Hasan Cemal, Kingson ve Teofilo
ŞU anda Uruguay-Gana maçındayım. Doğal olarak aklınıza şu soru gelebilir: “Brezilya-Hollanda maçı dururken ne işin var orada?”
Öyle olmuyor işte. İstediğiniz karşılaşmaya elinizi kolunuzu sallaya sallaya giremiyorsunuz. Siz başvuruyorsunuz ama yer durumuna göre kararı FIFA veriyor. O mücadeleye fazla talep olunca FIFA benim Uruguay-Gana maçına gelmemi buyurdu. “Öyle olmaz” filan deme şansınız yok. FIFA ne emrederse o. O yüzden Johannesburg’dayım. Soccer City Stadı’ndaki adresim de şu: Medya tribünü 544 no.’lu giriş. Sıra X. Koltuk numarası 10. Bu arada, X olan bir sıra numarası da ilk kez görüyorum.
Futbol sahası büyüklüğünde bir basın merkezi var. Zar zor sandalye bulabildik. Brezilya maçına gidemeyen herkes burada. Galiba bu karşılaşmaya gerçekten gönüllü sadece Uruguaylı ve Ganalı gazeteciler var. Türk gazeteci sayısı “Yok” denilecek kadar az. Biz 2 kişiyiz. Tabii ki Hasan Cemal ve bir de Sabah’tan foto muhabiri Süleyman Gültekin var. Biz dahil herkes Brezilya mücadelesini izliyor.
Hasan Cemal artık tam bir futbol sevdalısı. Ama şöyle bir takıntısı var. Her maçı bir şekilde Galatasaray-Fenerbahçe rekabetine bağlıyor. Nasıl yapıyor bilmiyorum ama yapıyor işte. Bir de Fenerbahçe’nin şampiyonluğu kaybetmesini sürekli çevresindeki insanlara hatırlatıyor. Hiç unutmuyor. Yemek yerken, kahve içerken, yürürken hep bir şekilde konuyu yanlış anonsa ve giden şampiyonluğa getiriyor. Anlayacağınız Fenerbahçe’nin kaybetmesinden dolayı acayip mutlu. Ve şu anda koyu bir Gana taraftarı. Neden mi? Çünkü Uruguay’da Fenerbahçeli Lugano oynuyor da ondan. “İyi de Gana’da Appiah var“ diyorum. “Olsun o bıraktı. Hem Denizli’de o golü kaçırdı” diyor. Herkesin bir takıntısı var. Hasan Ağabey’in de Fenerbahçe takıntısı.
Ama bir de isyanı var Hasan Ağabey’in. “Kandil’e gidiyorum, ‘Niye gittin?’ diyorlar. Maça gidiyorum, ‘Ne gerek var?’ diyorlar. Dünya Kupası’na geliyorum, ‘Ne işin var orada?’ diyorlar. Ben tatile gitmiyorum ki... Sevdiğim işi, yani gazetecilik yapmaya gidiyorum” diyor Hasan Cemal. Sonuna kadar da haklı. Türkiye’de artık koltuğa oturup kaba etlerini büyüterek ahkam kesen bir gazetecilik anlayışı var. O yüzden Hasan Cemal onlara ters geliyor. Doğrusunu Hasan Cemal yapıyor.
Basın merkezine gelmeden önce yolumu şaşırdım. Bir baktım önümde Gana’nın otobüsü. Dünya Kupası’nı bilenler bu durumu iyi anlar. Basın mensupları buralara giremez. Yani takım otobüsünün yanına ya da soyunma odasına. FIFA’da bu durum adam vurma ile eşdeğerdir. Yani büyük suç. Hemen arazi olurken arkamdan bir ses... O ses Gana’nın otobüsünden geliyor. “Abi, abi, abi.” Tabii ki şaşırmamak mümkün değil. Gana otobüsünün benimle ne işi olabilir? Bağıran Ganalı bir oyuncu. Bana doğru gülerek geliyor. İnanmayacaksınız, 32 dişini görünce hatırladım. Bizim kaleci Richard Kingson. Yani Faruk Gürsoy. Tokalaşırken arka taraftan akın akın FIFA yetkilileri geliyor. O durumda bir an, “Ganalı’yım” demek geldi aklıma. Ama herhalde inanmazlardı. Faruk ile vedalaşıp oradan hemen uzaklaşmak benim Dünya Kupası’ndaki geleceğim açısından en iyi yoldu. Öyle de yaptım.
Bundan sonra bu tip organizasyonlara gelecek genç gazeteciler için bir tüyo vereyim. Eğer durum kritik ise eğer boynunuzdaki kartla girilmeyecek yerlere giriyorsanız, mutlaka kartınızın üstündeki numarayı ve isminizi saklayın. Ya kartınızı ters çevirin ya da ceketinizin içine sokun. Eğer isminizi tespit ederlerse sadece o organizasyona değil ondan sonraki organizasyonlara da girmeniz yasaklanabilir. Benden uyarması. Hele sakın ola FIFA ve UEFA ile inatlaşmayın. Vallahi yanarsınız.
Bu satırları yazarken yanıma Kolombiyalı bir gazeteci geldi... Gabriel Jessurum. Bana “Hollandalı mısınız?” diye sordu. Bugüne kadar Mısır’dan Arjantin’e kadar birçok ülke vatandaşına benzetildim ama ilk kez Hollandalı’ya benzetildim. Zaten saç yok. Sarışın hiç değilim. Ama Hollandalı’ya benzetiliyorum. “Hayır” dedim, “Hollandalı olsam maçta olurdum”. “Doğru, pardon” deyip kartıma baktı. Türk olduğumu öğrenince hemen konu değişti ve Teofilo Gutierrez’den söz etmeye başladı. Yakın arkadaşıymış. “Çok selam söyle” dedi. Ardından Teofilo hakkında bilgi verdi: “İlk sezon çok kötüymüş. Ama normal. Alışamadı. 40 derece sıcaklıktan, oraya gitti. Siz onu seneye görün. Müthiş olacak.” Yeni dostuma “Teofilo Türkiye’de hangi şehirde biliyor musun?” diye sordum. T ile başlayan 10 kelime saydı ama bilemedi tabii. Bir kağıda ‘Trabzon’ yazıp verdim, çok mutlu oldu. Herhalde o notu ömrü boyunca saklayacak.
Kolombiyalı uzaklaşırken televizyondan hakem düdüğü sesi geldi. Brezilya’nın elenmesinin düdüğü. Bizim iddialar da güme gitti. Yanımdaki Belçikalı gazeteci sevinç içinde. “Hayırdır?” diye sordum. Yanıtı “Niye sevinmeyeyim. 800 Brezilyalı gazeteci var. Hepsi dönecek şimdi. Finale kolay gireriz” oldu. Ne diyelim? Herkesin derdi ayrı.
Maça gelince... Karşılaşmanın 120 dakika boyunca oynanmasına gerek yoktu. Bu işi baştan penaltılarla çözebilirlerdi. ‘Gana’ya yazık mı oldu’ derseniz, evet, yazık oldu.