ÇOCUKLARDA GiRiŞKENLiK, ÇEKiNGENLiK MiZAÇTAN MI EĞiTiMDEN Mi ?
PEK nadir mümkün olduğu üzere lise arkadaşlarımla buluştuk geçenlerde; aramızda çocuklular da var çocuksuzlar da... Çocuklar hakkında konuşuyoruz sık sık olduğu gibi. Çocuksuz arkadaşlarımdan biri "Sen mesafeli yetiştirdin Uzay'ı diyor; oynarken kucağıma almak istediğimde 'Bırak, dikkatini dağıtma' dedin, çocuk da böyle oldu". Arkadaşım bu konuda daha öncede düşünmüş belli...
Öyle mi yaptım gerçekten? Uzay bebekliğinden beri yabancılara karşı temkinlidir; iyice tanıyıp güvenmeden onlarla etkileşime geçmez. Aynı şekilde kendi izin verdiği birkaç kişi haricinde dokunulmayı, öpülmeyi sevmez. Sokakta biri başını okşasa kendi başına vurur ve onu savuşturmaya çalışır... En yakın akrabalarımız dahi olsa, onun günlük hayatında sık sık görüşmediği insanlara yanaşmaz. Bunları ben mi yaptım? Ya da bu kötü bir şey mi diye düşündüm bu konuşmadan sonra. Bana kalırsa bu temkinli duruş Uzay'ın mizacından kaynaklanıyor. Ben de öyleyimdir. Çabuk güvenmem, çabuk kaynaşmam. Bu düşüncelerin üzerine çocuklarda mizaç konusunda çalışmaları olduğunu bildiğim bir uzmana, Koç Üniversitesi Çocuk ve Aile Çalışmaları Laboratuvarı Direktörü Doç. Dr. Bilge Yağmurlu'ya yönelttim sorularımı.
Hem biyoloji hem de çevre etkisi
Çocukların aile dışından olan kişilere karşı tavrı mizaç özelliği midir yoksa eğitimle mi olur?
Her ikisi de doğru. Mizacın farklı boyutları vardır. Bazıları daha biyolojik temellidir. Diğerleri biyolojik temelli olmakla birlikte çevrenin etkisine daha açıktır. Mesela tepkisel olmak (bazı çocuk kolay üzülür, kızar), aktivite düzeyi (bazı çocuk hareketlidir, bazısı yerinden az kalkar), çekingenlik-sosyallik bunlar daha biyolojik kökenlidir.
Bir de mizacın regülasyon boyutu vardır. Buna İngilizce'de effortful control denilir, yani otomatik değildir bu. Kişinin çabası ile gösterdiği regülasyondur. Bunun da biyololik boyutu vardır ama çevreden çokça etkilenir bu boyut. Eğitime cevap veren regülasyon boyutudur. Anne-babaların çocuk yetiştirme davranışlarının sert olması (özellikle fiziksel ceza için geçerli bu, dayak, çok bağırma vb.) regülasyona olumsuz etki yapar. Tam tersine sıcak ve çocuğun özelliklerine duyarlı ebeveynlik regülasyona olumlu etki yapar.
Örnek olarak: Kimi çocuk yabancılarla iletişimde daha az çekinik davranır, kimi çocuk sevilmeyi, okşanmayı kabul eder ama kimisi yakından tanıyıp güvenmeden buna izin vermez.
■ Bu kişilik özelliği midir, yoksa annenin tavrından mı etkilenir?
Bu mizaç özelliğidir. Kişilikten ergenlikten önce söz etmeyiz. Sokulgan, sıcakkanlı olmak,
sosyal olmak veya tam tersi çekingen, ürkek, utangaç olmak mizaç özelliğidir. Ama tanıyıp güvenmeden sevilip okşanmaya izin vermemekte bir eğitim boyutu var. Anne bu konuda
çocuğu tembihlediyse, sıcakkanlı çocuk da bu okşanıp sevilmeye olumlu tepki vermez. Sıcakkanlı çocuklar daha girişkenlerdir ve istemedikleri bir şeyi daha rahat ifade edebilirler. Utangaç, ürkek çocuk istemediği bir konu olduğunda bunu söylemeye çekinebilir. Bu biraz anne-babaların çocuk yetiştirme eğilimlerinin "iyi davranışlı, saygılı" çocuk yetiştirmeye yaptığı vurgu ile ilgili. Yani bu mizaç ile alakalı gibi olmakla birlikte, ondan öte bir sosyalleştirme boyutu var.
■ Sokakta kafasını tanımadığı biri okşadığında rahatsız olan çocuk yabani midir?
Değildir. Kim tanımadığı biri tarafından okşanmak ister ki? Burada konusu: Tanımadığın kişiyi annen-baban çok iyi tanıyor ve seviyor sinyalini alıyor mu çocuk. Bu bilgi, bu ipuçlarını alıyor mu? O zaman bu adam güvenilecek biri. Güvenilecek biri olduğu halde, çocuk bundan hoşlanmıyor olabilir, orada işte hem mizaç vardır, hem de yukarıda sözünü ettiğim büyüklere saygılı davranma konusu.
