Öpülen kurbağaların prens olmayacağı!?
BETÜL MEMİŞ
memisbetul@gmail.com
“Hayatta istediğimiz şeylere mi sahibiz, yoksa istediğimizi zannettiğimiz şeyler, bize mi sahip?” Böyle diyor ‘Doktor Mucize’ ve devam ediyor: “Mutluluğun sırrı, matematiğin en basit malzemesinde saklıdır!”
Herkes, bir mutluluktur tutturmuş gidiyor. Sonrasında da sorular, sorunlar… Hiçbir şeyin cevabının olmadığını, aslında baştan beri soruların-sorunların viran edildiğini anladığımızda mı çakacağız veya gazımız geçecek!? Yoksa, Didem Madak’ın şiirinde dillendirdiği üzere “anlatarak bitiriyorum hayatımı, bilmiyorum başka nasıl bitirilir bir hayat...” mıdır?! Ya da her yaşam, sonrasında bir masala dönüşüyor rotasında; tarih gibi masalları da, sadece yazanlar ve anlatanlar mı yaşar?!
Erken içimden geldi notu: Hadi gelin, biraz beyin loblarımızı havalandıralım… Masal demiştik hani… Ve derken, bir gün masal da sona ermiş. Masal bu ya, anlatıcı da artık sıkılmış mı ne?! Bal kabağı mevsimi de değilken, gece yarısına varmayı bırakın, akşam sefalığında balkabağına dönüşülmüş ve şehrin insanı, bu çığır açan iletişim manyaklığında öpülen kurbağaların prens ol(a)mayacağını anlamış. Bunu duyan kurbağalar da rahatta, kendileriyle barışık yaşamaya başlamış. Sonra ne mi olmuş, bildiğimiz şeyler… Sesli düşünürsek; siz masalın(ızın) nasıl bitmesini isterdiniz; mutlu mu, huzurlu mu?! İYİSİ mi, kent yorgunu bünyelerinizi fazla hırpalamayın ve birazdan rotasını vereceğim tiyatronun seyirliğine akın!
OYUN ALANI’NDAN İLK KELAM
Sizler bir taraftan, bu soruların anksiyetesinde, beyinlerinize küşayiş getiredururken, ben de yavaştan, bazılarının bu nöbet sonrasında, ilk aklına gelen, ‘Peki, kimdir bu Doktor Mucize?’ sorusuna yanıt vereyim. Doktor Mucize: Nev-i şahsına münhasır iki tiyatrocu, Cevdet Canver ve Ömercan Güldal’ın geçtiğimiz sezon kurduğu ‘Oyun Alanı’nın ilk merhabasının alâmet-i farikası… Oyun Alanı, yeni kurulan alternatif tiyatrolardan, lakin kurucuları eskiden beri tiyatroyla hemhal olanlardan. İlk kelamlarını ise; çağdaş Amerikalı oyun yazarı (vakti zamanında alkolizmle başı derde girmiş) Jonathan Marc Sherman’ın yazdığı ve ülkemizde de ilk defa sahnelenen “İstediğimiz Şeyler” (Things We Want) adlı eseriyle veriyor.
İşte bu adıyla müstesna ‘Doktor Mucize’ de, Cevdet Canver’in yönettiği, çeviri ve dramturjisini Ömercan Güldal’ın üstlendiği “İstediğimiz Şeyler”in gizli kahramanı… Oyun Alanı, oyuna dair, bir de video çekmiş ve internete yüklemiş. Bilahare bakarsınız, modern hayatta, kendini geliştirme seansları veren Dr. Mucize, neyin kafasında diye!
‘İSTEDİĞİMİZ ŞEYLER’İN GURUSU DR. MUCİZE
Gelelim, ‘İstediğimiz Şeyler’in hikâyesinin rengine… Üç erkek kardeş, üç ayrı hayat, aynı evi paylaşırsa ne olur?! Biri; aşk sarhoşluğundan yeni çıkmış-terk edilmiş âşık, diğeri; alkolik ve tembel, bir diğeri ise; kendini hayat gurusu ilan eden Doktor Mucize’ye adamış, bay mantıklı… Evi terk etmiş bir baba ve onun peşinden, şu anda yaşadıkları evin penceresinden atlayarak intihar etmiş bir annenin gölgesinde, kendi hayatlarını anlamlandırmaya, kısaca dünyalarını yerli yerine koymaya çalışan üç kardeş. Her şey olması gerektiği gibidir; dünya döner ve yaşam devam eder. Ama bir gün, hayatlarına giren, genç ve güzel Stella ile her şey değişir.
Hani yazının başında, her hikâye sonunda, masal olur demiştik ya, işte bu anlatının sonu da ‘mutlu’ veya ‘mutsuz’ olarak bitmiyor; ‘Mutlu mu’ ya da ‘huzurlu mu’ diye bitiyor?! Bu seçimi, sizin balata ayarınıza bırakıyorum, seyredip de cevvallenin diye! Ama bence, olması gerektiği gibi bitiyor tüm hikâyeler – masallar; tıpkı hayat gibi! Hatta öyle olması gerektiği gibi ki; tüm oyun boyunca kurduğum yakınlık, sonunda kıvamında bir tebessüme dönüşüyor yüzümde. Bu bakımdan da Oyun Alanı’nın ayarına, eyvallah!
