Kaybedenler kulübü
BUNDAN 6 ya da 7 sene önce deplasmana giden gazeteciler genelde Galatasaray PAF takımı ile aynı otelde kalırdı. Yine öyle bir deplasman. Yer galiba İzmir. Lobide kahve sohbetleri ise gelenekseldi o zamanlar. PAF takımının hocaları ve gazeteciler. Bu sohbetler geç saatlere kadar sürerdi. Zaman zaman da genç futbolcular da katılırdı. O gün bir çocuk geldi. Esmer orta boylu sempatik. Ne yalan söyleyeyim onların maçlarını çok yakından takip etmediğim için isimlerini pek bilmiyordum. 1-2 saat sohbet ettik. O süre sonunda gülmekten masanın altına düştüğümü hatırlıyorum. Hayat dolu, cıvıl cıvıl, neşeli, kendine güvenen bir gençti. “Senin ismin ne?” diye sordum. “Arda Turan abi” dedi. Sonra gitti yattı diğer arkadaşları ile birlikte.
Şimdi o günden bu yana bakıyorum. Nereden nereye gelindi. O genç, Türkiye’nin en büyük yıldızı oldu. Ancak daha genç yaşında kaldıramayacağı kadar sorumlulukları da taşımaya başladı. Şimdi diyorlar ki “O İzmir’de ki Arda ile bugünkü Arda ile arasında çok fark var” O günkü özelliklerinin tam aksine “Üzgün, neşesiz, tatsız ve tuzsuz” bir Arda. Onun hayatındaki en önemli günlerindeki en büyük şanssızlığı Galatasaray futbol tarihinin en kötü yönetimine sahip olmasıydı. Öylesine bir değeri yerle bir ederken ona bir kez bile yardımcı olunmadı. Bir futbolcuya yardım etmek sadece onun giydiği kıyafete karışmak demek değildir. Eğer ona bu yaşta Galatasaray kaptanlığını veriyorsan onun en büyük destekçisi sen olacaksın demektir. O güne kadar belki de mahalle takımında bile kaptan olmayan Arda’yı Galatasaray’da yetkili ve kaşar ağabeylerinin başına dikerken 10 kere düşüneceksin. Ya hep yanında olacaksın, ya da onu kaptan yapmayacaksın. Çünkü Galatasaray futbol takımı öyle bir takım ki yıllardır yeniçeri ocağı gibi kulüp içinde istedikleri kazanı kaldırıp indirebiliyorlar. O ocağa hükmetmek çok zordur. Hele Arda için çok daha zordur. Ve tabii ki futbolcular ona hiç yardım etmedi. Öğüt vermediler. Yol göstermediler. Hatta dudak büküp kapalı kapılar ardında sürekli dedikodu yaptılar. Her iş yerinde olabilecek olayların aynısı yaşandı Florya’da. Kıskançlık ve öfke. Hepsi vardı. Ve şunu asla düşünmediler. “Arda gibi yeteneği kaybedersek, hepimiz kaybederiz.” Şimdi belki onlara dank etti. Ama artık çok geç. Orada kaybeden sadece Arda değil orada bulunan herkes kaybetti. Liderlerini kıskançlık nöbetleri içinde göz göre göre kaybedenlerin bugün “Neler oluyor?” diye sorma hakları yok. Arda bugün bir şekilde gidecek. Sizin sahip çıkmadığı o adama başkaları daha iyi sahip çıkacak. Hem de seyircisiyle, yönetimiyle ve camiası ile birlikte. Belki orada kaptan olmayacak. Ancak burada yaşadığı tecrübelerle saha içinde değil saha dışında da önce insan nasıl olunur onu çok iyi öğrendi Arda. Belki de bizim bile asla yaşayamayacağımız tecrübelerle donandı genç Arda.
Tabii bu söylediklerim sadece Florya’da bulunan futbolcularla ilgili değil. Buna taraftar ve yöneticiler de dahil. Ve onlara soruyorum. “Neden Arda’nın yüzü milli takımda gülüyor?” Bunu yanıtlamaları herhalde çok kolay. Çünkü sizlerden uzakta. Çünkü üzerinde milli forma olduğu için kulüp forması hırslarından uzak seyirci desteğini alıyor. Özellikle diğer takımlardan gelen arkadaşları ona büyük saygı ve sevgi gösteriyor. Teknik direktör yanından bir an olsun ayrılmıyor. İşte Arda’nın bu kadar basit insani duygulara ihtiyacı vardı. İşte bu basit duygu ihtiyaçları bile insanı o kadar değiştirebiliyor. Ve siz ona 1 gramını bile veremediniz. Kök salmaya, topraktan beslenmeye de gerek yoktu. Sadece havadaki nem bile ona yeterdi. Ama siz o nem bile olamadınız.
İnşallah sizlerin ona veremediklerini başkaları verir. Verecektir de. Emin olun onu reyting canavarlarına da vermeyecekler. Ve Galatasaray Kulübü olarak da kına yakın. Arda artık yok. Kim bilir belki önümüzdeki 50 yıl içinde bir Arda bulursunuz. Hepinize hayırlı olsun.