Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        BETÜL MEMİŞ / memisbetul@gmail.com

        “Akrep gibisin kardeşim / korkak bir karanlık içindesin akrep gibi / serçe gibisin kardeşim / serçenin telaşı içindesin / midye gibisin kardeşim / midye gibi kapalı, rahat / ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim / bir değil / beş değil / yüz milyonlarlasın maalesef / koyun gibisin kardeşim / gocuklu celep kaldırınca sopasını / sürüye katılıverirsin hemen / ve adeta mağrur, koşarsın salhaneye / dünyanın en tuhaf mahlukusun yani / hani şu derya içre olup deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf / ve bu dünyada, bu zulüm senin sayende / ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer / ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak kabahat senin / -demeğe de dilim varmıyor ama- / kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!”

        En üstadım Nâzım Hikmet Ran’ın en sevdiğim şiirlerinden… Nâzım’ın şiirlerinden biri yahut bir dizesi, bir vakitler, bir yerde, muhakkak bir durumunuza tercüman olmuştur ve size başka diyarların kapısını aralamıştır. Kısaca, birçoğumuzun Nâzım’la ilgili bir hikayesi vardır; tebessüm ettiren ya da hüzne düşüren! Bugüne kadar beyazperde, tiyatro ve kitaplara fon ya da başrol olan Nâzım, şimdi yeniden bir ustanın kadrajında bizlere sesleniyor.

        DÜNYANIN EN TUHAF MAHLUKU

        Bu minvalde de kaleme alırken bu yazıyı, biraz hüzünlü ama çokça güzelim… Ayrıca ne objektifim, ne de kayıranım, sadece birazdan vereceğim rotada, 90 dakika, serpme efkarlardan sıyrılıp; aklanın, paklanın ve nefes almanın tadını çıkarın istiyorum, naçizane! Ustayı sevenlerden yahut fazlasıyla romantik bulanlardan da olabilirsiniz, lakin şurası bir gerçek ki; ademoğlunu, en iyi tasvir edenlerdendir kendisi, hem de öyle beylik cümlelere sıkıştırıp değil, dosdoğru, yüzüne yüzüne… Ki şu tanımı, tüm dilemmalara cevap niteliğindedir: “Dünyanın en tuhaf mahlukusun…” Paralel evrenlerin geçişlerinde sıkıntılarını yaşayaduran bu evrenin en tuhaf mahluku / insan: Eylül’ün son haftasına Nâzım ustayla başlarsa, hemen pes etmez mahlasında, döşüyorum Nâzımlı güzergahı, reca edicem, ajandaya not alınız!

        DOSTLAR TİYATROSU’NUN YENİ ADRESİ ALİ PAŞA HAN

        Geçtiğimiz sezonun, keşiflerinden ve gezi koşturmalarından bir türlü görmenin nasip olmadığı ve gidenlerin anlata anlata bitiremediği, üstat Genco Erkal’ın, Nâzım Hikmet tutkusunun yeni seyirliği “Yaşamaya Dair – Bursa Cezaevi’nden Mektuplar”, bu sezonun tiyatro adresinde, ikinci merhabası bana. Hem de ne merhaba! Hem bu müzikli gösterinin Genco Erkal ve Tülay Günal yorumu, hem de Dostlar Tiyatrosu’nun yeni adresinin mistik atmosferi, anlatılamaz da yaşanılır türden. Malum tiyatro mekanları, bir bir dönüşüm-değişim adı altında, ekonomik şartların boyunduruğunda can çekişirken, Genco Hoca, 23 yıldır perde açtığı Beyoğlu/Muammer Karaca Tiyatrosu’ndan ayrılmak durumunda kalmıştı. Akabinde de adresini dededen yadigar, Eminönü’nde konuşlanan, 18. yüzyıldan kalma, iki katlı, tarihi Ali Paşa Han’a taşımıştı. (Erken içimden geldi notu: Devlet erkanının, her zaman neden ve sebep ilişkisi elzemdir, bu kadrajda da lâl oldum, devam!) Genco Hoca’nın uyarlaması, genç mimar Selen Erkal’ın tasarımı ve uygulamasıyla 185 kişilik açık hava tiyatrosu haline gelen hanın, doğal dekoru içinde oynanmakta. Asıl şahane olansa, tüm aksilik ve saçmalıkların yamacında, en mükemmelinden bir tiyatro sahnemiz oldu; hem de tarihi bir avludan ses verip de duvarlarında yüzlerce hikayenin tebessüm ettiği. (Naçizane yapıya dair kelam etmek istediğim tek nokta; hanın dokusuna ters bulduğum lavoboları. Bence tarihi yapıya uygun olmamış, sponsorun dikkatine!) Ayrıca, üniversite yıllarımın kendi halinde Eminönü-Beyazıt insanları, şimdilerde esnafı da dahil tiyatro tutkunlarını ağırlarken daha bir misafirperver olmuş; eyvallah! Sadece ticaret, alışveriş seslerinin yükseldiği sokak, gecenin bir vakti şenlenmiş o derece!