Peki oyunun minvalinde, siz kendi masalınızın sonunda ne olsun isterdiniz; Huzur mu, mutluluk mu?! Yoksa, ortaya karışık mevzuları mı?!
SIRF YAZABİLİDĞİM İÇİN YAZARIM
Kutay Kunt, Caner Erdem, Mehmet Okuroğlu ve Aybike Turan’ın rol aldığı, İstediğimiz Şeyler’in arka cephesinde ise; reji asistanı ve afiş tasarımı Deren Baybars Canver, dekor tasarımı Gülçin Tarcan, ışık ve fotoğraflar Mert Özkan, teknik ekip ise Manolya Özvar, Barış Taçyıldız ve Yiğit Can Ermer’e ait. Metin, reji, çeviri, oyunculuklar, sahne tasarımı, geçişler ve en önemlisi vermeye çalıştığı alemi; Hepsini yerli yerinde, olması gerektiği gibi bulduğumu belirtmeliyim. (Es notu: Bu çemberde dolanan Oyun Alanı’nın bundan sonraki oyunlarını heyecanla beklemekteyim. Daha da çoğalarak karşımızda olmaları, naçizane dileğim!)
“Amaç; yazmaktır. Amaç; dünyayı değiştireceğine dair bir iki kadeh tokuşturmaktır. Amaç; amacını eninde sonunda aşacaktır. Sırf yazabildiğim için; yazarım. Böyle bir becerim olduğundan değil…” diyen Cevdet Canver’e, 2007 yılında, Faruk Barman, Oray Çiftliklioğlu, Serkan Üstüner ve Evren Tamkafa ile birlikte kurduğu Tiyatro Gramofon’dan aşina olabilirsiniz. Gramofon, 2007-2010 sezonu arasında, tiyatro tutkunlarıyla buluşmuş ve serüvenine son vermiş. İşte bu ekibin, kafası şahane adamları dağılışmış ama başka cephelerde, pek şukela işlere imza atmışlar. Canver de onlardan bir tanesi. Oyun öncesi kelama düştüğümüz Cevdet Canver, gani muhabbetiyle beyin patlangaçlarına, derin oksijen aldırıyor; oyuna ısındırma olur niyetine, muhabbetten ortaya saçılanlar böyle…
KARTPOSTALLARDAN EZBERLEDİĞİMİZ…
Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler lisansı, aynı zamanda yarı zamanlı İstanbul Üniversitesi’nde müzikal okuyan, onun üzerine de Sinema TV masteri yapan Cevdet Canver, 2005’te de profesyonel tiyatro yapmaya başlamış. Başkent Asem Tiyatro’dan gelen Canver, şimdilerde Bahçeşehir Üniversitesi’nde tiyatro eğitimi veriyor. Tiyatroda söylemek – anlatmak istediğiniz, kısaca derdiniz nedir(?) diye sorduğumda; “Açıkçası, biz modern ve apolitik bir yüzyılda yaşıyoruz. Bizim neslimiz ve bizden sonrakiler ne yazık ki daha da şansızız diye düşünüyorum. Ben, büyük büyük laflar etmekten pek hoşlanmıyorum. Zaten bu büyük laflara da insanların tahammülü kalmadı artık. Bizim oyunumuzu seyrettiğinizde de göreceksiniz, biz de tam böylesine bir hikâyeden bahsediyoruz: Büyük ya da süslü laflar etmenin ne kadar gereksiz olduğu… Oyunda bir replikte; “Hep, birbirimize kartpostallardaki ezberlediğimiz cümleleri söyleyerek mi geçireceğiz zamanı?!” diyor. Biz de bu kotada, Oyun Alanı olarak anlatılmaya değer bir hikâye bulduk. ‘İstediğimiz Şeyler’de; ajitasyondan uzak, naif ve eğlenceli bir hikaye anlatıyoruz. Komedi seviyorum ama öyle kahkahalarla gülünesi değil, insanların eğlenmesinden hoşlanıyorum ben. Kısaca, gülmecesi çok tadında ve dozunda bir oyunla karşınızdayız” diye cevaplıyor… Bizde muhabbet devam modunda sürüyor, ekip ikinci oyunlarını sahnelediğinde, bu sahadan daha detaylı dökülürüz nasılsa ama tiyatro için söylediği son cümle, bugünün son kelamı olsun, hatta mottosu kıvamında; “Sadece tiyatro yapan kişiler, birbirlerinin oyununa gitse-gidebilse, bütün sezon full geçer.” Doğru söze ne hacet!
Bu arada unuttum sanmayın – reca edicem; Ey, kafası her bölgede, her insanda, pek heyecanlı, pek şukela atan, muhabbeti gani okur, seçiminizi yapabildiniz mi?! Mutluluk mu? Huzur mu?!
O vakit, haydin selametle! ‘İstediğimiz Şeyler’i, Asmalı Sahne seyretmek için iletişim: Tel: (212 293 18 35 / 532 684 32 03)