Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Bugün maç yok. Salı günü yarı finaller başlıyor. Bitime 4 karşılaşma var.

        Ama Güney Afrika’da Dünya Kupası havası bitti. Karnaval havası sona erdi. Dönenler döndü. 2006 Almanya’da kupadan elenen ülkelerin gazetecileri ve taraftarları dönmüyordu. Ama ekonomik krizden midir nedir bilinmez, Güney Afrika terk ediliyor.

        Yoğunluk Cape Town’da. İlk yarı final maçı Hollanda ile Uruguay arasında. Sonra hep beraber Durban. Almanya-İspanya karşılaşması.

        Tabii ki bizim derdimiz başka. Bu maçlara girebilmek. Her şekilde stada gideceğiz. Ve büyük bir olasılıkla da gireriz. Ama en zoru final. Finale girebilmek şimdiden kâbusumuz oldu.

        Bu yazıyı yazarken bir yandan da internette sörf yapıyorum. Gazetelere bakıp gündemden uzaklaşmamaya çalışıyorum. Gazete dedim de yeni öğrendiğim bir bilgi beni şoka soktu. Burada çıkan Sowetan gazetesi 6 milyon satıyormuş. Sunday Times da 3 milyon. “Yok artık” dedirtecek cinsten. Sowetan’ın sadece Johannesburg baskısının tirajı 2 milyon. Bu gazeteyi siyahiler tercih ediyor. Biraz da ucuz. Ucuz mucuz... Gazete okuma oranına bakar mısınız! Sunday Times’ı ise daha çok beyazlar tercih ediyor. 50 milyon nüfusun 4.5 milyonu beyaz. Ve Sunday Times 3 milyon satıyor. Buraya gelmeden önce, sokakların her köşesinde elinde silah bulunan siyahların soygun için beklediğini düşünüyorduk. Öyle değilmiş. Hem de bu kadar okuma oranına sahip bir ülkenin geleceği de muhtemelen çok parlak olur.

        Maç günleri basın merkezlerinde sık sık yabancı gazetecilerle sohbet etme şansımız oluyor. Burada çok sayıda internet gazetecisi de bulabilirsiniz. Türkiye’de bizimkiler statlara giremiyorlar ama Dünya Kupası’nda varlar. FIFA onları çoktan kabul etmiş durumda. Ama bence bizimkilerin burada görev yapanların standardına ulaşabilmeleri için biraz daha zamana ihtiyaç var. Örneğin Portekiz’deki bir internet sitesinin çalışanları neredeyse bir gazete kadar. Ve bu siteler gazeteler gibi kendi haberlerini üretiyorlar. Bizde de elbette işe ciddi eğilenler var. Ama genelde 2-3 kişinin kurduğu gecekondu siteler çoğunlukta. Bu konuda daha çok yolumuz var. Ama kötü olan, iyi olanların gecekondular arasında kaynaması.

        Buradaki Türkler komün halde yaşıyorlar. Her türlü işe girip çıkıyorlar. Hatta içlerinde menajerlik yapanlar bile var. Ama tabii Güney Afrika bir Kamerun ya da Gana gibi değil. Elmas ve altın madenleri çok ama futbolcu madeni zayıf. Bu yüzden Türk menajerler bazen ‘bomba’ olabiliyor. Örneğin, ismini vermeyeyim, bir Türk menajer 16 yaşında genç bir yeteneği Türkiye’ye bir takıma götürmüş. “Ne oldu sonra?” diye sordum, aldığım yanıt çok komikti: “Bilmiyorum vallahi. Son gittiğimde bir fabrikanın ambalaj bölümünde çalışıyordu.”

        Son yaşananlar, sürekli gidip gelen futbol anlayışını yine yerle bir etti. Yıldızları bol olan takımın o yeteneklerle bir şekilde maçları kazanabileceğini düşünüyordum. Şimdi baktığım zaman Ronaldo yok, Messi yok, Tevez yok, Robinho yok, Rooney yok, Ribery yok, Drogba yok. Yani anlayacağınız bu konuda iflas ettim. Şimdi yine Almanlar var. Schweinsteiger var. O tarz oyuncuların zamanı. Bu adamda estetik var, güç var, hırs var, disiplin var, futbol şovu var (Bakınız Almanya’nın 3. golünde yaptığı asist).

        Sadece o değil... Almanya takım olarak langırt gibi! Hiçbir dağınıklık yok. Bir de Thomas Müller var. Nereden çıktın kardeşim sen? Bana göre turnuvanın yıldızlarından. Peki Mertesacker’i takip ediyor musunuz? Arjantin maçının ikinci yarısında Tevez bu futbolcuya 2 metre uzaklıktan topa çok sert vurdu. O top Mertesacker’in yüzünün ortasına çarptı. Ben olsam muhtemelen orada bayılmıştım, ağız burun dağılmıştı. Ama Mertesacker eliyle yüzünü bile tutmadı. Sanki yüzüne balon vurdu! Hakem “Doktor”, o “Oyna, oyna” diyor. Bu ne dayanıklılıktır anlayamadım.

        Anlayacağınız ‘ben de Almancı oldum’.

        Diğer Yazılar