Kurbağalara bakmaktan geliyorum!
Bu yılın başında kurulan Duande’nin ilk oyunu, Edip Cansever’in Çağrılmayan Yakup’u… Ben de merak ettim, bu Yakup’u ayaklandıran kimlerdir diye, işte ortaya çıkanlar!
“Kurbağalara bakmaktan geliyorum, dedi Yakup / Bunu kendine üç kere söyledi / Onlar ki kalabalıktılar, kurbağalar / O kadar çoktular ki, doğrusu ben şaşırdım / Ben, yani Yakup, her türlü çağrılmanın olağan şekli / Daha hiç çağrılmadım / Biri olsun ‘Yakup!’ diye seslenmedi hiç / Yakup! / Diye seslenmedi ki, dönüp arkama bakayım /… Ve biraz hiç çağrılmamaktan yapılmış Yakup / Uyumak istiyorum / Ve sabah bunları bir bir kendime anlatacağım / Yakup’un gene bir yokluğa doğru büyüyen içinde.” Diyor en üstatlarımdan Edip Cansever, Çağrılmayan Yakup adlı şiirinde…
Şimdi, üstadın ‘Çağrılmayan Yakup’u, tiyatro sahnesinden ses veriyor. Bu şahane şiiri tiyatrolaştıransa Duande… Şairin kurduğu imgeleri ve şairin yarattığı Yakup karakterini hareket ettiren, bu yılın başında kurulan Duande; Gizem Tataroğlu ve İpek Taşdan’dan oluşuyor. Bu ismiyle müstesna tiyatronun, kimler olduğunu, nasıl oluştuğunu merak ettim ve sordum. İşte yanıtları…
DUANDE YORUMUYLA “ÇAĞIRILMAYAN YAKUP”
*Duande, kimlerden oluştu ve nasıl yaratıldı?
Gizem Tataroğlu: Bu yıl seyircisi karşısına çıkan yeni bir tiyatroyuz. İki kişilik bir oluşumuz. İlk oyunumuz da, sizin seyrettiğiniz ve bizim ikinci kez sahnelediğimiz, Edip Cansever’in eseri, ‘Çağrılmayan Yakup’. 10 yıl önce, Güzel Sanatlar Lisesi Tiyatro Bölümü’nde tanıştık. Liseden mezun olduğumuz yıl, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Ana Sanat Dalı Bölümü’nü birlikte kazandık. Konservatuardayken tiyatro ile ilgili görüşlerimizi paylaşırdık hep. Birlikte çalışmalar yapardık. Bu paylaşımlar zamanla yolumuzu belirledi ve bu yolda birlikte olmaya karar verdik.
*Sanat dert edinir, efkar dağıtır yahut efkarlandırır şiarından hareketle, Duande’nin derdi nedir? Kısaca siz, neyin peşindesiniz?
İpek Taşdan: Uzun bir zamandır, gösterim kaygısı gütmeden, başta oyunculuk olmak üzere farklı disiplinlerle ilgili araştırmalar yapabileceğimiz bir atölyeye sahip olmak istiyorduk. Şimdilik olmadı… Bizim için öncelik; göstermekten önce kendi yolculuğumuz. Bize, varoluş çabamızda, bir tamamlayıcı veya yontucu olabilecek eserlerle ilgileniyoruz.
Gizem Tataroğlu: Araştırma ve çalışma kısmı, bizim önceliğimiz. Yetiştirme kaygısı olmadan, her projede çıkacağımız yolculuk ve bu yolculukta yaşayacağımız deneyimler önemli. Mesela ilk projemiz olan Çağrılmayan Yakup’ta; şiirin ritmine sadık kalarak, şairin kurduğu imgeleri araştırdık. Bu araştırma sürecimizi ve deneyimlerimizi, yazılı bir kaynak haline getirmek ise diğer bir hedefimiz. Bu süreç bütün projelerimiz için geçerli.
KURBAĞALAR ASLINDA HER YERDELER
*Duande’nin size düşen manası nedir?
Duende sözcüğüyle; Lorca’nın ‘Duende Kuramı’ başlıklı konferans metnini okuyunca tanıştık. Duende, gerçeküstü bir kavram. Folklora göre, kimi evlerde yaşadığı söylenen, gürültü ve karışıklığa yol açan cindir. Lorca’ya göre ‘bu karanlık sesler, hepimizin bildiği, kimsenin çözemediği ve sanatın özünü barındıran muammadır, köktür.’ Halktan bir İspanyol’un ifadesi olan, ‘karanlık sesler’den Pagani’ni bağlamında, ‘duende’yi tarif eden Goethe’de söz etmiştir; Herkesin hissettiği, hiçbir filozofun açıklayamadığı esrarengiz güç. Kısaca; duende çaba değil, güçtür; düşünce değil kavgadır. Yaşlı bir gitar ustası, ‘Duende gırtlakta bulunmaz; ayak tabanlarından yukarıya doğu, içeriden yükselir’ demişti. Yani duende yeti değil, hakiki ve canlı bir üsluptur; kişinin kanında mevcuttur; çok köklü bir kültürden ve aynı zamanda, yaratı eyleminden kaynaklanır.
