Kampüslerde son durum
Üniversite yıllarım 80’li yıllara denk geldi.
Yüksek okul öğrencisi olmanın, en zor iş olduğu kabus dolu günlerdi.
O günlerden aklımda sadece eylemler, olaylar ve boykotlar kaldı.
Bu yüzden hep eksikliğini hissederim kayıp yıllarımın.
Yine bu yüzdendir ki, bu yaşa geldim hala üniversitelerdeki eğitimi, kampüs yaşamını hep gıpta ile izlerim.
***
Son yıllarda İzmir eski kuşakların özlemini duyduğu bir üniversite kentine dönüştü.
5 vakıf üniversitesi ile 4 devlet üniversitesi, yüksek öğrenimini bu kentte geçirmek isteyenler için ciddi seçenekler sunuyor.
Bu aralar kentteki vakıf üniversitelerine bayılıyorum.
Yaşar olsun, İzmir Ekonomi olsun, Gediz olsun, İzmir Üniversitesi olsun, Şifa olsun hepsi alkışlanacak işler yapıyorlar.
Bir kere tamamı inanılmaz derecede sosyal.
Bilimsel, kültürel, sanatsal ve spor aktiviteleri hepsinde neredeyse en üst seviyede.
Ama hepsinden önemlisi uluslararası platformda kendilerine yer bulması, eğitimde dünyaya entegre olmaları ve araştırmaya önem vermeleri.
Her gün bir vakıf üniversitesinden bir başarı öyküsü düşüyor gündemimize.
Bir gün uluslararası alanda kabul görmüş bir bilimsel makale paylaşıyorlar, ertesi gün dünya gündemine dair bir araştırmayı.
Vakıf üniversitelerinin beni etkileyen bir başka yönü ise, girişimciliğe verdikleri değer.
Eğer bugün o yıllara geri dönme imkanım olsaydı, kesin bir vakıf üniversitesini tercih ederdim.
“Ya o kadar paran yoksa?” diyebilirsiniz.
Ne yapar yapar, burs kazanırdım.
Yani oralarda okumak için ille de çuvallar dolusu para ödemek gerekmiyor.
Bu arada devlet üniversiteleri kapsamında yer alan İzmir Yüksek Teknoloji Üniversitesi’nin de hakkını vermek lazım.
Sadece İzmir ve Türkiye adına değil, bilim adına inanılmaz işler yapılıyor orada da.
Eminim İYTE patentli bilim adamları bir gün gelecek buluşları ile pek çok önemli işe imza atacaklar.
***
Geçmişin özlemiyle İzmir’in üniversitelerini incelerken bir nokta dikkatimi çekti.
Bir dönem yüksek öğrenimin yıldızı olan Ege Üniversitesi ile 9 Eylül Üniversitesi pek çok konuda diğerlerinin gerisinde kaldı.
Ya da ne iş yaptıklarını anlatamadıkları için kamu oyunda öyle bir algı oluştu. Büyük ümitlerle yaşamımıza giren Katip Çelebi Üniversitesi ise bana göre şu an olması gereken noktanın daha altında.
Bu 3 devlet üniversitesi de pek çok konuda vakıf üniversitelerinin gerisinde kalmış durumda. Bu oralardaki akademisyenlerin suçu mu? Elbette değil.
Ortada bir yetersizlik durumu varsa tek sorumlusu akademisyenler değil, onlara çalışma koşullarını sağlayan yönetimler.