Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        MUSTAFA hoca nasıl gitti kendi isteğiyle mi yoksa yönetimin el altından ince baskısıyla mı? Tabii ki varsayımlar çok fazla. Ama bu varsayımlar genelde tutarsız. İkna edici değil. Hem de hiç değil. Derine ve daha önceye gittiğiniz zaman işin rengi bulanıyor. Yani işin özü şu. Mustafa Denizli zaten kalmak istemiyordu. Bunu aylardır söylüyor. Yeni bir olay değil. Kim ister ki! 1 yıldır parasını alamayan oyuncular var. İstemediği futbolcular takımda, tutmak istedikleri dışarıda. Transfer yok, bir şey yok. Yönetimde de Demirören dışında belki de onu isteyen yok. ‘İmza attı’ diye ilan edilen günlerde bir yönetici aynen şöyle demişti “Durun hele. Frene basın. Sezon sonunu bekleyin. Sakın inanmayın” Dediği de oldu. Hoca bunları bilmiyor mu? Tabii ki biliyor. Anlayacağınız herkes bu duruma razı. Dolayısıyla ortak bir noktada buluştular. Kimse sesini çıkarmadı. Arkasındaki öyküyü de senaristler yazdı. Tam bir sit-com. Hele basın toplantısı. Uzun yıllar unutulmayacak bir basın toplantısı. En şaşırtıcı olan ne biliyor musunuz? Beşiktaş yönetimi, “Mustafa Hoca hasta” diyor, ama sonra by-pass’lı Lucescu ile görüşüyor. Kargalar kılavuz olunca başka ne bekleyebilirsiniz? Herhalde bu gelişmelere en çok Rıza Hoca ile Ertuğrul Hoca gülüyordur.

        Tabii ki bunun aksini söyleyenler olacak. Onlara da saygım var. Herkes farklı bakar. Ama nereden baktığın önemli. Bizim taraftan böyle gözüküyor. Herkes istediğini söylesin. Zamanla herşey ortaya çıkar. Beşiktaş bu işi klasik bir şekilde eline yüzüne mi bulaştırdı, yoksa herşey olması gerektiği gibi mi yaşandı. Ama geçmiş örneklere baktığınız zaman Beşiktaş’ta böyle bir şeyin mümkün olmadığını rahatlıkla görebilirsiniz.

        BÖYLESİ GÖRÜLMEDİ

        Fenerbahçe’nin internet sitesine şöyle bir bakarsanız gazetelere geçen yalanlamaları göreceksiniz. Yani şu ana kadar medyada çıkan bütün transfer haberleri silme yalan. Yok öyle futbolcular. Lugano, Forlan ile aynı odada kalıyor. Adamlar neredeyse kan kardeş. Diyor ki Lugano “Forlan Fenerbahçe ile görüştüğünü söyledi. Çok gelmek istiyor.” Bakıyorsunuz fenerbahçe.org’a o da yalan. Lugano da yani kendi futbolcusu da yalancı. Orada bir medya takip merkezi var. Sabah işe geliyorlar. Gazetelere bakıyorlar. Bütün isimleri not ediyorlar. Sonra ‘yalan’ diye basıyorlar enter tuşuna. Herhalde böyle yürüyor orada bu işler. Ben böyle güzel bir iş görmedim. Peki hiç düşünmezler mi bu futbolculardan biri ikisi doğru çıkarsa ne olacak? Acaba “Ya kardeşim biz yalan dedik, ne olacak şimdi?” diye soracaklar mı? Yoksa gülüp geçecekler mi? Bari doğru olanlara sesini çıkarma, arada kaynasın. Bir gazeteci sormuş; “Tamam ne yapalım. Nasıl yazalım?” Demişler ki “Bize sorun öyle yazın.” Forlan ismine mi ulaştın? Açacaksın telefonu sayın başkana “Forlan geliyormuş doğru mu başkanım?” diye soracaksın. Sanıyorum alacağınız cevabı sadece kendinize saklarsınız. Haklı oldukları yön yok mu? Var... Yazılıp yazılıp da futbolcunun gelmemesi var. O zaman da ‘beceriksiz’ olacaklar. Bunu önlemeye çalışıyorlar. Biz de haklıyız onlar da anlayacağınız. Ama en azından kendi futbolcuna ‘yalancı’ deme. Adamın ismi “Yalancı Lugano’ya” çıkacak. İsim babası da kendi kulübü.

        Diğer Yazılar