Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

 

GELECEK çok çabuk gelen bir şey. Önce hikâyelerde, fantastik filmlerde başlıyor. Biz henüz mutfak robotunu kullanmaya alışmışken, kendi kendine evi süpüren süpürgelere hayret ederken bir bakıyoruz ki robotlar sağlık, eğitim gibi sektörlerde kullanılmaya başlanmış: İnsansı robotlar. İki ayak üzerinde duran, metalik de olsa sesi çıkan, çocuklara kitap okurken, hastalara oda değiştirirken yardımcı olan makineler. Bunu bu kadar çabuk göreceğimizi sanmamıştım.

Dünyanın, toplumun, yaşamın dinamikleri inanılmaz hızlı bir şekilde değişiyor. Biz ancak peşinden koşuyoruz. Bazılarımız hâlâ geçmişte yaşıyor. Onların hayatı zor olacak.

Neden mi?

Çünkü artık dünyanın en büyük şirketleri petrol ya da enerji işi yapmıyorlar; bunlar eskidendi. En büyükler artık dijital. Bilgi çağı, teknoloji çağı bu... İnternet devrimi matbaanın icadı kadar buharlı makinelerin kullanılmaya başlanması kadar büyük bir kırılma yarattı. Dönüşüm kaçınılmaz. Çocuklarımıza yetişmek bile zor olacak bizim için. Onlar bu hızın içine doğdular. Bizim gibi dönmüyor başları.

Bir süredir Koç Üniversitesi Psikoloji Grubu Dil, Zihin ve İletişim Araştırmaları tarafından yapılan bazı çalışmaları yakından dinleme, öğrenme fırsatı buldum. Farklı röportajlar halinde yazıyorum. İlki okul öncesi dönemde matematik becerileriyle ilgiliydi. Neredeyse doğduğundan itibaren gündelik matematik kavramlarıyla çocukları tanıştırmaktan bahsettik. Sonra da 0-2 yaş teknolojik okuryazarlık ve robotlarla öğrenmeden...

0-2 yaş teknolojik okuryazarlık kavramı benim için, benim neslimin birçok kişisi için bir tabuydu. 2 yaşına kadar çocukları zinhar ekranla temas ettirmemeyi bellemiştik. Şimdi ise başka türlü deniyor. Yetişkinler ellerinde sürekli akıllı aletler tutarken ve zamanlarının hatırı sayılır bir kısmını onunla geçirirken; bebek de olsalar etrafımızdaki çocukların buna şahit olduğunu, maruz kaldığını hatırlatıyor. Hayatın içine bu kadar sızmış ve hatta hayatı ele geçirmiş bu kavramdan çocukları uzak tutmaya çalışmak akıllıca değil, anladım.

REHBER OLMAK

Elbette ki bebeğin eline telefonu ver, demek değil bu. Ama sen ne yaptığını anlat. O telefon senin elinde, sen şu anda ne yapıyorsun? Ev için alışveriş mi yapıyorsun, bir kitap mı okuyorsun, ablanla mı konuşuyorsun, navigasyon mu kullanıyorsun... Umarım saçma sapan oyunlarla filan geçirmiyorsundur zamanını. En azından bebelerin, çocukların önünde. Çünkü erken yaşta dijital okuryazarlık ebeveynin günlük hayatını kolaylaştırmak adına kullandığı uygulamaları, fonksiyonları çocuğuna/bebeğine anlatmasıyla başlıyor...

Aksi takdirde elindeki gayya kuyusu aleti çocuk ele geçirdiğinde onun barındırdığı sonsuz ihtimallerle ne yapacağını bilemeyecek. Yetişkinin yeni dünyadaki görevlerinden biri de teknoloji konusunda çocuğuna rehber olmak.

İnsansı robotlara gelince... Kullanım alanları daha çok yetişkinin fenalık geçirdiği yerler. Bunları yapay zekâyla karıştırmamamız lazım. İnsansı görüntülü ama uzaktan kumandalı aletler. Sonsuz bir tekrar kapasiteleri var, jest, mimik ve beden hareketleri kullanabiliyorlar ve en önemlisi 20 kere neden diye sorulsa da sıkılmıyorlar. Bu aletleri ikinci dil öğreniminde ve atipik gelişim gösteren çocukların eğitiminde (otizm, duyma kaybı gibi) kullanmak için çalışan ve olumlu sonuçlara ulaşan araştırmalar var. Elbette bir yerlerde buna benzer yapay zekâsı olan robotlarla da çalışmalar yapılıyor; henüz benden uzak...

Kendi ekseni etrafında saatte 1670 km, güneşin etrafında ise 108.000 km hızla dönen dünya isimli gezegende biz her şey aynı kalacak zannederken devir değişiyor. Filmler yavaş yavaş gerçek oluyor. İnsanlar robotlaşırken robotlar insansılaşıyor, bebekler akıllı ekranlara doğuyorlar, dönüşüyoruz... Geleceğin geldiğini görmek heyecan veriyor. Değişimin mutlaklığı ise en büyük umut.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!