Dünyanın en kaliteli otomobili hangisidir diye soracak olsanız, yüz kişiden doksanı büyük ihtimalle “Rolls Royce” yanıtını verecektir. Öyle midir, değil midir bilinmez ama Rolls Royce’un evrensel imajı budur. Aslına bakarsanız bu imaj uzunca bir süre için, bir gerçeği ifade etti. Sonrasında tüm İngiliz otomobilleri gibi Rolls Royce da bir “düşüş” sürecine girdi. Motor ve elektrik aksamındaki sorunlar ile teknolojiye ayak uyduramama gibi ciddi sıkıntılar yaşadı. Hele hele Bentley ve Rolls Royce’un uçak motorları üreten birimleri ile aynı çatı altına girdiği dönemde, her iki marka da otomobil alanında ciddi bir kayıp dönem geçirdi. Neyse ki, Alman devreye girdi ve VW Group Bentley’i, BMW ise Rolls Royce markasını satın alarak iki İngiliz’i derin bir krizden ve hatta belki de yok oluştan kurtardı. Her iki marka da Almanlar sayesinde yeniden doğarak kalite çıtasını en şaşaalı günlerinin bile üzerine çıkarmayı başardı.

Rolls Royce’un yeniden dönüşü efsanevi Phantom ile olmuştu. Marka daha sonra Ghost, Wraith ve en son olarak da Dawn modelleriyle “ultra lüks” segmentin zirvesine oturdu. Zirve diyorum, çünkü rakibi Bentley’in iki ayrı kalitede otomobili var. Bunlardan Continental serisi bana göre bir alt segmentte yer alıyor. Bentley’in Rolls Royce ile kafaya kafaya rekabet edebilecek modeli ise Mulsanne... Tabii bir de eskiden muazzam Brooklands vardı ama Bentley her ne hikmetse bu şahane iki kapılı otomobili üretimden kaldırdı ve ultra lüks tek kapılılarda Rolls Royce tek başına kaldı. Bu hafta size anlatacağım otomobil Rolls Royce’un Dawn’ı, yani “Şafak”ı... Dawn, Rolls Royce’un efsanevi modeli, Corniche Convertible’ın yerini alan otomobil diye düşünülebilir. Çok garip bir dizayn anlayışının ürünü. Evdeki yardımcımızın tabiriyle “Gemi gibi otomobil”. Önden görünüşü son derece heybetli. Modernize edilmiş Rolls Royce ızgarası ve yanındaki ince farlarla çok tipik. Yandan dümdüz çizgilere sahip. Hiçbir hat, girinti, kıvrım yok. Dümdüz ama çok şık duran bir düzlük. Mükemmelliğe ulaşmış bir basitlik.

İçine bindiğiniz anda ise bambaşka bir kalite dünyasına adım atıyorsunuz. İlk dikkatinizi çeken yerdeki kalın tüylü halılar. Halılar kuzu yününden özel olarak dokunmuş. Şık bir evin salonunda rastlayacağınız kadar kaliteli. Kocaman koltuklar ultra rahat. First class uçak koltuğu konforunda. Rolls Royce dizaynırları, müthiş bir retrospektif iş çıkarmışlar.

İki kapılı otomobilin kapıları, yine bir Rolls Royce geleneği olarak ters içten açılıyor. Bu da sürücüye otomobile binerken büyük kolaylık sağlıyor. Dawn iki kapılı 4 kişilik bir otomobil ama arka koltuklar küçük çocuklar dışında pek oturmalık değil. Ters açılan kapıdan dolayı arka tarafa binmek de çok rahat değil.

Rolls Royce Dawn’ın en önemli sorunu çalıştırmak. Çünkü çalıştırma butonuna basıyorsunuz ama otomobilin çalışıp çalışmadığını anlamak mümkün değil. Ne bir ses, ne bir sarsıntı yok. Bir devir saati de olmadığı için içeride otomobilin çalıştığını hissettirecek hiçbir şey yok. Diyeceksiniz ki, Rolls Royce’un bir devir saati olmaz mı? RR asla bir devir saati koymuyor. Sadece bir “güç göstergesi” var. Motorun gücünü yüzde kaç oranında kullanmakta olduğunuzu gösteren bir gösterge ki, o da bir Rolls Royce klasiği. Ancak klasik olmayan bir şey, Rolls Royce’un motor gücü hakkında bilgi vermesi. Eskiden Rolls Royce otomobillerin beygir gücünü asla açıklamazdı. Şimdi bundan vazgeçtiği için Dawn’ın 12 silindir, 48 valfli motorunun 571 beygir gücünde olduğunu ve 780 nm gibi inanılmaz bir tork ürettiğini bilebiliyoruz. Bu muazzam motor, boş ağırlığı 2560 kg olan otomobili 5 saniyede 0’dan 100 kms sürate çıkarıyor. 8 ileri şanzımanlı Dawn’ın limitlenmiş en yüksek sürati saatte 250 kms.

