Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Yeni İstanbul İl Başkanı'nın AK Parti çevresinde yarattığı heyecan dikkatinizi çekti mi?

Peki nedenini düşündünüz mü?

Ben birkaç tanesini yazayım.

1. AK Parti tabanı, kan kaybıyla çıkılan yerel seçimlerden bu yana parti yönetiminde ve politikalarında değişim bekliyordu. Bugüne kadar o değişim yapılmadı, hatalı kampanya ve stratejileri belirleyen ekip görevde kaldı. Büyük farkla kaybedilen İstanbul’da ilk defa bir yönetici değişimi oldu.

2. Yeni başkan olan Osman Nuri Kabaktepe, Milli Görüş kökenli bir isim. Bu ismin göreve getirilmesine gösterilen memnuniyet, tabanın fabrika ayarlarına dönüş talebinin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor.

3. Parti teşkilatı yeni yüzlere, taze enerjilere ve yeni bir başlangıca ihtiyaç duyuyor. Bugüne kadar bu istekleri gerçekleşmedi. İstanbul’daki değişimle birlikte büyük kongrede genel merkez yönetiminde de köklü bir değişim olacağına dair umutlar arttı.

4. AK Parti hareketinin mayalandığı, iktidara yürümesine neden olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi, tabanda çok duygusal ve özel bir yere sahiptir. İl teşkilatının değişimi, belediyeyi geri alma umudunu alevlendirdi.

28 Şubat post modern darbesinin yıl dönümü nedeniyle çok sayıda yayın yapılıyor bugünlerde.

Ülkenin gördüğü en ciddi baskı dönemlerinden biriydi. Çok canımız yandı, çok acılar çektik ve ülke çok bedel ödedi.

Bunun hem mağduru hem şahidi olan biriyim.

O darbeye karşı büyük bir mücadele içinde geçirmiştik günlerimizi. Ülkede dindar insanlar olarak kendimizi azınlık hissediyorduk ve bu yüzden de her alanda dayanışma içindeydik.

O dayanışma ruhu ve mücadele azmiyle birlikte AK Parti doğdu ve büyük başarı kazandı. Çektiğimiz acıları dindirecek çok köklü reformlar yapıldı.

Uzun süre 28 Şubat travmasını üzerimizden atamadık. O nedenle her yıl dönümünde o günleri hatırlayıp, bir kez daha gerçekleşmemesi için uyarılarda bulunuyoruz.

Ancak bu retoriğin artık tükendiği kanaatindeyim. Zira şimdi dindar kesim azınlık değil, artık iktidarda olan bir çoğunluk.

28 Şubat sürecinin neden olduğu mağduriyet ile daha uzun süre retorik üretilemez sanırım. Etkisini kaybetti bana göre.

Şimdi iktidarda olan, devletin her kurumunda söz sahibi olan bir kesim olarak, bizim başımıza gelen haksızlıkların ve adaletsizliklerin başkalarının da başına gelmemesi için çalışmak gerekiyor.

Sanırım bu kısmına odaklanmak, 28 Şubat mağduriyetini tekrar dillendirmekten daha faydalı.

Türk siyasetinin en önemli isimlerinden biri olan Necmettin Erbakan’ın ölüm yıl dönümünde (27 Şubat 2011) birçok yerde anma etkinlikleri düzenleniyor.

Erbakan Hoca’nın Milli Görüş hareketinden doğan birçok parti var şimdi. Hepsi de Hoca’yı sahipleniyor. AK Parti, Saadet Parti’si, Yeniden Refah Partisi, Gelecek Partisi, Deva Partisi…

İşin ilginç yanı bu partilerin bazıları Hoca’nın siyasi mirasına talip ve diğerlerini Hoca’nın çizgisinden sapmakla suçluyor.

Erbakan Hoca’nın “Adil Düzen” diye kavramlaştırdığı bir öğretisi vardır. Bugün tüm dünyada adaletsiz düzenler yüzünden isyanlar, huzursuzluklar yaşanırken, bu kavram ne kadar önemli hale geldi.

Ne yazık ki, ne Hoca yaşarken ne de vefatından sonra “Adil Düzen” kavramının içi doldurulamadı. Uygulanabilir, ayakları yere basan, reel politik olarak bu kavramın için doldurulsaydı, bugün dünyada alternatif bir sistem önerisi olarak bile sunulabilirdi.

Ayrıca anma etkinlikleri düzenleyen partiler, vakıflar ve derneklerin hiçbiri, halen Erbakan’ın siyasi hayatını anlatan belgesel, film, araştırma merkezi, görsel ve yazılı bir külliyat da hazırlamış değil.

Hamasi konuşmalar ve klipler hazırlamak daha kolay geliyor sanırım.

Oysa siyasi tarih açısından ne kadar önemli bir isim ve önemli bir hareket.

Pandemide kısmi kısıtlarla sorunu çözemediğimiz anlaşıldı. Vaka sayıları yine yükselişe geçti.

Başta Karadeniz şehirleri olmak üzere, bazı illerde vaka sayısı çok yüksek risk alanına girdi. Buna mukabili bazı illerde de ciddi düşüş var.

Bunun sebebi bazı illerde vatandaşlar kurallara uyuyor, bazı illerde uymuyor. Ancak kısıtlar tüm iller için getiriliyor yine de. Özellikle restoran, kafeterya, okullar tüm illerde kapalı.

Peki kurallara uymayarak toplam vaka sayısını ve ölüm oranlarını arttıran şehirlerle, kurallara uyan şehirler için aynı kısıtlama getirilmesi adil mi? Bence değil.

O nedenle vaka sayıları yüksek risk gurubunda olan illere özel, seyahat yasağı da dahil, güçlü kısıtlamalar getirilmeli. Kurallara uyan diğer illerde ise normalleşme süreçlerine gidilmeli.

Bunun teşvik edici bir yanı olduğunu da düşünüyorum.

Aksi takdirde kurallara uymayan o şehirlerden her gün yüzlerce insan başka şehirlere giderek virüsü taşımaya devam edecek.

Özetle, vaka sayısı yüksek riskli olan illerde kısıtlar arttırılsın, seyahat yasağı gelsin, tam kapanma yapılsın, diğer illerde normalleşme sürecine geçilsin.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00