Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Banyo terliklerim nerdeeee?

Şu perdeyi kim aralık bıraktı! Daha gözümü açmadan sinirlerim tepeme çıktı işte. Bir gün de her şey yolunda gitsin. Bir gün de sinirlenmeden geçsin. Yok ı ıh, olmaz değil mi?
Zar zor açtım gözlerimi. Sanki bu anı beklemiş gibi kapıyı tıklattı Ben.
Tık tık.
Öyle de sessiz tıklatır ki kapıyı, duyabilene aşk olsun! Zaten kendisi de sessiz. Bazen elli kere sormak zorunda kalıyorum: Ne diyosuun?
Elinde tepsi kapının aralığından bakıyor. Gülümsüyor mu kısmi felç mi geçiriyor anlamaya imkan yok. Adam bir tuhaf. Dedim ya.
Çırpılmış yumurta, krep, sosis, meyve dolu tepsiye birkaç da saçmasapan çiçek koymuş. Sabah sabah burnumu gıdıklasın diye... Kaç defa dedim şu çiçek böceğe lüzum yok diye. Anlayan kim!
Kahvaltıdan sonra duşa gireceğim, pufidik havlu terliklerim banyoda değil!
"Beeen! Banyo terliklerim nerdeeee?"
Çocukların sesinden beni duymasına imkan yok ki! Neymiş onları okula hazırlayacakmış, sonra kendisi de çıkacakmış. Bana vaat edilen ilginin yarısını görsem... Ama nerde.
Bari akşama güzel bir şey pişirse.

DÜNYANIN EN KILIBIK ERKEĞİ
Yukarıda konuşan, "dünyanın en kılıbık erkeği" seçilen Ben Thompson'ın karısı Kate. Yazdıklarım tabii ki kurgu ama kendileri kurgu değil, gerçek. Haberden aynen alıyorum: Sabahları işe gitmeden önce karısının yatağına kahvaltı götüren Ben, boş vakitlerinde 2 ve 6 yaşlarındaki oğullarının bakımı ile de ilgileniyor. Aynı zamanda evin tüm temizliği ile ilgilenen Ben, çamaşır yıkayıp ütü de yapıyor. Karısı Kate, tüm gün otururken, o çalışıp para kazanıyor ve eve gelince de karısına yemek pişiriyor. Kocası Ben'in kendisine hiç iş yaptırmadığını söyleyen Kate, "Onunla sadece aşk yapıyorum. Elimi sıcak sudan soğuk suya sokturmuyor" dedi. Dergi okuyup internette sörf yapan Kate Thompson, aynı zamanda kitap yazıyor. 39 yaşındaki kadın, "Akşam yemeği için Ben'i bekliyorum. Gelince bize harika yemekler pişiriyor" diye konuştu.

ASLINDA KADIN YAZARMIŞ AMA...
Bir yere kadar erkeğe neden "kılıbık" denildiğini anlamaya çalışmak lazım. Normalde pek çok kadının zaten "doğal olarak" (düşün Hande, direnhande) yaptığı işleri bir erkek üstlenince adı "kılıbık" olmuş.
Üstelik haberde "ayrıca" ile geçiştirilen bir şey var kiiiii Kate bir yazar! Yani işsiz değil, boş oturmuyor, yazıyor.
Neyse bu "detayı" da bir yana bırakıyorum. Bu apayrı bir yazı konusu. Yani kadın erkeğe destek olunca kocaman bir NORMAL ama erkek kadına destek olunca kocaman bir SORU işaretidir ya... Neyse.
Tamam yatağa gelen kahvaltı filan biraz fazla gelebilir ama günümüzde kocası kahvede oyun oynarken kendisi tarlada akşama kadar çalışıp evin ve çocukların da tüm işlerini gören, bir de akşama yemek yapıp güleryüz gösterip sonra da o kocanın altına yatan kadınlara özel bir isim veriyor muyuz? Vermeli miyiz?
Sadece köyde de olmuyor bunlar. Etrafım eşi çalışmayan (onlar iş bulamıyor pardon) kendisi hem çalışıp hem de evle ilgilenen ve bu zaten normalmiş gibi ayakta kalmaya çalışan kadınlarla dolu...
Bu tabloda birilerine bir isim vereceğim de... İçim el vermiyor.