Kullanıma gelince. Dawn’ı kullanmaya otomobil kullanmak denemez. Como Gölü’nde, durgun bir havada yarım gazla giden bir Riva tekne gibi, yolun üzerinde kayarak ilerliyor. Gördüğüm en iyi süspansiyon sistemine sahip araç, yoldaki küçük çukur veya tümsekleri kabine pek hissettirmezken, en sert kasislerde bile şahane bir dalgalanma hissi ile kasisin üzerinden geçiyor. Dawn’ın tavanı otomobil 50 kms’nin altındaki hızlarda ilerlerken bile içeriden basılan bir düğmeyle yaklaşık 30 saniyede açılıp, arkadaki gizli bölmesine giriyor ve otomobilin tadına doyulmaz sürüşü başlıyor. Üstsüz Dawn, kabin içine hiç rüzgâr almıyor dersem yalan olur ama yüksek süratlerde kabinde rahatsız edici bir esinti olmuyor. Bu arada tavanı kapattığınız zaman, müthiş bir izolasyon olduğunu da söyleyeyim. Tavanın içindeki kaşmir astar ise muazzam.

Ön kapıyı açtığınız saman çamurlukla kapının birleştiği yerde, çamurluk tarafında yine bir Rolls Royce klasiği olarak şık bir şemsiye gizlenmiş. Bir düğme ile şemsiye elinize geliveriyor.

Sonuç olarak segmentinde hiçbir rakibi olmayan Dawn şahane bir otomobil. Çok farklı, çok neşeli ve çok iddialı renk seçenekleri var. Tam bir zengin oyuncağı. Türkiye’de ne yazık ki, imajına zarar veren “kişiler”le anılsa da, müthiş bir otomobil. “Ne yakıyor abi?” diye soranlara yanıt vermeyeceğim. 1 milyon Euro’nun az üzerinde bir para yani yaklaşık 4.5 milyon lira verip bu otomobili alacak olan kişinin kaç lira yaktığını merak edeceğini zannetmiyorum. Şunu da söylemeden edemeyeceğim. Rolls Royce’la İstanbul’da gezerken biraz tedirgin oldum. Biraz da utandım. Allah’tan vatandaşlar benim otomobil testi yaptığımı biliyorlardı...

MODERN İÇ MEKÂNINDA KLASİK ÇİZGİLER VAR

Klasik Rolls Royce çizgileri iç mekânın tamamına hâkim ama aynı zamanda son derece de modernler. Gösterge tablosu bile eski Rolls Royce’ları anımsatıyor. Sade, renksiz fakat bir o kadar da modern teknolojinin unsurlarına sahip. Ortadaki büyük bilgi ekranı, son derece abartısız ama tüm fonksiyonları barındırıyor. Rolls Royce için özel imal edilmiş müzik sistemi 10 numara. Havalandırma kontrolleri de eski günlerden esintiler taşıyor ama çift taraflı ayrı ayrı kontrol edilebiliyor.

Arkadan geleneksel Rolls Royce hatları hâkim. Abartısız büyüklükteki stop lambaları bir RR alametifarikası olarak yerini almış.

‘HATASIZ’ DERİ KOLTUKLARI TEMİZ TUTMAK ZOR

Beyaz üzerine kobalt mavisi detaylı koltuklar, Rolls Royce için özel olarak üretilen hatasız deriden imal edilmiş. Koltukların elektrikli, ısıtmalı, soğutmalı ve hatta masaj özellikle olduğunu söylememe gerek yok herhalde. Beyaz koltuklar ve üzerindeki kobalt mavisi detaylar “Salamanca Mavisi” diye adlandırılan renkle çok uyumlu ama kullanışlı olduğunu söylemek mümkün değil. Bu kadar beyaz koltuğu, olduğu gibi korumak bence imkânsız.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!