Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Hep "Pis magazinciler!" değil mi? Hep açık ararız, afişe ederiz. "Özel hayat" nedir bilmeyiz. Hı hı oldu. Ah, her gün elimizden geçen, ancak yayınlamadığımız haber ve fotoğrafları bir görseniz, bilseniz!
Mesela önceki gün, ünlüleri iğne ipliğe dönüştüren yaşam koçlarından birinin, bir reklam filmi çekimi için hazırlanırken çekilen fotoğrafları geldi elimize. Çekim için ısınma hareketleri yapan "koç" hanım, kısacık bir şort giymiş. Buraya kadar her şey normal, ancak fotoğraflardan anladığımız üzere şorttan başka bir şey giymemeyi tercih etmiş. Isınıp esnerken de hoop! Frikiğin alasını verivermiş.
Bu fotoğraflar o her şeyine (nedense) çok özendiğiniz İngiliz basınının eline geçse anında yayınlarlardı (mecburen buzlayarak!). Biz yayınlamamayı tercih ettik. Gerek görmedik. Çoğu kez yaptığımız gibi...
Siz yine de bizi "kötü" bilin. Biz "Aman bunun çoluğu çocuğu var", "Adres gibi bilgiler vermeyelim", "Çok kötü duruma düşer", "Bu başlık bize yakışmaz" diye kendimizi-elimizi tuta tuta haber yapalım, siz "Iyyh magazinciler!" demeye devam edin. Valla bu gerçekler ışığında bilin ki o yorumlar bizim hiç umrumuzda olmuyor.
İşin özü, belki arkadaşlarımız bazı "an"ları yakalamak yahut haber atlamamak için şekilden şekle giriyor olabilir ama yayınlama kararını vermek için de şekilden şekile girdiğimiz oluyor işte. Bilin istedim.

Babası, çocuğu bırakmasana!
Dünkü gazetede belki görmüşsünüzdür. Uğur Soysal'ın haberiydi. Duman grubunun sevilen siması olarak tanınan Kaan Tangöze, küçük bebeğini otomobilde bırakıp bir kafede keyif yapmış. Uyuyan bebeği uyandırmak yerine camı aralayıp olduğu yerde bırakmak belki böyle söyleyince masum ve hatta iyi bir fikir gibi gelebilir, ancak öyle değil. Henüz evdeyken bile bir an gözünüzü ayırmamanız gereken küçüklükte olan o bebeği, pek çok (yazmamak lazım böyle şeyleri, dedim ya, bu bir seçimdir) tehlike bekler. Aman babası, onu herkesten çok senin düşündüğünden kimsenin şüphesi olamaz ama o daha çoook küçük, yalnız bırakmasana.

Lahmacun, sergi, bienal ve barbarlık...

Şimdi sergi ve bienal zamanı. Nereye yetişeceğinizi bilemiyorsanız bende birkaç tavsiye birikti. Buyrunuz işte ufkunuzu açacak, hayatınızı renklendirecek birkaç adres...

SOR KENDİNE: BEN BARBAR MIYIM?
Bilmem ki böylesi bir sorunun gerçek bir cevabı var mı? Ben, bu soruyu kendimizle ilgili sorunca öyle direkt ve tokat gibi bir "EVET" alırım ki... "Anne ben barbar mıyım?" Cevap: Evet evet evet! Tarih boyunca bize barbar mı dediler? Biz de çok mu kızdık? Ahh canım ya! Peki yalan mıydı? İnşallah cnm yhaaa!
13. İstanbul Bienal'i "ücretsiz, törensiz, davetsiz" açıldı. Gitmeyen kendi kaybeder! En azından sor yine de: "Ben barbar mıyım?" Çünkü bienalin bu yılki başlığı bu!

