Deplasmanı hak etmek
TAMAM deplasmanıma dokunma. Dokunma da bunlar ne. Biz dokunma dedikçe yaşananlar hem federasyonu hem de kulüpleri haklı çıkarıyor. Zaten ortam gerilmiş. Taraftara bak futbolcuya bak. Herkes birbirine giriyor. Milli maç bile tanımıyorlar. Hatta Ay-Yıldız'ı bile. Şimdi nasıl diyelim deplasmanıma dokunma. Sahada çakmak, cep telefonu, bozuk para, futbolcu el-kol hareketleri, küfürler havada uçuşuyor. Bir de yasağın olmadığını düşünün. Eğer bu yasağın kalkmasını istiyorsak herkesin hak etmesi lazım. Şu durumda hak etmiyoruz. Ve maalesef kulüpler birliği de haklı duruma düşüyor. Bir de şu var. Beşiktaş taraftarını anlamak mümkün değil. Bir yanda Van'a dikkat çekmek için soyunuyorlar ama maç sonunda da yerde yatan oyuncuya çakmak dahil her şeyi atıyorlar. Bu nasıl bir çelişkidir.
***
Eleştirirken düşünebilmek
Şimdi milli maça bakalım. Volkan ile Emre, ultrAslan'ın olduğu tribüne küfür etti. Hatta küfürler yüzünden ikisinin milli kariyerlerinin bile sona ermesi gerektiği görüşünü savunan spor yazarları var. Ama futbolcular da diyor ki, tribünler sürekli küfür etti. İki taraf da tahrikten şikayetçi. Şimdi son maç. Roller değişti. Bu sefer küfür eden ve edep yerlerini gösteren oyuncular G.Saraylı futbolcular. Bu kez de G.Saray diyor ki tribünler küfür etti, yabancı madde attı, tahrik ettiler. O zaman geçen haftaki mantıkla Engin ve Melo, G.Saray'dan gönderilmeli mi? Demek istediğim savunma yaparken ya da sallamak için sallarken iki kere düşüneceksin. Bu ülkede her şey unutulur ama; bu olayın arası çok kısa, o yüzden hemen hatırlanıyor. Konuyu şöyle özettim. A-Futbolcu seyirciye küfür edemez. B-Seyirci de futbolcuya küfür edemez. C- Her iki tarafın da edepli yollardan protesto hakkı vardır. Bu kadar basit. Önce geçen hafta ortalığı kasıp savuran yazar arkadaşlarımız ya da ağabeylerimiz bunun farkına varmalı. Varamazsan dünkü olaydan sonra öyle kalırsın. Ama bunu anlarsan ona göre yorum yaparsan sorun çözülür.
***
Değişen profiller
Geçen hafta yazacaktım fırsat olmadı. Konu da kapandı. Daha doğrusu fazla uzatılmadı. Ama vahim bir durum. Hala daha vahim benim için. ultrAslan'ın genel koordinatörü televizyona çıkıyor, kendi kulüp yöneticisi Sedat Doğan'ı neredeyse tehdit ediyor. "Görevi bırak yoksa gereğini yaparız"... Ve aynı televizyona karşılıklı bağlanıyorlar. Sedat Doğan belki çok hata yapıyor ama ne olursa olsun bir Galatasaray yöneticisi. Bir taraftar kendi yöneticisine kamuoyu önünde o şekilde konuşamaz. O zaman amacını aşmış olursun.
Doğan o kadar laf yiyor ve işi kurtarmaya çalışıyor. Zor durumda kalıyor. Sonra da kapatıyor. Bir duruş sergileyemiyor. Yaptığının arkasında duramıyor. Burada nerede hata var derseniz; hepsi baştan sona kadar hata. Eğer 'ne var bunda' diyorsanız o zaman sizin bileceğiniz bir iş. Galatasaray'da taraftar profili de değişti, yönetici profili de; bu bir gerçek... Bir de şu var: Elbette yönetici taraftarla bir araya gelir, dertleşir ama böyle değil. 10 yıl önce bu kulüpte böyle bir olayı kurgulamak ya da hayal etmek bile mümkün değildi. Bugün ise sadece Galatasaray'da oluyor.
***
Emre nasıl birisi?
Emre'nin bende kredisi çoktur. Neredeyse çocukluğundan beri tanırım. Kimse tanımazken Zeytinburnu'nda oynarken takip ediyordum. O zamanlar kırmızı yanaklı utangaç bir çocuktu. Büyüdü, utangaçlığı geçti. Ama saha dışındaki efendiliği geçmedi. Bugünlerde çok soruyorlar. "Emre nasıl birisi?" diye. Anlatıyorum ama her geçen hafta anlatmakta zorlanmaya başladım. Son maçlarda eğer ben "yeter artık Emre" diyorsam, durumun vahametini düşünün. Bir gün kendini tokatlayacak diye korkmaya başladım! Çünkü tek kavga etmediği kendisi kaldı Fenerbahçe'nin böyle bir döneminde böyle bir Emre'ye ihtiyaç yok. Fenerbahçe'nin böyle bir döneminde toparlayıcı, sakin, arkadaşlarına, hocasına, seyirciye, hakemlere ve rakiplerine saygılı bir Emre'ye ihtiyacı var. Bir gün gelir ona artık kimse yardım edemez. Kendi kulübü bile...
***
Düşerciler ve düşmezciler
Şu anda bakıyorum. Spor camiası ikiye bölünmüş durumda. Birinci grup 'Fenerbahçe'yi düşürün' diyenler. Ortalığa gaz vermekte birebirler. Ya da kendilerini haklı çıkarmaya çalışıyorlar. İkinci grup 'Fenerbahçe düşmez' diyenler. Onlarda her türlü yönlendirme peşinde. Ortalık toz duman. Herkesin derdi ayrı. Ama 'savcılığı, mahkemeyi ve federasyonu rahat bırakalım da işlerini rahat yapsınlar'diyen hiç yok. Rahat vermedikleri gibi bir de baskı kurmaya çalışıyorlar. Elbette herkesin söyleyecek sözü olacak. Biraz bekleyin kardeşim çatladınız mı? Dünyanın hiçbir yerinde bu tip bir olayda dört ayda karar alan bir ülke yok.
Ama bu iki grup kararını vermiş bile. "Düşer-düşmez"...
Meğer ne çok ihtiyaç varmış böyle bir olaya bu ülkede. Resmen rant oldu. Terör uzmanları, deprem uzmanları, ekonomi uzmanları ve bir de spor hukuk uzmanları. Üstelik bu uzmanlığı emek harcayarak, yani okuyarak eğitim görerek almıyorlar. Kendi üstlerine yapıştırıyorlar. Madem bu kadar ilgilisiniz hanginiz şu 6222 çıkmadan önce okudunuz? Cevap hiçbirisi (ben de dahil). O yüzden artık kimseyi dinlemiyorum. Çünkü bir şey öğrenmeye çalışırken bilgi kirliliğinde kendinizi tamamen dağılmış bir durumda bulabilirsiniz.