*Neden Edip Cansever ve onun diğer eserlerinden biri değil de Çağrılmayan Yakup?
İpek Taşdan: Okuduğum andan itibaren, Yakup’un hareket etmesini ve şiirde derinleşmek istedim. İnsanların gözlerine bakarak, Yakup’u konuşmak… Metinde yer alan ‘kurbağalar’ çok önemliydi benim için. Çünkü kurbağalar devamlı bağırırlar, sürü halinde yaşarlar, yapışkan ve yeşildirler. Aslında her yerdedirler onlar. Hep çevremizde zıplayan ve bağıran bir kurbağa vardır. Olmaz diyen, yasak eden ve engellemeye çalışan.
OLMAZ DEDİ MÜBAŞİR KILIKLI KURBAĞANIN BİRİ
*Tam da üstadın bir şiirinden, bir bölüm yasaklanmışken, buna istinaden söyleyebileceğiniz?
İpek Taşdan: Bize düşmez. Edip Cansever cevap versin onlara: “Ne çıkar siz bizi anlamasanız da / Evet, siz bizi anlamasanız da ne çıkar / Eh, yani ne çıkar siz bizi anlamasanız da .” Ya da “Olmaz dedi Mübaşir kılıklı kurbağanın biri…”
*Şiiri metinleştirip, sahneye hazırlarken yararlandığınız efsun yahut açık adres neresiydi? Sahne arkasında kimler var?
Gizem Tataroğlu: Rene Magritte’in tabloları özelikle ‘red model’ tablosu bizi çok etkiledi. Ve bizde metinle ilgili çok fazla çağrışım uyandırdı. Irvin D. Yalom’un ‘Varoluşçu Psikoterapi’ adlı kitabında, üzerinde durduğu ‘var olmayı düşünme’ ve ‘var olmayı unutma’ durumları büyük bir kapı açtı önümüzde. Tabii ki Cansever’in şiirleri özellikle; Salıncak, Cadı Ağacı, Otel ve Pesüs.
İpek Taşdan: Çok güzel insanlarla çalıştık; sanat danışmanlığımızı Selim Can Yalçın, kostüm tasarımımızı
İlayda Saran, ışık tasarımımızı ise Hasan Demir üstlendi. Asistanımız Eylül Güntekin’di. Hep birlikte koşturduk her şeye. O yüzden bu dört insana, bize verdiği emekten ve sevgiden ötürü teşekkür etmek istiyoruz. Ayrıca oyun fotoğraflarımızı çeken Tara Demir ve afişimizi hazırlayan Özlem Öçalmaz’a da teşekkür etmek istiyoruz buradan bir kez daha.
YAKUP’UN KAFASINI KOYDUĞU TAŞLAR
*Oyundaki çakıl taşlarının sırrı nedir? Neden çakıl taşları?
İpek Taşdan: Çakıl taşları düşünüp, bulduğumuz bir malzeme değil. Provanın ilk günü aldım cebime taşları geldim. Şiiri ilk okuduğumda aldığım notlar; ‘Yakup’un cebindeki taşlar, Yakup’un kafasını koyduğu taşlar.’
Gizem Tataroğlu: Taş sonsuzluk anlamına gelmekte. Antik çağlarda, mezar taşı yoktu ve mezarlar, taş yığınlarıyla örtülmekteydi. Böylece taş bırakan kişi, mezarı tazelemiş olmaktaydı... Ki şiirin içinde de, eski ahitten bir sürü gönderme yer alıyor. Taş metnin, kendi dekoru aslında.
* Böylesine algı kapıları ağır bir şiiri bilerek mi yorumsuz ve sade bir yol üzerinden sahneye taşıdınız?
Gizem Tataroğlu: Metin üzerine ilave bir yorum katmadık veya metni bir yöne doğru çekmeye çalışmadık. Bu anlamda, yorumsuz kelimesi doğru olabilir. Biz metnin dünyasına sadık kalarak ve kendi içinde barındırmış olduğu dekoru ortaya çıkarak yalın sahneleme tercih ettik. Metin kendi içerisinde çok güçlü imgeler ve durumlar taşıyor zaten…
YENİ SEZONDA CANSEVER’DEN TRAGEDYALAR
*Turne var mı? Gelecek sezon bu oyunun yanında sahnelemeyi düşündüğünüz yeni bir oyun var mı?