OTOMOBİL SERVİSİNDEN SERGİYE
Geçen hafta, dünyanın en misafirperver, en aklına eseni yapan, en tatlı insanlarından biri olan Pırıl (Güleşçi Arıkonmaz) ile sahibi olduğu PG Art Gallery'deki yeni sergi için konuşurken, biraz önce aklımıza düşen "lahmacun lüpletme" fikrini de hayata geçirmeye karar verdik. Sergi ve lahmacun, pek bir arada düşünülebilen bir ikili değil, kabul ama dediğim gibi, aklına eseni yapmak konusunda ben de az değilimdir. Neyse lahmacunları yiyip biraz hareketlenmek için "Hareket" adlı sergiye geçtik. Ayşe Gül Süter'in ilk kişisel sergisi bu. Baktım her yerde aynalar, camlar... Meğer Ayşe, gününün büyük kısmını bir otomobil servisinde geçirmiş, sergisinde de kırık camlar, yanmış araçlar arasında geçirdiği vakti sanata dönüştürmüş. Işıkla deneyleri, oynamaları işlerinin temel çıkış noktası. Görürseniz hak vereceksiniz, "Hareket" sergisi sürekli hareket halinde bir sergi.
Ayşe, sergide en çok ilgi gören "Acid Vision" serisi için şunları söyledi: "Galerinin içindeki çerçeveli aynalar son dönemdeki kafamdaki sorudan çıkmış eserler (bilgisayar/software kullanmadan gerçeklikle nasıl oynarım?). Yarı reflekte cam filmlerini kullanarak, izleyici kendi görselini çoğalmış ve renkli görmektedir. Neden mi izleyicinin kendi görseli? Herkese özel bir tecrübeleme olmasını istediğimden".
Ben, kendi yansımamda yediğim lahmacunların etkilerini gördüğüm için şimdilik sıkı bir diyetteyim! Kendi yansımasıyla derdi olan olmayan herkese de bu sergiyi görmelerini tavsiye ederim. 29 Eylül'e kadar açık.

KOMET BUNLARI YAKACAK!
Nişantaşı Abdi İpekçi'deki Çağla Cabaoğlu Gallery'ye giderseniz, daha önce de haberiniz yoksa, duvarlarda Komet şiirlerini görünce şaşıracaksın. Şaşırma, oku-bak. Şaşırıp da Komet'e (ki kendisini orada yakalamanız büyüüük şans olur, pek sanmam da), duvardaki bir şiiri işaret edip "Şu eseriniz..." deyiverirseniz "O eser değil" diyecektir gülümseyerek. Bunu da anlamadıysanız, boşverin, onunki başka bir seviye... Ama anlayanlardan, ilgilenenlerdenseniz bence bu şiir müsveddelerinden birini sahiplenin. Çünkü Komet yakında evinde ne kadar birikmiş yazılı belge varsa yakıp yok etmeyi planlıyor! Neyseki öncesinde bir tıpkıbasım ile hepsi kitaplaştırılacak. Yine de Komet'in "sadece ressam" olmadığını, şairliğini de bilenlerdenseniz dediğimi anladınız.
Kısacası, Komet'in yeni şiir kitabı "Komet Momet" için hazırlanan bu özel gösterim, resimle şiirin alakasını bilenler için kaçırılmaz bir fırsat. 19 Eylül'e kadar zamanınız var.
Bu arada açılışa kimler kimler geldi (Leyla Alaton, İnci Aksoy, Tilda Tezman, Serap Tibuk, Siren Ertan, Nuri Çolakoğlu, Faruk Bil, Ezra-Tuba Çetin gibi gibi) ama bir noktada çekilen fotoğraflardan fenalık geçiren (ve bu hareketiyle bizi hiç şaşırtmayan- onu "olduğu gibi" olduğu için daha da çok seviyoruz çünkü) Komet kaçıverdi. Görürseniz poz vermesini istemeyin, dilini çıkarabilir!

İZMİR'LE İLGİLİ EN KAPSAMLI SERGİ
İzmir'de, şu ana kadar İzmir'le ilgili yapılmış en kapsamlı sergi açılıyor. "18 ve 19. Yüzyıllarda İzmir: Batılı Bakışlar". Arkas Sanat Galerisi'nde açılan altıncı sergi bu. Sergi için Lucien Arkas Koleksiyonu'nda yer alan eserlerin yanısıra Türkiye, Fransa, İngiltere, Belçika, Hollanda ve İsviçre'deki müze, kütüphane ve özel koleksiyonlardan yaklaşık üç yüz resim ve belge bir araya getirilmiş. Zor bir iş başarılmış. Louvre, British Museum, Bibliothéque nationale de France, sergiye eser veren önemli kurumlardan bazıları. "Zor iş" dedim, çünkü bu kurumlardan bazılarından kullanım izni almak hiç de kolay iş değil.
Sergiyle ilgili aldığım bilgiler, koşa koşa İzmir'e gitmek istememi sağladı. Abartmıyorum. Belki sizin de ilginizi çeker. Sadece yolu İzmir'den geçmiş ve serginin bir parçası olan birkaç isimden örnek vereyim de : Ferdinand Maximilian, Lord Sandwich, Chateaubriand, Lord Byron, Mark Twain...
İşte bu da Victor Hugo'nun İzmir hakkındaki şiiri: "İzmir, bir prensestir/ Başında güzel şapkasıyla;/ Mutlu ilkbaharlar durmaksızın/ Onun çağrısına yanıt verir/ Ve, tıpkı bir vazonun içinde/ Gülümseyen bir grup çiçek gibi/ Denizlerin içinde/ Işıldar adaları."
Sergi 24 Eylül'de açılacak

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!