Bu arada mesela algısal duyarlılık diye bir mizaç boyutu da vardır. Bazı çocuk ses-ton-renk-ışık vb. farklılıklara daha duyarlıdır. Bazıları mesela batan kumaşları giyemez, etiketten rahatsız olur. Bunlar fizyolojik kökenli özelliklerdir ve doğuştan geldiği için mizacın parçasıdır. Algısal duyarlılığı yüksek olan çocuk daha tepkisel olacak diye bir şey yok ama. Bunlar ayrı boyutlardır. Algısal duyarlığı yüksek ama kolay sinirlenmeyen bir çocuk olabilir. Mizaç özelliklerinin kombinasyonları ilginçtir. Dolayısıyla tek başına olan etkilerini anlamak çok güçtür.
ÇOCUĞUN mahrem alanı
ÇOK geniş bir konu elbette. Lakin Yağmurlu'nun cevapları her çocuğun kendinden gelen özellikleri ve çevresinden edindiği bilgilerin sosyalleşme davranışında belirleyici olduğu yönünde. Yani Uzay'ın 'yabaniliğinin' yarısının sorumlusu bensem yarısı kendi tercihi...
Uzun uzun düşündükten sonra bu konuda hiç de dertli olmadığıma karar verdim. Uzay'da bunun aksi bir kişilik özelliği olsaydı: "Yabancılarla bir yere gitme, sana bir şey verirlerse alma" vs. gibi düşünmesi hiç de hoşa gitmeyen olasılıklarla ilgili tembihler etmek zorunda kalacaktım. Ben bunu şimdiye kadar hiç yapmadım. Zaten gitmeyeceğini bildim hep.
Bir de işin cinsel eğitimle ilgili boyutu var. Çocuklarda cinsel eğitim ile ilgili HTHayat Aile Okulu'nun yaptığı ilk seminerde Iraz Toros Sumanın şöyle demişti:
Çocuk öpülmek istemediğini belli ederken ebeveynin "Bırak da teyze bir kerecik öpsün seni" şeklinde müdahil olması onun mahrem alanına saygısızlık anlamına geliyor. Çocuk bu davranıştan "Benim öpülüyor olmam yetişkinlerin kararı" sonucunu çıkarıyor. İşte bu da ilerleyen kendi "hayır"larını dilediği gibi ifade edemeyen insanların yetişmesine sebep oluyor.
Sevgiyi ifade etmenin FARKLI YOLLARI
SEVGİ, ilgi ve şefkat herkesin sözlüğünde başka türlü tanımlanmıştır muhakkak ki. Kimi sevmeyi ille de kucağına oturup okşamak gibi düşünürken kimi sevgisini günde bir kere telefon ederek gösterdiğini düşünür... Biz yetişkinlerde bu ifade çok daha komplike lakin söz konusu çocuklar olunca onlara sevgiyi göstermenin ve bunu doğru algılamalarının garantili bir yolu var: Oyun. Çocuklar "Hadi oyun oynayalım" diyen kişiye, "Hadi gel seni öpeyim" diyen kişiden çok daha olumlu tepki gösteriyorlar. Ve ancak bu şekilde kişilerle yakın iletişime geçiyorlar. Tecrübeyle sabit.
Uzay'ın Kitaplığı
Kaplanı Eğiten Fare
KÜÇÜK Fare Bidi büyükanne ve büyükbabasıyla bir çiftlikte yaşarmış. En büyük hayali bir kaplan terbiyecisi olmakmış. Eh, çiftlikte kaplan ne gezer. Bidi odasının duvarlarını, hayallerini hep kaplanlarla süslermiş. Bir gün yaşadıkları kasabaya bir sirk gelmiş. Henüz sirk kurulamadan kaplanın kaçtığı haberi yayılmış. İşte bu küçük fare için bulunmaz bir fırsatmış... Feridun Oral'ın yazıp resimlediği "Küçük Fare Bidi" çok eğlenceli bir kitap. Resimleri renkli ve sade, yazıları az, hikayesi şaşırtıcı... Akıl ebatta değil baştadır diyor, Bidi bize... YKY
- Kronik hastalıkların asıl kaynağı...6 yıl önce
- Can sıkıntısı tarihe karışırken6 yıl önce
- 'Yolumuz eğitim yolu sevgi yolu...'6 yıl önce
- Daniel Siegel 'Farkındalığın bilimi'ni öğretmeye geliyor6 yıl önce
- Kitap dünyasında ne var ne yok?6 yıl önce
- Öğretmen robotlara 5 kala...6 yıl önce
- Teknolojik okuryazarlık artık 0-2 yaştan başlıyor6 yıl önce
- 'Fark yaratan ebeveynler' ile daha iyi bir gelecek mümkün mü?6 yıl önce
- 'Kek yapmak da matematiğe dahil'6 yıl önce
- Var olan annenin yokluğu6 yıl önce