Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        İbrahim Hacıosmanoğlu, Trabzonspor camiasına hayırlı olsun.

        Yeni başkanın en büyük projesi, daha seçilmeden belliydi. Muhtemelen seçimi de bu politikası ile kazandı.

        Her türlü mücadeleye elbette saygım var. Nasıl 3 Temmuz sürecinde Fenerbahçe taraftarına büyük saygı duyduysam, Trabzonspor'un adalet istemesine de saygı duyuyorum. Ancak şu var; uygulanan yolun ne kadar hatalı olduğu Sadri Şener zamanında ortaya çıktı. Zaten yeni başkan da ilk konuşmalarında bundan söz ediyor. Ancak dikkat ediyorum, İbrahim Hacıosmanoğlu'na iki gündür bir soru var ki hiç sorulmuyor. Ne basın toplantısında, ne de televizyonlarda... Başkan kupayı istiyor. Ve hatta 'buraya getirecekler' diyor. Peki nasıl gelecek? Hangi yolla gelecek? Yol haritası nedir?

        Çünkü onlar için ortada bir sorun var. Listelerinde bir tek hukukçu yok ama muhtemelen bu sorunun yüzde yüz farkındalar. Tahkim Kurulu son kararını verdi. Bu karara göre 2010-11 yılının şampiyonu Fenerbahçe. 'Sahaya yansımadı' dedi ve kişileri suçlu buldu. Elbette buna itiraz edebilirsiniz. Ya da 'doğru değil' diyebilirsiniz. Ama ortada bir karar var. Ve Tahkim Kurulu'nun kararı da değişmiyor. Anayasa tarafından korumaya alınmış. Hiçbir makam dokunamaz bu karara. Yani nihai karar verilmiş durumda.

        Tek bir yol var. O da yeni delliler olursa. Ama dosya aynı dosya. Mahkemedeki dosya da aynı, TFF'deki dosya da aynı. Yani farklı bir delil yok. Dolayısıyla Yargıtay'ın muhtemel bir onama kararı bile Tahkim'in kararını değiştirmeyecek. Elbette itirazlar olacak. Ama yasanın şike tanımı ile TFF talimatının şike tanımı farklı, yargılama ilkeleri farklı. Yani iki kurumun da aynı kararı almasını beklemek mümkün olmayabilir. İki kurumun aldığı karar da birbirini etkilemiyor. Yani kısacası Tahkim Kurulu'nun kararı, hiçbir şekilde değişmeyecek.

        Birde UEFA yanı var. Yargıtay kararı onları da etkilemiyor. Çünkü hatırlarsanız UEFA, TFF'ye 'mahkemeyi beklemeyin kararı siz verin' demişti. Onlar da kararını verdi.

        Bunları yazarken kendi başıma yazmadım. Kendi bilgimi, en azından 5 hukukçuya danışarak ve UEFA ile konuşarak güncelledim. Ve hepsi de aynı şeyleri söylüyor. En önemlisi de "Bu olacakları, kararın değişmeyeceğini herkes biliyor" ifadesini kullanıyorlar. O yüzden, yeni başkanın bu konuda yapabileceği bir şey yokken, izleyeceği yolu ben de gerçekten çok merak ediyorum. Ama en azından bu mücadeleyi verirken, kendi taraftarlarına bunlardan da söz etmeli. Tekrar ediyorum bunları ben söylemiyorum. Hukuk söylüyor, anayasa söylüyor, bu işin içindeki yetkililer söylüyor. Hayır bunun böyle olmadığını ya da olmayacağını iddia edenler varsa, tabii ki dinlemeye, öğrenmeye hazırız.

        3 Temmuz'dan sonra çok şey oldu. Elbette birçok şeyi tasvip etmiyoruz. Futbolun bu hale gelmesinden rahatsızlık duymamak mümkün değil. Her kararın arkasında olmamız da söz konusu değil. Ama kimine göre hatalı, kimine göre doğru; ortada verilmiş bir karar var. Zaten hangi karar verilirse verilsin, geriye kalan yüzde 50'lik kesim kesinlikle mutlu olmayacaktı. Şimdi böyle zor amaç için mücadele etmeyi eleştirmek söz konusu olamaz. Ama bir mücadeleyi verirken asıl amaç, insanları birbirine düşürmemek, kırdırmamak, nefretin boyutlarını çoğaltmamak, sokağa taşırmamak, söylediğiniz her söze müthiş dikkat etmek olmalı. Bu yolla bugüne kadar kimse bir şey elde edemedi. İşte burada Trabzonspor'un yeni başkanına büyük bir tarihi görev düşüyor.

        Frene basma zamanı

        Şimdi nereden nereye geleceğim... Sevgili kulüplerimiz her fırsatta birbirine kirpi okları gibi atışlar yapıyorlar. Her kapı arasında bile sadece kendi menfaatlerini koruyarak rakiplerini yerle bir etmeye çalışıyorlar. Hem de her türlü kaş yararak ve göz çıkartarak. Ve özellikle dört büyük güzide kulübümüz.

        Ama bir şeyin farkında değiller. TMSF, Digiturk'e el koydu. TMSF elbette sözleşmenin şartlarına uyacak. Uzun vadede neler olur bilmiyorum. Ama şu var; ufukta muhtemel yayın ihalesi gözüküyor. Ve şu bir gerçek ki yeni ihalede artık yıllık 424 milyon dolardan söz etmek olanaksız gibi duruyor. Aslında ben bu olayın sadece yayın ihalesi ile sınırlı kalacağını düşünmüyorum. Futbol sektöründe kartlar yeniden dağıtılacak. Bu rakamlar aşağılara düşecek. Yeni ihalede hiçbir kurumun 424 milyon dolar vereceğini düşünmüyorum. Haklılar da. Çünkü el birliğiyle ligimizin fiyatını zaten yerle bir ettik. Bu küçük büyük herkesi mali olarak sarsacak. Bir de vergi borçlarından artık eskisi gibi kaçış olmayacak. Düzgün ödeyenlere haksızlık yapılmayacak. UEFA'nın ve yeni kulüpler yasasının mali kriterleri de cabası. Her kulüp için bol para saçma ve şuursuzca borca girme kesinlikle bitecek. Ve bugün birbirine sürekli sallayan özellikle büyükler, ihalede o rakama ulaşabilmek için birlik olmak zorunda kalacaklar. Yani yarın Ünal Aysal, Aziz Yıldırım, Fikret Orman ve İbrahim Hacıosmanoğlu ortak bir politika için gizlice toplanırlarsa, sakın şaşırmayın.

        O yüzden ne tür fren kullanacaklar bilmiyorum. Ama ilerleyen zamanda hepsi birbirine muhtaç duruma gelecek.

        Diğer Yazılar