TRT'ye kaç puan?
GÜNEY Afrika’ya gelmeden önce Ercan Taner ile konuştum. “Ne alaka?” demeyin. Kupa başladığından bu yana Türkiye’de en çok dile getirilen konu, TRT’nin spikerleriydi.
O kadar çok eleştiri aldılar ki ben olsam üç günde geri dönerdim...
Ama şu var... Onları eleştirirken neye göre eleştiriyoruz? Bu işin tekniğini biliyor muyuz? Bence bilmiyoruz. En tuhafı ise televizyon eleştirmeni olarak geçinenlerin bu konuda hiç bir şey bilmeden Afrika’da bulunan bu insanlara çalakalem saldırması. Galiba maç anlatırken nasıl eğitim alınıyorsa televizyon eleştirmenlerinin de bir eğitim alması gerekiyor. En azından bilmedikleri bir konuda yazarken sormaları şart.
Ercan Taner’in yaşı genç ama bana göre bu işin duayeni. Diyor ki Ercan: “Spiker maçın üstüne çıkmamalı. Ama altına da inmemeli. Anlattığı karşılaşmayı kötülememeli. Bu, seyirciyi kaçırır. İnternet bilgileri ile insanları sıkmamalı. Bazen 25 sayfa bilgi hazırlarsınız ama yarım sayfa bilgi vermek zorunda kalırsınız. Yorumcu da spiker gibi çalışmalı. İyi ve anlaşmış bir ekip olmalılar. Örneğin bu sistem İngilizler’de var. Ama yeri geldiğinde ikisi birden susup maçı izler. Bunu sıkmamak için yaparlar. Almanlar daha soğuk anlatır. Gol olduğu anda içinde ne hissediyorsan onu vermelisin.”
Ercan’a “Peki Dünya Kupası’nı anlatanlara 10 üzerinden kaç puan verirsin?” diye sordum.
Yanıtını hiç esirgemedi.
“Yalçın ile Levent’e 10 üzerinden 8. Ve başarılılar. Gençlere ise 6 ya da 7. Onların oturması için 5 yıl daha geçmeli. Tansu Ağabey ise asla tarzından taviz vermiyor.”
En azından bir bilene sorduk. Ama şu var. TRT’nin yayını bir felaket. Maçları anlatan spikerler isterse 10 üzerinden 10 alsınlar ama bu kurumun yayıncılık anlayışının rezilliğini kurtaramazlar. Hele karşılaşmalar biter bitmez reklama gitmeleri yayıncılık skandalı. Bunu yazmak için bu işin tekniğini bilmeye gerek yok.
Bir de bütün yükü Ömer Üründül’e bindirmişler. Hakan Şükür ile Hasan Şaş, Dünya Kupası’nı yaşamış 2 oyuncu. Ve TRT’de çalışıyorlar. Hiç kimse akıl etmedi mi acaba onları buraya getirmeye ve yorum yaptırmaya?..
Ne olacak bu statlar?
Güney Afrika’da hava gerçekten soğuk. Kısa kollularla çok havalı geldik ama daha ilk günden bu hava çarptı. Finalin yapılacağı Johannesburg bakımsız bir şehir. Her yer kırmızı toprak. O kırmızı toprakların arasında muhteşem statlar. İnsanın aklına hemen şu geliyor: Bu kadar çok stat kupa sonunda ne olacak? Biz hâlâ Olimpiyat Stadı’nı ne yapacağımızı bilemezken burada onlarcası var. Ama onlar çok dert etmiyor. Çünkü ragbi ve kriket en çok rağbet gören sporlar. Futbol ise 3. sırada. Yani bu statlar boş kalmayacak.
Ö mü, O mu?
Son Dünya Kupası Almanya’da yapıldı. Müthiş bir disiplin vardı. Örneğin, benim soyadım olan Özer “Ö ile mi yoksa O ile mi yazılacak?” diye 3 saat beklemiştim. Sırf bu yüzden yeniden polis soruşturmasından geçtim. Burada ise “O mu, Ö mü?” diye sordular, “Ö” dedim, iş bitti. 1 dakikada akredite oldum. Ama benden önce gelenler şöyle diyor: “Daha dur. Hemen karar verme. Almanlar’ı çok ararsın.” Bakıp göreceğiz...
Çok şükür...
Burada benim için en iyi haber, Japon gazetecilerin büyük bir çoğunluğunun geri dönmesi oldu. Onları aşamadan maçlara girmek mümkün değil. Sponsorların çoğunluğu Japon olduğu için FIFA onlara hep ayrıcalık gösterir, bütün biletleri önce onlara verir; biz de hep yaya kalırdık. Almanya’da bizi çıldırtmışlardı. Ama şimdi yoklar. Çok şükür!..