Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        “Memento Mori”, Latince ölümü unutma, fani olduğunu hatırla demektir. Bu deyim, antik dünyada zafer kutlamaları sırasında komutanlara söylenen birkaç sözden birisidir. Osmanlı’da da buna benzer bir geleneğin var olduğu söylenir. Cuma selamlığından sonra bir yeniçeri “Mağrurlanma padişahım senden büyük Allah var” sözünü yüksek sesle bağırırmış.

        Dünyanın ömrüne göre insan ömrü anlık bir zaman dilimidir. Ama bu kısacık ömrüne rağmen o, dünyayı değiştirmek, dünyaya kök salmak, kalıcı olmak, ölümden sonra da yaşamak ister. Ölümsüz eserler peşinde koşar durur. Bunu yapabilecek kudreti de vardır. Bu kudret bazen bir vicdan bazen bir inanç bazen de bir çaresizlik olarak ortaya çıkar. Bundan dolayı da bu dünyada insanın varlığından çok onun yapıp ettikleri çok daha kutsaldır. Bu kutsallığı derinleştiren en önemli özelliği ise onun bir niyet ve vicdan sahibi olmasıdır. Nitekim bu durum, insan ile diğer varlıklar arasındaki farkın da bir “derece” farkı olmadığının en açık göstergelerinden birisidir. Bir başka ifadeyle insanla diğer canlılar arasındaki fark, bir mahiyet farkıdır, bir derece farkı asla değildir.

        Kim bilir belki de insanın en büyük çelişkilerinden birisi de bahsi geçen bu vicdan ile sahip olduğu arzularının arasındaki anlamsal farklılıklardır. Hem ebedi olmak ister hem de bildiği en somut gerçek, ölümlü olduğudur. Ama insanın pratikleri onu yukarda anılan deyimde olduğu gibi bu tek bildiği mutlak gerçekten uzaklaştırabilir. Onun için fani olduğunu unutmamak, kendini tanrılaştırmamak hayatın anlamı için vazgeçilmez bir parametredir.

        Bu köşede yazılan her yazı, bu gerçeğin farkında olunarak yazılabilir mi bundan pek emin değilim ama her an bu gerçeğin gözetilmesi kaygısı var olacaktır. Elbette bu çelişkinin vermiş olduğu tedirginlik kimi zaman hata yapmaya da neden olacaktır ama bu bir tarz olmayacak, sistematik bir hal almayacaktır.

        Sosyolog K. Mannheim’e göre bireyleri toplumsal belirlenmişlikten ve tek bakışlı bir perspektiften kurtarmanın en basit yolu güvenilir bilgiler üreten bilginleri veya entelektüelleri takip etmektir. Peki aydın ve entelektüelleri kim kişisel belirlenmişliklerden ve kaprislerinden kurtaracaktır? Onların da fani olduğunu hatırlatan bir köle/meczup her daim hayatlarında olabilir mi? Asıl işlevlerinden birisi de bu olan vicdanın kanatılmadan veya tedirgin edilmeden bunu yapabilmesi ne kadar mümkündür? Descartes’a göre de tanrının insanlara adil olarak verdiği tek özellik vicdandır.

        Her daim yanı başımızda olan bu meczubun bize fısıldadığı ateşten kelimeler ruhumuzu karartabilir ve bizi kendisinden uzaklaştırabilir. Hatta kimi zaman bize öyle olmadığı halde şirin gözükerek de farklı bir dilden seslenebilir. Onun için her sese kulak vermek ama neyi fısıldadığını bilebilmek belki de en önemli yeteneklerimizden birisidir. İnsan hem iyiliği hem de kötülüğü bilen ve bu ayrımı yapan bir varlık olarak iyi olma potansiyeline sahiptir. Bunun için de her seferinde kişinin kendine dönmesi, kendisini sorgulaması en kalıcı kontrol mekanizmasıdır.

        Diğer Yazılar