiyerleriyle perdelerini açacak. İlk oyunu, Ray Cooney’nin “Tom Dick ve Harry” adlı komedisi. Süpervizörlüğünü Haldun Dormen’in üstlendiği oyunda yer alacak isimler arasında; Ece Uslu, Hakan Altuntaş, Nur Subaşı, Mustafa Dinç ve Nazan Diper bulunuyor. Oyun, Özdural ve Kobanbay’ın bu sezon rol alacağı tek oyun olma özelliğini de taşıyor. Ak’la Kara’nın diğer oyunları ise, yurt dışında 59 yıldır sahnelenmeye devam eden Agatha Christie’nin kısa öyküsünden uyarlanan “Fare Kapanı”, Fransız illüzyonist Harry LaFontain’in hayatını anlatan sihir ve dramanın bir arada yer alacağı “Sihirbaz-Modern Zamanlarda Bir Masal” ve Kobanbay’ın yazıp-yönettiği “Pizza Ülkesi” adlı çocuk oyunu. Tiyatro Ak’la Kara’da, bu oyunların yanı sıra, yurt dışında örneklerine sıkça rastlanan, herkese açık stand-up gösterilerine de yer veriliyor. Haftada bir yapılması planlanan ve halka açık olacak bu gösterilerde, isteyenler 10’ar dakikalık gösterilerini ücretsiz olarak sahneleyebilecekler.
Biz, bu muhabbetin hissiyatında, masada mavi tırtıl Absolem’in ermişliğine yakın otururken ve bir yazının daha vedası, selamını çakarken usuldan, sözü de şimdi Absolem’in kulağımıza fısıldadığı Lewis Carroll’un “Alice Harikalar Diyarında”n bir alıntıyla bitirelim: "Zaman'ı benim kadar iyi bilseydin," dedi Şapkacı, "onu harcamaktan söz açmazdın. O, canlıdır."