        YAŞAMAYA DAİR / BURSA CEZAEVİ’NDEN MEKTUPLAR

        Genco Erkal’ın, Nâzım’ın 50. ölüm yıldönümü nedeniyle bir metronom titizliğiyle kurguladığı ve ince detayların çemberinde yönettiği, ozanın Bursa Cezaevi’ndeki yaşamını, eşi Piraye’ye olan tutkusunu anlatan, giderek sürgün yıllarına ve vatan hasretine odaklanan kolaj, şu her şeyi, her şey sandığımız küçük dünyalarımızda, geleceğe dair temiz bir ışık niteliğinde. Genco Hoca, seyirliği sadece hanın avlusuna oturtmamış, iki katı da içine alan, pencereleri ve kapıları da oyuna eş ederek; hanın kemerlerinden asma yapraklarının sarkıtıldığı aralıkları ve sütunları da kullanmış. Adeta bu yaş/almış ama eskimemiş tarihi hana, Nâzım’ın derin nefesini üflemiş. Gökyüzünden üstümüze perde olan yıldızların yamacında, Yüksel Aymaz’ın ışık tasarımını çok başarılı buldum. Bence hanın, tüm ihtişamını, Nâzım’ın sahici kelimelerinin arasında, derin griftler yapmış ışık oyunlarıyla. Bu da hikayeyi, kısaca Nâzım ve Piraye’yi karşımızdaymış hissinden çıkarıp, direk cana gelmesini sağlamış. Piyano ve viyolonsel eşliğinde sahnelenen oyunda; Fazıl Say, Zülfü Livaneli, Cem Karaca, Tarık Öcal, Edip Akbayram, Tolga Çebi, Nadir Göktürk ve Timur Selçuk gibi usta bestecilerin, Nâzım şarkıları da seslendiriliyor. Oyunun kostüm tasarımını Özlem Kaya, koreografisini ise Sernaz Demirel üstleniyor. Yiğit Özatalay'ın piyanosuyla, Deniz Doğangül'ün de viyolonseliyle şarkılara eşlik ettiği oyun, her sahnelenişinde, neden ayakta alkışlanıyor’un karşılığının sadece görünen bir yüzü. Bu yürekten oluşturulan emek, takdire şayan.

        NAZIM VE PİRAYE: GENCO ERKAL VE TÜLAY GÜNAL

        Gelelim Nâzım ve Piraye’ye can veren muhteşem ikiliye; Genco Erkal ve Tülay Günal. İkisi de öyle pürüzsüz ve öylesine güzel bir uyum yakalamışlar ki, bir tiyatro izleği olarak bütün bir gece seyretsem, asla ‘bitsin artık’ olmazdım. Dostlar Tiyatrosu kadrajında, Genco Hoca ve Tülay Günal’ı, öncesinde ‘Ben Bertolt Brecht’te seyretmiştim ve yarattıkları enerji, hâlâ hafızamda en temizinden. İkili bu enerjilerini burada da perçinlemişler. Daha öncesinde Dot, Oyun Atölyesi ve Talimhane Tiyatroları’nda seyrine daldığım Tülay Günal’ın sesi ve oyunculuğunun tek kelime ile bende karşılığı, doğal olması, öyle ki; insanı kendine kitleyen bir havası var. Üstada ise bi şey diyemiyorum zira Genco Hoca, tecrübenin yetenekle ortaya çıkardığı bir ruha sahip. Tüm üstlendiği rollerde, fiziksel hemhalinin ötesinde, ruhuyla sahnede… Ve o inandığı tiyatro aşkı, inandığı Nâzım’la bütünleşince, ortaya en temizinden bir Nâzım Hikmet’e saygı duruşu çıkarmış. Ki ben de tüm ekibin huzurunda, saygıyla eğiliyorum, bizlerin 2013 algısını, Nâzım’la yeniden açtıkları için.

        Ayrılırken huzurlarınızdan, bugünün vedasını da ustanın satırlarıyla vermek istiyorum; haydin selametle! “Korkunç ellerinle bastırıp yaranı / dudaklarını kanatarak / dayanılmakta ağrıya / şimdi çıplak ve merhametsiz bir çığlık oldu ümit / ve zafer artık hiçbir şeyi affetmeyecek kadar / tırnakla sökülüp koparılacaktır.”

        Detaylı bilgi için: www.dostlartiyatrosu.com / Tel: 212 519 00 27

        Diğer Yazılar