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

Bu orman evinde makarna da kömür de var

Sürekli farklı sebeplerle sınavdan geçen güzel ülkemizin demokratikleşme pakediyle ilgili atılıp tutulan çok şey var. Başbakan Erdoğan açıklama yaptı. Ancak konuşmasının bize aktarılan kısmında sadece muhalefeti muhattap aldığı için kafalar yine "onlar-bunlar" derken karıştı. Ama herkesin dilindeki bildik makarna ve kömür meselesi yine gündeme geldi: "Benim milletim bir paket makarnaya, bir çuval kömüre oyunu satmayacak kadar onurludur, gururludur, şereflidir. Sosyal devlet kime ne veriyorsa onun hakkı olduğu için veriyor."
Keşke kimse birkaç paket makarnaya muhtaç olmasa. Kimse oyunu satmakla itham edilmese. Keşke kömür ve makarna üzerinden oy pazarlığı yapılmasının dedikodusu bile olmasa... "Keşke keşke" derken ütopik bir yere geldim dayandım. Ütopyalar derken Başbaka Erdoğan'ın, yol geçmesin diye ormana sahip çıkan ODTÜ'lülere hitaben dediği başka bir laf geldi aklıma: "Çok seviyorlarsa Türkiye'de orman çok, gidip ormanda yaşasınlar."
"Çok seviyorsan git ........" tarzındaki yaklaşımın sertliği bir yana ben, tüm samimiyetimle söylüyorum ki ormanda bir yaşamı hayal ettim. Evet, lafı ilk duyduğumda ormanda yaşamanın ne keyifli olacağını düşündüm.

NEHİR KENARINDA GÜZEL BİR EV
Siz de hayal edin, bir nehir kıyısında, ormanın en güzel yerinde ufacık bir kulübede yaşıyorsunuz. Şehre ulaşmak, alışveriş ve benzeri gereksinimler için bir de sağlam jeep olsun. Ne makarnaya ihtiyaç olsun ne de kömüre... Her şey var.
Tabii en az iki kocaman köpeğiniz de var (kedi-köpek sevdiğinizi düşünüyorum). Daima özgürler. Bu hayali ormanda yırtıcı hayvan yok pek. O sebeple sorun olmaz. Köpekler sabahtan akşama kadar koşup oynuyor. Mutlular. Üstelik sizi de güvende hissettiriyorlar. Daha ne olsun.
Evin içi konforlu, her şey düşünülmüş. Kışın da çok soğuk değil, üşümezsiniz.
Sabahları güneş ışıklarının yemyeşil yaprakların arasında süzülmesiyle uyanıyorsunuz. Nehir usul usul akıyor. Daimi bir barış, huzur, sükunet... Ohh dünya varmış. Hep birlikte yaşayalım işte.

ORMANDA YAŞAMAK DA YASSAH!
Derken Fatih Bey (Altaylı) yazdı da öğrendim, öyle ormanda yaşamak filan da ne! Yasak! Ormanda geceyi geçirmenin cezası 74 lira. Kendisi bir defa denemiş zamanında. Bir gün atmış kafası, birkaç gün ormanda açıkhavada takılmak istemiş. Daha ilk geceden jandarma "hop" demiş tabii. Yani siz de benim gibi hayal kuranlardansanız bilin, bizde ormanlar yaşamak için değil. Fotoğrafını çekip duvarlara asmak için... Gerekirse kesip bina dikmek için... İşimize gelirse yok etmek için... Kim ne derse desin.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!