Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Aslında Fenerbahçe’nin bu futboluna hiç şaşırmadım. Çünkü bu takım garip bir takım. Kolaydan uzak ama strese hep yakın. Ortalık toz duman, TFF’ye yürüyüş var, seyirci cezalı, rakipler yaklaşmış. Öyle bir duruma düşüyorlar ki sanırsınız üflesen dağılacak artık toz şeker gibi. Dün bence öyle bir görüntü vardı. Hatta ben kader maçı görüyordum Gençlerbirliği karşılaşmasını... Ama öyle iyi bir top oynadılar ki artık bu takımın strese girmekten zevk aldığını düşünmeye başladım. Bunu hep yapıyorlar. O yüzden dünkü görüntülerine şaşırmadım. Maç 90 artı 3 oynandı. İlk dakikadan son dakikaya kadar aynı özgüven, aynı hırs, aynı mücadele gücü ve yüksek enerji. İlk yarı dört tane yüzde yüz ikinci yarı bilmem kaç tane. İkinci yarının ilk diliminde top altı pastan çıkmadı. Maçın iki penaltıyla bitmesi gerçekten enteresandı. Gençlerbirliği sezonun en ağır hasarını alabilirdi, ucuz kurtardı.

        Maçın tartışılmaz imparatoru Alper Potuk’tu. En sonunda yandan kurtulup dikine gitmeye, sarsmaya, dağıtmaya başladı. Aylar önce Ersun hoca ile yaptığımız bir sohbette Alper’in dikine dripling yapan tek Türk oyuncusu olduğunu ve bunu açığa çıkarması gerektiğini söylemişti. Gerçekten de dediğini yapıyor hoca ve Alper’in bu gücünü açığa çıkarıyor. Dün Gençlerbirliği’ni tek başına dövdü. Köşeye sıkıştırdı bitirdi. “Ben bu maçı vermem” dedi ve vermedi.

        Tabii bir de çok şanslı bu Alper Potuk. Fenerbahçe’de Ersun hoca, milli takımda Fatih hoca. Gerisi sadece ona kaldı. Ya yürüyüp gidecek ya da sıradan olacak. Bence yürüyecek.

        Şimdi sadece Alper değil tabii... Sakatlar iyileşince sistem ve kadro da oturmaya başladı. Eskişehir, Sivas ve Elazığ maçlarında kötü değildi Fenerbahçe. Sadece oyun içinde sürekliliği yoktu. Dün vardı. Bu sürekliliğe yeniden kavuştu. Ense dibinden rakibe yapılan baskı, izlerken bile adamı yoruyor. Fenerbahçe’yi bu sene buralara getiren bu özelliği. Ne zaman eksik yapsa ya da idare etmeye çalışsa olmuyor. Puan kaybediyor.

        Ayrıca Gökhan Gönül faktörü de var... Caner ile ikisi dün ilk dakikada kanat bindirmeleri ile baskıyı kurdu. Özellikle Gökhan, bu sezon en iyi maçlarından birini oynadı. 93. dakikada hala sıfıra gidip orta yapıyordu. Zaten Kadıköy’de üç futbolcu gününde olsun Fenerbahçe maç kaybetmez.

        Bir de Kuyt var. Tüm iyi niyetimle izledim. Çünkü bu oyuncuya saygı duyuyorum. Ama büyüteçle bakmama rağmen biraz Gökhan’a destek olması dışında katkısı nedir bir türlü çözemedim. Yani nasıl oynuyor bilemiyorum.

        Fenerbahçe’nin en büyük eksiği son vuruşlar. Orada bir sıkıntı var. Ya son deplasman maçları panik yaptırdı ya da bencillik ön planda. Örneğin Emenike. Hoca olsam hemen soyunma odasında tek ayak üstünde ceza veririm. Golcü bencil olur tamam. Ama bu kadar da değil.

        Son olarak şu var. İkinci penaltıyı neden Emre attı? Bir dakika önce bileğine tekme yemiş penaltı atıyor. Hem de acı içinde. Böyle bir riske neden girilir? Bu takımda başka penaltıcı yok mu?

        Diğer Yazılar