Bilgi kirliliğinde yuvarlanmak
Şimdi olaya farklı yönleriyle bakmak lazım.
Belli ki, Aziz Yıldırım’ın tahliye kararı ve aldığı cezaların ardından dosyanın tüm sorumluluğunun Yargıtay kapısına bırakılması nedeniyle bu sene de çatır çatır tartışmaların devam edeceği bir yıl olacak.
Yani konuşulacak konu yine var. Bağıracak, iddia edilecek, kavga edilecek, tahminlerde bulunulacak ve önümüzdeki sezondaki maçlardan sonra yine en çok bu konu konuşulacak. Bir yıl daha bu işin reytingi sürecek. Son yaşananların, birçok kişi açısından daha doğrusu mesleki açıdan sevindirici bir olay olduğu bir gerçek.
Ama bir de daha bugünden belli olan bir başka olay var. Ve özellikle bu konuya dikkat edeceğim. Çünkü bu konuların artık geri dönüşü olmamasına rağmen, insanların üzerinde ne kadar duracağını takip etmeye çalışacağım.
Bir tanesi; kupanın Trabzonspor’a verilip verilmeyeceği. Bu konunun gündeme gelmesi kesin. Ben hemen söyleyeyim. Böyle bir şey olmayacak. Anayasanın 59. maddesine göre Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu’nun verdiği karar hiç bir makam tarafından değiştirilemez. Yani Anayasa hükmüyle bu yol kapatıldı. Futbol hukuku olaylı sezonun şampiyonunun Fenerbahçe olduğunu söylüyorsa, bu karar son karardır. Trabzonspor, mahkemeye de gitse itiraz da etse o kupanın el değiştirmesi mümkün gözükmüyor. Trabzonspor, elbette federasyona itiraz edebilir. Ama o itiraz ilk görüşmede geri gönderilir. Ben sadece olacakları söylüyorum. Trabzonspor, isterse yüzlerce hukukçu ile toplantı yapsın bu karar değişmez. Ayrıca bütün kulüplerin Tahkim Kurulu’nun kararının bağlayıcı ve son karar olduğunu kabul ettiğine dair imzası vardır. Ancak bu bile çok önemli değil. Çünkü dediğim gibi zaten Anayasa bu yolu tamamen kapamıştır. Bu kararı artık Tahkim Kurulu’nın kendisi dahi bozamaz. Ve şu var mahkemeye dahi gitme hakkı da yoktur. Giderse de yeni bir Ankaraspor olayı tekrarlanır. Tahkim Kurulu da futbolun yargıtayıdır. Doğru ya da yanlış. Futbol hukukunun verdiği karar budur. Bazen ceza hukuku ile futbol hukukunun verdiği kararlar arasında farklar olabilir. Ama ikisi de verdiği kararlarda yanılabilir. Bu bir gerçektir. Hukuğun gerçeğidir. O yüzden futbol hukuku ve ceza hukuku diye ayrılmıştır. Tabii ki insanların fikirlerine, görüşlerine ve duygularına isteklerine saygı duyuyorum. Ama ne olursa olsun bazen kağıt üzerinde yatan gerçekler vardır. Ve bu gerçekler de kanunlarla bezenmiştir. Bu benim olaylara bakış açımla ilgili değildir. Sadece yaşayacağımız gerçeklerdir.
Bir de UEFA konusu var. Bu olayın perde arkasını geçen hafta yazmıştım. Tekrar söylüyorum. Dosya hala açık olmasına rağmen Fenerbahçe bu sene Şampiyonlar Ligi’nde oynayacaktır. En basitinden şunu söyleyeyim. Eğer UEFA, mahkemenin kararını beklemek isteseydi beklerdi. Arada sadece bir hafta vardı. Ve üstelik kura çekiminde Fenerbahçe olmadığı için açıklama zorunluluğu da yoktu. Mahkemeden sonra kararını verirdi. Çünkü UEFA, ceza hukukunu değil futbol hukukunu esas almıştır. Asıl büyük tehlike eğer geçen hafta UEFA o kararını açıklamasaydı gerçekleşecekti. O zaman bu durum UEFA, TFF’ye güvenmiyor ve mahkemenin alacağı kararı bekliyor anlamına gelecekti. O zaman da toptan yanmıştık. Avrupa Şampiyonası’nın basın için hazırladığı özel sitede bu konu hakkında yapılan açıklama zaten olayı özetliyordu: “Fenerbahçe bu sene yapılacak olan Şampiyonlar Ligi maçlarına katılacaktır.” Dosyanın açık olduğunu dahi yazmıyordu. Zaten bu karar, Disiplin Kurulu tarafından tüm dosyalarla alındı ve hazırlandı.
Bazı arkadaşlar hala Disiplin Kurulu’nun toplanmadığını düşünüyorlar ama yanılıyorlar. Ayrıca da Fenerbahçe, her ne kadar TFF’nin kararı ile olsa da geçen sene bir yıl ceza almıştır. Ayrıca bu ceza tamamen UEFA’nın baskısı ile alınmıştır. Yani Fenerbahçe ceza yemiştir.
Ben burada Fenerbahçe’nin şike yapıp yapmadığını tartışmıyorum. O farklı bir şey. Kirli futboldan kurtulmamız gerektiğine inananların arasındayım, ama bir de farklı gerçekler var. O gerçekleri de görmek lazım. Boşuna edilen sözlerle insanların aklını bulandırmamak gerekiyor. Ve yanlış hayallerle insanları yönlendirmemek gerekiyor. Bizim sorunumuz bir çok konuda bilgi sahibi olmadan sadece kafadan, tahmin ederek ya da duyguları ile konuşmak. O yüzden hiç durmadan bilgi kirliliği içinde yuvarlanıp duruyoruz.