Platini ve Erzik
FRANSIZLAR Dünya Kupası finallerine nasıl Henry’nin koskoca eliyle kaldıysa ve bunu her türlü yüzsüzlüğe vurduysa, 2016 için de çok fazla utanmalarını beklemeyin. Zaten Sarkozy kazanmayacağını bilse oraya gidip rezil olmayı göze almazdı. Yani kendisine Platini tarafından o garanti verilmese İsviçre’ye hayatta gitmezdi. Bir zamanlar ‘sıcak top-soğuk top’ hikâyesi vardı. Ona pek inanmıyordum ama bu kez UEFA ve FIFA’da dönen her türlü komplo teorisine inanmaya başladım. Bence de oylama yapılmadan sonuç belliydi.
Platini’nin seçimden sonra yaptığı açıklamalar da zaten bunu kanıtlıyordu. Şımarık ve ukalalıkla dolu açıklamalardan sonra bu işin içinde bir şeylerin dönüp dönmediğini anlamak için fazla düşünmeye gerek kalmıyor. Seçimden 1 gece önce UEFA ülke temsilcilerine verdiği yemekte Fransızlar’ın inanılmaz rahatlığı dikkat çektiği zaman, bu durum hem bizimkileri hem de İtalyanlar’ı müthiş bir şekilde rahatsız etmişti. Hatta UEFA kulislerinde bile Fransızlar sık sık oylamayı 9-4 kazanacaklarını ve ilk turda İtalya’ya tek oy bile çıkmayacağını söylüyorlardı. Zaten seçimden sonra Platini’nin Mahmut Özgener’in kulağına “Daha farklı bekliyordum” diye konuşması da bundan. Ama şu var; Fransızlar’ın istedikleri tam olarak gerçekleşmedi. Ama İtalya’nın durumunu bildiler. Gelen bilgilerde, sonuçtan emin olan UEFA’nın genel sekreterinin oylar sayılırken durum 6-6 olunca üstünden su dökülmüş gibi aşırı bir şekilde terlediği ve son oy Fransa’ya çıkınca büyük bir rahatlık içine girdiği belirtiliyor. Anlayacağınız kulislerde ve daha öncesinde yaşananlardan bizim kesinlikle haberimiz olmadı. Bizim federasyon bir üye ile 10 dakikalığına bir kahve içmek için 9 saat yol gidip dönerken, Platini ve adamları ikna turları için bir telefonla işlerini görebiliyordu. Aslında ortada kesinlikle haksız bir rekabet vardı.
Tabii lobisizlik bizim UEFA’daki en büyük eksikliğimiz. Sayın Şenes Erzik yıllardır orada. Ancak yapısı itibarıyla çevresinde dönen her türlü kulise gözünü kulağını kapattı hep. Hiç topa girmedi. Oysa girmesi gerekiyordu. En azından, bir kere her türlü ağırlığını kullanmalıydı. Öyle ki eski başkan Johansson’un başkanlığı döneminde Şenes Erzik protokolün en önünde otururken, Platini sadece kapı kenarlarında belki ayakta durabiliyordu. Geçmiş futbolcu kariyeri dışında hiçbir etkisi yoktu. Ve UEFA yönetiminin yaş grubuna baktığınız zaman tüm icra kurulu üyelerinin Şenes Erzik ile oldukça içli dışlı olması gerekirdi. Kurulan bu dostluklar da ancak bugünlerde işe yarayabilirdi. Ama Erzik hiçbir şekilde bunu kullanmadı. Güç olarak belki de Platini’den daha etkili olabilirdi. Gücünü kullanmak Erzik için etik olmayabilir. Ama çevren ve UEFA bünyesi bu etikliğe aldırmıyorsa senin etik olmanın da hiç anlamı yok. Örneğin Portekizli üye Gilberto Madail... Geçmişte Şenes Erzik, Avrupa Şampiyonası’nın Portekiz’de yapılması için Madail’e büyük yardımlarda bulunmuştu. Ve neredeyse Portekiz, Erzik sayesinde bu kupayı almaya hak kazanmıştı. İsviçre’deki seçim ise bunu geri ödeme günüydü. Ama Portekiz gitti oyunu Fransa’ya verdi. Erzik elinde koz olmasına rağmen sadece bu üyeyi ikna edebilseydi organizasyon Türkiye’ye verilecekti. Erzik’in en azından Platini’nin can yoldaşı FIFA Başkanı Blatter’in İsviçre olaylarından sonra ne haltlar karıştırdığını görmesi ve hatırlaması gerekirdi. Ama olmadı. Erzik’in bu olaydan sonra artık kafasını önüne koyup iyi düşünmesi gerekir. Hemen görevi bırakıp İstanbul’a dönecek ya da oyunu kurallarına göre oynayacak. Ama artık oynasa ne fark eder, İş işten geçti.
Tabii bir de bu işin farklı yönleri var. Örneğin İsrailli icra kurulu üyesi Avraham Luzon seçim öncesi yapılan yüz yüze görüşmelerde oyunu kesinlikle Türkiye’ye vereceğini söylemişti. Ama sonra Luzon’un oyunu Fransa için attığı ortaya çıktı. Seçim sonrası ise binadan koşarak uzaklaştı. Ve muhtemelen Gazze’ye giden yardım gemilerinin yola çıkmasıyla Tel Aviv’den gelen bir telefon Luzon’u etkilemişti. Ve tabii bir de Maltalı doktor Mifsud... Toplantıya girerken “Türkiye” diyordu, içeride Fransa’ya oy attı. Bu olayda en önemli nokta ise orada bulunan Türk gazetecilerin Platini ile yaptıkları röportajda UEFA Başkanı’nı kameralar önünde yerin dibine sokmalarıydı. Küçük Napolyon neredeyse kaçacak delik aradı.
Platini ilk kez bu kadar sinirlendi. Lig TV’den Can İpekçi ile NTV’den Emek Ege, sordukları sorularla ülkelerine yapılan haksızlığa ve göz göre göre oynanan oyunlara isyan etti. Bu 2 pırıl pırıl genç, soğukkanlı bir şekilde inanılmaz sorular sordu. Bir gazetecinin böyle durumlarda ne yapması gerektiği konusunda örnek oldu. Bu gençlere gerçekten şapka çıkarıyorum. Kurumları onlarla ne kadar öğünse azdır. Normalde biz medya bunu yapmayız. Kendi ülkemizin hakları söz konusu olduğunda karşı tarafı bile tuttuğumuz olur.
Örneğin Alpay-Beckham olaylarında Beckham’ı tuttuğumuz gibi... Ve hatta 2016 bize verilmedi diye sevinenler olduğunu da bilin!