Milyonlarca çocuk bu huysuz keltoşa hayran!
Hiç etrafınızda “Kaayuu, Kaaayu, that’s miii” diye bağırıp dans eden küçük çocuk görmediniz mi? Çocuklardan kaçıyor olmalısınız. Sizinki bir şans! Huysuz, keltoş, hayatı kendi etrafında döndüren, mimiksiz, mızmız Caillou; çocuğuçocuklu arkadaşı-küçük yeğeni olanları bitirmeye and içti! Yeni moda çocuk manyaklıkları yaşayan, yani “korkunç iki, delirmiş üç” yaş sendromu atlatan çocuklar bu sevimsize âşık! Kim mi Caillou?
* Fransız yazar Christine L’Heureux ve çizer Helene Desputaux’nun yarattığı çizgi kahraman; Kayu diye okunur.
* Fransızca kayu; kel kafa anlamına gelir.
* Bazı forumlarda tartışıldığı gibi Caillou’nun saçlarının olmaması kanser hastası olduğu anlamına gelmez.
* Yıllardır 4 yaşındadır.
* Caillou masal dünyasında değil gerçek dünyada yaşar, ancak her nasılsa anası babası işe gitmez.
* 10 yılda 10 milyon kitap ve 5 milyon DVD’si satılan Caillou’nun internet sitesi ayda bir milyon kez ziyaret edilir.
* Herhangi birimize “Bir milyon kere CSI’ın en heyecanlı bölümünü seyret” deseler, fenalık geçiririz; ama küçükler milyon kere Caillou’nun aynı bölümünü seyreder..
* Kolbastı müziğiyle hop tek oynayan Caillou sadece Türkiye’de satılır.
* Facebook’ta “Caillou’nun kafasına bi’ tane şaplatmak isteyenler” grubu vardır.
* Caillou Türk şarkıcılardan Soner Sarıkabadayı’ya, zaman zaman da Buddha’ya benzer.
* Başbakan Tayyip Erdoğan’ın büyük torunu da Caillou’yu çok sever.
* Çocuğunuz Caillou’yu DVD’den seyretmiyorsa, Yumurcak TV’deki Caillou bölümleri arasında çocuklar için dua setleri reklamlarına, çocukların kendi aralarında yaptığı mini ramazan sohbetlerine rastlarsınız. Yaşları 7-10 arasında değişen çocuklarla yine çocukların yaptıkları röportajlarda; “Babanlar camiye gidiyor mu, teravih namazından sonra eve mutlu mu yorgun mu geliyorlar, sen oruç tutuyor musun, sana faydası oluyor mu, ilk kaç yaşında oruç tuttun, ilk tam gün tuttuğunda annenler sana bir hediye aldı mı” gibi sorular sorulur. Alıcınızın ayarıyla oynamasanız da olur.
Anlatmaya tek kelime yeter mi?
İngiliz yazar Adam Jacot De Boinod, delirmiş gibi, dünya dillerinden sözlükleri karıştırıp sadece tek kelimeyle anlatılan kavramları araştırmış. Kitabının adı da; “Bunun İçin Bir Kelime Olduğunu Bilmiyordum” (I Never Knew There Was A Word For İt). O kadar tatlı kelimeler var ki... Mesela Kamerun’da çocukların uykuda gülümseme haline “womba”, ağız kenarlarına “wikins”, yağmur yağarken aynı zamanda güneşin parlamasına “maymunun düğünü” denirmiş. Yazarın favori kelimesi Inuit dilinden “aerodjarekput”. Anlamı; birkaç günlüğüne eşleri değiştirmek. Haddime düşmez ama De Boinod’a birkaç kelime hediye etmek isterim. Mesela Türkçe’de uzun uzun dert anlatmamıza gerek olmayan şeyler var aslında...
* Ülkenin herhangi bir sanatçısı çevreye duyarlı bir açıklama yaptığında ona “Sen kendi işine bak” diyen politikacı: Çevre bakanı
* Annem değil de hani bizim ülkeyi yöneten, hükümetin başı ama sürekli “Hadi evlenin, en az üç çocuk yapın” diyen kişi: Başbakan
* “Mavi hissediyorum, kırmızı olursa, 500’ü kaybedersek işimiz zora girer” diyen ve tüm hayatını yarışmada kutu açtırmaya bağlayan kişi: Türk
* Her albüm öncesi kaybolan ve albüm satışlarına faydası olsun diye feci bir dramla hayranlarının karşısına çıkan kişi: Doğuş
* Klasik müzikle alakası olmadığı ve arabesk dinlediği için uzun tartışmalara neden olan kişi: Yavşak
Keşke benden beş tane olsa!
Her ölümde, her kayıpta bazen günler, bazen haftalar gider hayatımdan. Ölenin yakınlık derecesi, ortak paylaşımlar ve hatta ölümün zamanlaması süreyi belirler. Yaşlıysa, hayatın tadına vardıysa başkadır gözyaşlarım; ama sıra bozulduysa, son giden yaşıtımsa, geride yarım hayaller bıraktıysa, küt diye gittiyse, dengem bozulur. Dünyamın rengi değişir, kalbim başka çarpar, gözlerim başka bakar. Ben her eksilişte, sırf bu ülkede yaşadığım için kaç türlü ecelim olduğunu bilmeden nasıl yaşayabildiğime şaşarım. Ecel bu ya; kafama yolda yürürken sorumsuz bir inşaatın kalası düşebilir, İSKİ çukurunda boğulabilirim ya da hatalı sollama alır götürür, nereden bilirim? Tatlı tatlı uykuda ölmek hayali ne güzeldir, ama bir depremde de gidebilirim! Bu toprakta; ölümün ve çaresizlik halinin beni ve sevdiklerimi her an her yerde yakalama ihtimalinden çok korktuğum için en azından “korkuyu beklerken” kopyalarım olsun isterim. “Bir kopyam annemle babamla vakit geçirsin, diğeri yuvanın kapısında yeğenimi beklesin, öbürü röportaja gitsin, dördüncüsü morali bozuk arkadaşımla otursun, öteki de sahile inip denize baksın” diye hayal ederim. Beş kopyamın beşine sorsam bilirim; “Hayat böyle geçmez, hadi içmeye gidelim” derler. İşte sırf bu toprağın bana yaşattığı korkular yüzünden; her gün bir hayat yaşayıp beş kere öleceğime, beş hayat yaşayıp bir kere ölmek isterim.
- Nick Cave anlatıyor6 yıl önce
- Skandallara girmeyelim!6 yıl önce
- Adalet yoksa sosyal medya var6 yıl önce
- 'Geç kalmış olabilirim ama benim için doğru zaman şimdi'7 yıl önce
- Göçmenler kütüphanesi7 yıl önce
- Çıldır Kristal Göl Şenliği'nde atların buz dansı7 yıl önce
- 'Ringden inersem herkes beni unutur'7 yıl önce
- Mars'ta mültecilere yer var mı?7 yıl önce
- 8 günde data detoksu7 yıl önce
- Cate Blanchett 12 karakter... Zamana direnen manifestolar7 yıl önce