UEFA tombalası!!
Ahmet Çakar televizyonda çakma kura çekimi yapıyor. Yapıyor ama belli ki orada bir şeyler karıştırıyor. Bunun UEFA'da da yapıldığını ve sıcak top-soğuk top olduğunu iddia ediyor. Bunu kanıtlamaya çalışıyor.
Hemen söyleyeyim; bu kadar basit değil. Yani UEFA'da kura çekimlerinin bu kadar komik şekilde yapılması mümkün değil.
Anlatalım; UEFA'da bu işi bir komite yapıyor. Hem de ilk turlardan son turlara kadar. Perde arkasında herkes birbirini denetliyor. Komiteyi de gözlemciler. Bu komite ülke federasyonlarından gelen isimlerden oluşmuş. Bazıları da çeşitli kulüplerden geliyor. Ve bu komite öyle UEFA'nın kadrolu elemanı değil. Yani belirli zamanlarda bu komisyonun yerine yeni isimler geliyor ve değişim devam ediyor. Böyle bir sistem varken sıcak top yapılması ne kadar mümkün? Bu kadar insanın çalıştığı bir kurumda sizce yıllardır bir kere bile sızma olmaz mı? Yani adam UEFA'dan ayrıldıktan sonra bu durumu anlatmaz mı? Ya da kendi ülkesinin takımı mağdur olduğunda "kardeşim ne oluyor?" demez mi, sesini çıkarmaz mı ya da ülkesine şikayet etmez mi? İyi de Real MadridManchester United eşleşirken topları ısıtmayı mı unutmuşlar? Çakar bir şov yaptı nasıl yaptı ancak kendi bilir. Ama söyleyeyim; UEFA'nın torbası bildiğimiz iki torbalı tombala torbası değil.
Dibe vuran kurullar
Gökhan Zan olayı enteresan bir durum. TFF kurullarının dibe vurmasıdır. Daha önce de vurmuşlardı ama bu kez tam dibe oturdular. Herhalde aleni bir eylem varken gösterilen kırmızı kartın ertelenmesi günümüz Türk futbolunun en şaşırtıcı olaylarından birisidir. Bu, Rüştü olayı gibi bir durum değil. Gökhan'ın bir darbesi var ama rakibi kendisini sakınıp bu darbeyi almamış. Yani teşebbüs ortada. İlle de suratının ortasına çakması gerekmiyor. Yani kırmızı kart. Ve böyle bir olayda ilk kez bir futbolcu gösterilen kırmızı kart sonrası Tahkim Kurulu kararı ile ilk maçta oynayabiliyor. FIFA der ki; en az cezasının yarısını çekmek zorunda. Yani iki maçın birini oynamaması şart. Ama FIFA da kimmiş? Herkes bildiğini okur bu ülkede. Kanunu yeniden yazar ve uygular. Bir TFF üyesi diyor ki "Ben böyle bir karar görmedim. Olacak iş değil. Tarih yazdılar. Olan yine TFF'ye oluyor." Haklı ama bir şey de yapamıyor. Atsan atılmaz satsan satılmaz. Diyeceksiniz ki; Tahkim Kurulu'nun neyi doğru ki bu olsun. Onda da siz haklısınız. O yüzden bu ligdeki sevgili büyüklerin hiçbir şey konuşma hakkı yok. Tüm bunlar yaşanırken, paçalarını her seferinde bir şekilde kurtarırlarken ortaya çıkıp şikayet etmeleri o kadar komik oluyor ki... Bir de şu var. Demirören yönetimi yeni sezonda ne yapıp yapıp çivisi çıkmış bu kurulları yenilemek için bir yol bulmalı. Aslında sadece bir yol var. Seçime gitmeyeceğine göre kurullarla oturup "Kardeşim bu iş sizlerle olmuyor. Yapamıyorsunuz" deyip, istifaya zorlamak. Herhalde buna rağmen kalacak kadar yüzsüz değillerdir. Bu ülke yeni sezonda aynı merkez hakem, hukuk, disiplin ve tahkim kurullarını bir daha kaldıramaz.
Şaşırmamak lazım
3 Temmuz sürecinde en çok konuşulan isimler Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor oldu. Ama içlerinde en ağır hasarı alan taraf da tartışılmaz bir şekilde Fenerbahçe. Başlarına gelen olaylar normal şartlarda bir kulübü kesinlikle yerle bir eder. Toparlanma süresi yıllar alır. Ama bakıyorsunuz ilk yıl Türkiye Kupası'nı almış, ligi yarım puanla Galatasaray'a kaptırmış; ertesi yıl mart ayının sonlarına gelirken üç kupada da iddiası devam ediyor. Şimdi dönüyoruz Trazonspor'a. Fenerbahçe kadar ağır hasar aldı mı? Kesinlikle hayır. Ancak bugünkü durumuna baktığınız zaman sanki o süreci Fenerbahçe değil Trabzonspor yaşamış gibi duruyor. Üstelik sadece futbola dönük bir takım. Öyle bir çok kulvarda işi yok. Odaklanması gereken tek yer futbol. Peki neden böyleler? Çünkü iyi yönetilmediler. Elbette haklarını arayacaklar. Buna bir itirazım yok. Ama her şeyin yolu yordamı var. Kurarsın bir komisyon onlar uğraşır. Fakat öyle değil. Şehrin futbola olan konsantrasyonunu bozdular. Şampiyonlar Ligi'ne katılmalarına rağmen gidenlerin yerine hiçbir şekilde yatırım yapmadılar. Hatalı transferlerle takımı doldurdular. Herkesle kavga ettiler. Bu işin antipatiden değil sempatiden geçtiğini unuttular. Taraftarlara herkesin Trabzon'a düşman olduğunu düşündürdüler. Kulübü ve şehri ayrıştırdılar. Sadece şehrin değil takımın da konsantrasyonunu bozdular. O süreçte kendilerini taşıyan hocaları ile bile medya önünde kavga ettiler. Birliği bütünlüğü sağlayamadılar. Eğer bunları yapıyorsan şu andaki duruma da çok şaşırmamak lazım.