Gizem Tataroğlu: İlk turnemizi temmuz ayında, Şirince’deki Tiyatro Medresesi’nde yapacağız. Gelecek sezon, Çağrılmayan Yakup oynanmaya devam edecek. Önümüzdeki sezon, yine Edip Cansever’in ‘Tragedyalar’ını çalışmaya başlayacağız. Diğer yandan Chagall’in tabloları ilgili görsel bir hikaye oluşturmak gibi bir hedefim var ve üzerinde çalıştığım Carl Gustav Jung’dan hareketle bir araştırma ve üretme sürecine gireceğiz.
İpek Taşdan: Önümüzdeki iki sezon için projelerimiz şimdiden belli gibi. Görünürde planlı programlı gitmeyi hedefliyoruz. Yazmakta olduğum Nilgün Marmara’nın ve Isadora Duncan’ın hayatını sahneleyeceğiz. Gizem’in, Çağrılmayan Yakup sürecinde oluşturduğu ve oluşturmaya devam ettiği oyunculuk egzersizleriyle zamanla kendi üretme biçimimize, açıkçası üretimimizin özüne ulaşmak istiyoruz.
TİCARİ YAPILMIŞ BİR SÜRÜ ÇOCUK OYUNU VAR
*Tiyatronun bugünkü hali ve yasaklamalar hakkında ne düşünüyorsunuz? Genç ve yeni kurulan bir ekip olarak siz, gücünüzü ve dayanağınızı nereden alacaksınız, alıyorsunuz?
Gizem Tataroğlu: Tiyatronun bugünkü hali, çok iç içe geliyor bana. Bu amatör ve profesyonelin iç içe olmasıyla ve yapılan işin ikisini de barındırmasıyla ilgili bir durum aslında. Bir yandan bu işin mafyaları var ortada. Örneğin çocuk tiyatrosuna baktığımızda, sadece ticari amaçla kurulmuş ve içeriği boş hatta sakıncalı olan bir sürü tiyatro ile karşılaşabiliyoruz. Bir denetim söz konusu değil. Sadece para kazanma gayesiyle pedagojik formasyonlara uygun olmayan çocuk oyunlarıyla dolu ülkemiz. Diğer taraftan çok fazla genç tiyatro topluluğunun kuruluyor olması, kurumlardan ziyade, kendi alanlarını oluşturmak istiyor olmaları, çok umut verici bir durum. Bundan 10 yıl sonrası için durum ne olursa olsun, kendi nefes alabilecekleri mekanlarda, üretim yapabiliyor olmaları/olmamız, bir kuruma muhtaç olmamak çok önemli.
İpek Taşdan: Üstelik kendine alan açan insanlar çok gençler. Bu yasaklamalara gerekli tepkiyi, o çok büyük yazar-yönetmen-oyuncu kişilerin vermesini bekliyorduk. Olmadı… Gücümüzü, bu işi yapma isteğimizden alıyoruz. Eğer maddi anlamda soruyorsanız da, hiçbir kurum veya kişi tarafından maddi destek almıyoruz. Biz de boyuna kurbağalara bakmaktan geliyoruz aslında. Aç gözlü, mor kurbağalara...
MUTSUZLUK DA BİR GELİŞMEDİR
*Bu da önemli, bunu da paylaşmak istiyorum dediğiniz bir şey varsa, tiyatroya, hayata, dünyaya dair?
Yine başka bir üstat cevap versin o zaman… Oruç Aruoba: “ Hangi yöne yönelirsen yönel / Yolun ulaşacağı bir yer vardır / -ve hangi yere varırsan var / Çıkabileceğin yeni bir yol / Yönelebileceğin yeni bir yön…”
İçimden geldi notu: Oyunu; 24 Nisan, 3-14 Mayıs Hayal Perdesi’nde, saat 20.00’de; 23-30 Nisan Kast Sahnesi’nde, (Kadıköy) saat 20.30’da; 16 Mayıs’ta ise Kargart’ta seyredebilirsiniz. Bilgi için: 0555 211 83 68
O vakit bu haftaya merhabamızı da yine üstadın başka bir şahaneliğiyle verelim… Başlangıcı benden, devamı sizden olsun niyetine! “Boşversene sen, niye beklemeli / sıktı artık bu kent beni / çekip gitmeliyim hiç düşünmeden / bulmalıyım aradığım o yeri / şiirmiş, bilgelikmiş her neyse / ne varsa benden kalsın geride / kalsın o yalanlar, o yalan ilişkiler de / ve ölümler ki sevdanın ikiz doğurduğu / yetsin, taşımak istemiyorum hiçbirini yedeğimde… / öğrendim öğrenmesine, mutsuzluk da bir gelişmedir…”