Keşke herkes hassas olsa
BU yıl şöyle bir söz var. "Hassas dönem aman dikkat!" Bu genelde bütün basın mensuplarına söylenen söz. Açılımı şöyle "Kardeşim her şeyi yazmayın. Gördüğünüzü, bildiğinizi de yazmayın. Ortam gergin. Gazetecilik yapmayın!" Tamam ortamı germemek için bunu bir yere kadar kabul edebilirim. Hatta bu konuda aşırı dikkatliyiz. Ama 'gazetecilik yapma' deniliyorsa ona katılmam mümkün değil. Ayrıca hassas olan sadece onlar mı, medya hassas değil mi? O zaman niye bu hassasiyeti herkes karşılıklı göstermiyor.
Şimdi geçen hafta Galatasaray muhabirimiz Erhan Telli, Melo-Riera olayının perde arkasını yazdı. Kavganın Florya'nın güvenlik kameralarına yansıdığını ve olayın vahametinin bütün futbolcular tarafından izlendiğini yazdı. Sonra haberin çıktığı gün Galatasaray internet sitesi isim vererek bizi yalanladı. Biz doğru olduğunu biliyoruz. Onlar da biliyor ama yalanladılar. Ortam hassas ya belki de ondan. Sonra dün Ümit Karan, TV 8'de aynı görüntülerden söz etti. Florya'da güvenlik kameraları olduğunu ve bu görüntüleri kendisinin de izlediğini belirtirken, bizim haberin neredeyse tamamını anlattı. Ümit Karan söylemese de bizim için haber zaten doğruydu, bir yerde malumun ilanı oldu. Ayrıca doğru olduğunu bile bile böyle bir yalanlamayı yazmak nasıl bir duygudur çok merak ediyorum.
Yine geçen hafta Nevzat Şakar olayı yaşandı. Volkan'ın sahaya atılan bıçağı eldivenin içine sakladığını iddia etti. Bu sözleri Atilla Türker'e söyledi. Atilla 3 kez kendisini uyardı; "Bakın bunu yazıyorum" diye. Ama her seferinde yanıt aynıydı: "Yaz kardeşim". Biz de yazdık. Hatta dönem hassas diye hiç yapmadığımız bir şeyi yaptık. Atilla haberi mail ile Trabzonspor Kulübü'ne gönderdi. Yani bir kez daha teyit etmek için sorduk. Hiçbir yanıt gelmedi. Bunun üzerine haber kullanıldı. Tabii ertesi gün kıyamet kopunca Trabzon'da da kıyamet koptu. Nevzat Şakar her yerde Atilla'nın izni olmadan bu yazıyı yazdığını ve bize "Yazmayın vazgeçtim" diye mail attığını söyledi. Oysa Atilla'ya gelen mail falan yoktu. Teknik servisi ayağa kaldırdık, yine baktık böyle bir mail yok. Sonra servisteki arkadaşlardan birinin aklına geldi. Muhtemelen maili yanlış adrese gönderdiler diye. Araştırdık gerçekten de gönderdikleri mail İzmir'e gitmiş. Yani sonuçta böyle bir mail var ama bize gelen mail yok. İzmir'deki maili alan arkadaşla da konuştuk ve mailin kendisine geldiğini söyledi. Bu arkadaşın ismi Atakan Kaya ve 27 yaşında, üstelik Trabzonspor taraftarı. Mail adresi de Atilla'nın mail adresi ile çok benziyor. Olayı sosyal medyada paylaştı. Atilla Türker'in haklı olduğunu söyledi. Ama Trabzonspor Kulübü buna rağmen bize gelmeyen maili kendi sitesine koyup gelmiş gibi Atilla Türker'i eleştirdi. Mailin gelmediğini aynı gün öğrendiler ama bunu bile bile yazıyı sitede tuttular. Ve gariptir hala daha bu yazı duruyor. Tamam dönem hassas. Ama hassas diye bu kadar kırıp en kolay yolu seçmenin anlamı nedir? Sadece kendilerinin kırılacağını, başkasının hiç önemli olmadığını düşünmek ne kadar doğrudur. Haklıyı göz göre göre kamuoyunun önüne atmak ne kadar etik olur? Sadece medya mı hassas olmalı? Ve medya da gerektiği zaman bir özrü hak etmiyor mu? İki kulüpten de bir şey geleceğini sanmıyorum. Belki de yine bizi haksız çıkarmaya çalışacaklardır. Gerektiğinde hata yaptığımızda biz nasıl özür diliyorsak bu kez aynısını biz de bekliyoruz. Gelmezse de canları sağolsun. Onlara olan saygımız yine azalmaz. Sadece şu var, biz onların ne kadar farkındaysak, onların da bizim gazeteci olduğumuzun farkında olmaları gerekir. İki kulübümüzün de ve hatta diğer kulüplerin de haksız oldukları zaman kendilerini haklı çıkarmak için topu medyaya atma yolunu bir an önce değiştirmesi gerekiyor. Bu taktik dünyada 100 yıldır yapılıyor ama artık günümüzde sadece kendi taraftarının bir bölümünü inandırmaktan başka bir işe yaramıyor.